Bilme eylemi ilk insan, ilk peygamber, Hz. Âdem’e cennette öğretilendi. Zira insan bildikçe, idrak ettikçe yücelirdi. Böylece o, önce kendisini sonra da en yüce olan Rabbini bilir ve varlığını anlamlandırabilirdi. Son elçiye gelen ilk vahiy de “Oku!” emri ile başlamamış mıydı? Kuşkusuz bu hitap insanın kendisi, kâinatın yaratılışı, tabiat olayları kısacası varlığın her boyutu üzerinde tefekküre bir davetti. Allah (c.c.), “De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 39/9) sualiyle ilim olgusuna dikkatlerimizi çekmişti. Elbette sadece insan değil medeniyetler de ilimle, bilimle neşet eder ve yücelirdi. İslam medeniyetinin temelleri de vahyin bu öğretileri ve Allah Resulü’nün ilme teşvikleri doğrultusunda inşa edilmişti. Asr-ı Saadet Dönemi’nden itibaren mescitler, medreseler her biri aynı zamanda birer ilim meclisiydi. Tüm bilimlere ilgi duyulan ve bilimsel alanda ilerlemelerin kaydedildiği Abbasiler zamanında MS 800 yılında Tunus’ta dünyaya gözlerini açtı Fatıma el-Fihrî.
Fatıma henüz çocukken fakih olan babası Muhammed b. Abdullah el-Fihrî, Kayrevan’daki Şiî hâkimiyetinden kaçarak ailesiyle birlikte Fas’a göç etti. İyi bir eğitim alan Fatıma el Fihrî ile kız kardeşi Meryem’e babalarından büyük bir servet miras kaldı. İlim aşığı, takvasıyla meşhur, yardımsever iki kız kardeş, bu mirasın bir kısmını muhtaç kimselere diğer kalan kısmını da cami ve külliye yaptırmak üzere vakfetti. 859-860 yıllarında Fatıma, Fes’in Kayveran Mahallesi’nde Karaviyyin Camii’ni, Meryem ise Endülüs mahallesinde Endülüs Camii’ni yaptırdı. Bir ramazan ayında temelleri atılan caminin inşa süreciyle bizzat ilgilenen Fatıma el-Fihrî, cami tamamlanıncaya kadar günlerini şükür sadedinde oruç, ibadet ve dua ile geçirdi. Fatıma’nın asıl emeli, niyeti ve niyazı bu yapının bir ilim merkezine dönüşmesiydi. Nihayetinde inşasından üç yıl sonra cami, İslami ilimlerin okutulduğu Fes şehrinin en önemli dinî eğitim merkezi oldu.
Karaviyyin Medresesinde halka açık eğitim yapılırdı. Böylece derslere sadece öğrenciler değil kendini yetiştirmek isteyen tüccar, sanatçı, işçi olan insanlar da katılırdı. Dersleri takip etmek isteyen esnaf, gündüz belirli bir saatte dükkânlarını kapatmayı âdet edinmişlerdi. Fas’ın en önemli ilim merkezlerinden olan Karaviyyin Camii zamanın hükümdarları tarafından özel bir ihtimam gösterilerek tarihsel süreçte yenilendi ve genişletildi. Bilhassa Merînîler, caminin etrafına medreseler ve kütüphane inşa ettiler. Kütüphanede kâğıt ve ceylan derisi üzerine yazılmış Mushaflar ve bazı hadis kitaplarının yanı sıra tıp, felsefe ve matematik bilimine ait kıymetli eserler vardı. Hükümdarlar ve özel şahısların bağışladığı nadide eserlerden oluşan Karavviyin Kütüphanesine İbn Haldun da meşhur eseri el-ʿİber’in bir nüshasını vakfetmişti. Zengin kütüphanesiyle Karaviyyin Medresesi daha da meşhur oldu ve İslam dünyasının çeşitli bölgelerinden ilim öğrenmek isteyenlerin Fas’a rağbet etmelerini sağladı. Ayrıca Endülüs’ün Hristiyanlar tarafından işgal edilmesinin ardından pek çok âlim Fas’a gelerek Karaviyyîn Medresesinin eğitim kadrosuna katıldı. (DİA, Karaviyyin Camii md.)
Günümüzde de en önemli kütüphaneler arasında sayılan ve UNESCO’nun “Dünya Hafızası” listesine aldığı Karaviyyin Üniversitesi Kütüphanesi’nde 4000 el yazma nadide eser bulunmaktadır.
Dinî ilimlerin yanı sıra hukuk, mantık, matematik, edebiyat, tıp, kimya, müzik ve tarih alanlarında derslerin de verildiği Karaviyyin Medresesi, üniversite olma statüsüne Merînîler döneminde kavuştu. Karaviyyin Üniversitesi kurulduğu andan itibaren eğitim kalitesiyle nice âlimi ve bilim insanını yetiştirdi. İbn Haldun, İbn Hazm, İbn Arabi, İbn Rüşd, İbn Batuta, Yahudi Felsefeci İbn Meymun, Avrupalı gezgin Afrikalı Leo, Papa II. Sylvester gibi isimler eğitim almak ya da eğitim vermek üzere Karaviyyin Ünivesitesine yolu düşenlerdi. Dünyanın ilk ve en eski, saygın üniversitesi olan Karaviyyin’de sadece Müslümanlar değil Yahudiler ve Hristiyanlar da eğitim görmekteydi. Genç kızlar, kadınlar da bu eğitim ve kültür hizmetlerinden istifade ederlerdi. Hatta kadın âlimlerin de ders halkaları vardı burada eğitim verirlerdi. (Sümeyra Ocak, “Estetik, Mimari ve İşlevsel Yönleriyle On İki Asırlık Fas Karaviyyin Camii”, IX. Uluslararası Din Görevlileri Sempozyumu,2018, s.294)
Vahyin ilk öğretisi “Oku!” hitabının gereği bir Müslüman kadın, Orta Çağ Avrupa toplumlarının henüz karanlıkta olduğu ve kadının insan olup olmadığının tartışıldığı bir dönemde, İslam beldesinde 859 yılında ilk üniversiteyi kurdu. Fas’ın incisi, âlemin göz bebeği olan bu nadide mekânın kubbesinde asırlar boyunca nice kıymetli âlimin ve sanatkârın sesi yankılandı. Her yaştan, farklı sosyal sınıf ve inançtan insanların eğitim aldığı bu üniversite tarihsel süreçte birçok bilimsel çalışmalara kapı araladı.
Bin yıllık bir geçmişe sahip olan ve İslam dünyasının en önemli eğitim, kültür merkezlerinden biri hâline gelen Karaviyyin Üniversitesi, ilk ve en eski üniversite olma unvanıyla UNESCO ve Guinness Rekorlar Kitabı’nda yer aldı. Kuşkusuz Karaviyyin Üniversitesinin bu haklı şöhreti Fatıma el Fihrî’nin samimiyetle Rabbine yönelerek inşa ettirdiği caminin bir ilim meclisine dönüşme niyazının tecellisiydi. Fatıma el Fihri, basiretiyle yüzyıllar öncesinden hem yaşadığı dönemi hem de geleceği aydınlattı. Ardından kalan sadaka-i cariyesi ile öncü bir Müslüman kadın olarak tarihte derin bir iz bıraktı.