FARKLARIN BİRLİĞİ
MUHARREM

Sümeyra GÜVENDİ BENZOUINE

Başkanlık Vaizi

Bütün Müslüman toplumların, geçmişten günümüze aynı dine mensup olmalarından dolayı birçok ortak değer ve kıymetlileri vardır. Hicri yılbaşı olan muharrem ayı, muharrem ayının onuncu gününü ifade eden aşure günü ve Kerbela Olayı da bunlardan bazılarıdır. Dolayısıyla farklı kültür ve coğrafyaya, farklı dinî algılara bakılmaksızın tüm İslam âleminin ortak değeridir muharrem. Kendisi ile özdeşleşmiş ve muhtelif yiyeceklerin birleşerek muhteşem bir tat ortaya koyduğu aşure gibi farklı anlamları içinde meczetmiş, farklılığın birliğinde var olmuş bir aydır muharrem. İslam dünyasının hem kırılma noktası hem de tarihî kaydıdır. Bir yanı zulümden kurtuluşa yol olan hicret, bir yanı yürek sızısı olan “ah”tır muharrem.

Muharrem kelimesi “haram kılınan, kutsal olan, saygı duyulan” gibi anlamlara gelir. “Gökleri ve yeri yarattığı gün koyduğu kesin hükme göre Allah katında ayların sayısı on iki olup bunlardan dördü haram aylardır…” mealindeki Tevbe suresinin, 36. ayetinde vurgulanan ve daha sonra Hz. Peygamber’in hadisi ile isimleri açıklanan (Buhari, Hac, 132), savaşmanın haram olduğu, emniyet ve güvenin her yanı sardığı aylardan biridir.

Muharrem ayı, İslam tarihinde zor ve sıkıntılı Mekke günlerinden feraha, umut dolu güzel günlere açılan bir kapıdır. Bu ay hicret ayıdır. İşkencelerin, açlığın, hor görülmenin bittiği, İslam’ın sosyal teşekkülünün başlangıcı, gönüllerin İslam’a ve Müslümanlara açıldığı bir dönüm noktasıdır. Bundan dolayı Hz. Ömer, halifeliği döneminde hicreti takvimin başı olarak kabul etmiştir. Böylece muharrem ayı Müslümanlar için hicri olarak yeni bir yılın başı, yeni başlangıçların umudu olmuştur.

Muharrem, İslam’dan önceki ehlikitap için de değerli olan bir aydır. “Cahiliyede Kureyş, aşure günü oruç tutardı. Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine’ye gelince, Yahudilerin aşure gününde oruç tuttuklarını görmüş ve ‘Bu gün niçin oruç tutuyorsunuz?’ diye sormuştu. ‘Bu, hayırlı bir gündür. Allah, o günde Benî İsrâil’i düşmanlarından kurtardı. (Şükür olarak) Hz. Musa o gün oruç tuttu.’ dediklerinde Resûlullah (s.a.s.) da ‘Ben Musa’ya sizden daha layığım (yakınım).’ buyurup o gün oruç tuttu ve Müslümanlara da tutmalarını tavsiye etti.” (Müslim, Sıyâm, 127-128)

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Allah’ın ayı olan bu ayda oruç ibadetine verdiği önem şu hadis-i şerifte açıkça görülmektedir: “Nafile oruç tutacaksan muharrem ayında tut! Çünkü o Allah’ın ayıdır.” (Müslim, Sıyam, 202) Bir başka rivayette: “Resûlullah (s.a.s.) Medine’ye geldiğinde aşure orucunu tuttu ve ashabına da aşure orucunun tutulmasını emretti. Ramazan orucu farz kılınınca Resûllullah (s.a.s.) aşure orucu tutmayı bıraktı. Bundan sonra dileyen aşure orucunu tuttu, dileyen de tutmadı.” (Buhari, Savm, 69) buyrulmaktadır.

Nafile ibadetlerin (özellikle oruç) teşviki ile huzur/ibadet ayı, savaşın yasaklanması ile güven ayı, hicrî yılın başı olması hasebiyle bir umut ve temenni ayı olan muharremin bu özellikleri Kerbela Olayı ile gölgelenmiştir. Öyle bir gölge ki karanlığı asırları aşmıştır. Öyle bir Kerbela ki ismi ile müsemma kerb-ü bela yani tasa ve üzüntü olarak anılagelmiştir.

“Ah”sız kullanılmamaya ahitli bir kelime Kerbela…

10 Ekim 680’de Irak’ın Kûfe kenti yakınlarındaki Kerbela çölünde Hz. Peygamber’in (s.a.s.) “Dünyada kokladığım çiçeğimdir.” (Ahmet b. Hanbel, Müsned, II, 288) dediği torunu Hz. Hüseyin’in ve yâranının, şehit edildiği izahtan vareste bir “ah”tır Kerbela.

“Hasan ve Hüseyin’i seven beni sevmiş, onlara kin tutan bana kin tutmuştur.” (Ahmet b. Hanbel, Müsned, II, 288) diyen kutlu Nebi (s.a.s.) irtihal edeli çok olmadan, onun ehlinden şehit olanların ortak kelamı bir “ah”tır Kerbela.

Kardeşi Zeyneb’in çığlığı, Kûfe ehlinin pişmanlığı, âlem-i İslam’ın asırlardır dinmeyen yürek acısı, ortak sızısı bir “ah”tır Kerbela.

“Bağrında gerçekleşen bu acıya nasıl tahammül ettin?’ diye sorulsa cevabı yürek yakan bir “ah” olan bedbaht yerin adıdır Kerbela.

Cihanı ağlatan, gözlerden Fırat boşaltan, Hz. Hüseyin ve yâranına susuz çöl olan bir “ah”tır Kerbela.

Yunus Emre’nin “Şehitlerin ser-çesmesi, enbiyanın bağrı başı ve evliyanın gözü yaşı” dediği Hz. Hüseyin’i şehit edilmesine dayanamayan bir “ah”tır Kerbela.

Suya kaside yazan Fuzuli’ye susuzluğun kasidesi “Hadikatü’s-Süeda”yı yazdıran “ah”tır Kerbela.

Asırlar sonrasına bile ibret nazarı sunan, Hz. Hüseyin’in uğruna şehit olduğu hak ve adaletin değerini ortaya çıkaran, anlam içinde anlamı olan bir “ah”tır Kerbela.

Her “Unutmam, unutamam." diyenin, âlemin neresinde olursa olsun, kimden gelirse gelsin her türlü zulüm, haksızlık, ayrımcılık ve zorbalığın karşısında durarak uhuvvet, hakikat ve adaletin savunucusu olması gerektiği, doğru okunmaya muhtaç bir “ah”tır Kerbela.

“Ah”lar ağacı Kerbela’yı bağrında taşıyan, umudun ve yeni başlangıçların adı hicrete önayak olan ve haram ayların dörtte biri olan, bütün bunları aşure aşında cem edip sunan farkların birliğidir muharrem.

Bize düşen, yeni “ah”ların yaşanmaması adına, farklılıklarımızla bir olmanın, geçmişte yaşanılan elim hadiselerden ibret alarak birliğimizi, beraberliğimizi zedeleyecek davranışlardan sakınmanın adıdır muharrem.