EVRENSEL VEFA BORCU: ANA BABA HAKKI

Dr. Mehmet BAĞÇİVAN
Yalova Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi

وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ اِحْسَاناًؕ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ كُرْهاً وَوَضَعَتْهُ كُرْهاًؕ...

Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu!..

(Ahkâf, 46/15)

Yüce Allah’ın yarattığı varlıklar içinde insanoğlu ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Zira Allah Teâlâ, insana bilgi, kültür üretme ve iletme aracı olan akıl/dil/beyan (Rahman, 55/4), yazı ve öğrenme kabiliyeti (Alak, 96/4-5) bahşetmiş ve insan bilhassa bu niteliği sebebiyle meleklerden ayrışmış, yeryüzünde Allah’ın halifesi olma şerefine erişmiştir. (Bakara, 2/30-34) Keza insan, tabiat karşısında biyolojik bakımdan son derece zayıf ve yetersiz olduğu hâlde bu yeteneği sayesinde yaşamı kolaylaştırılmaktadır.

İnsana verilen bu yetenekler beraberinde sorumluluklar da getirmektedir. Bu anlamda onun en büyük sorumluluğu, kendisini üstün donanımlarla yaratan Rabbine layık kul olup ona ortak koşmamaktır. Sonrasında insanın en evrensel ödevi anne babasına karşı yükümlülüklerini yerine getirmek, onlara güzel şekilde muamele etmektir. Nitekim anne babaya iyi davranmanın gerekliliğiyle alakalı ayetlerde bu sorumluluk daima Allah’a şirk koşmama emrinden hemen sonra zikredilmektedir.

“Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” (Nisâ, 4/36)

Esasen bu husus sadece Kur’an için değil önceki semavi dinler için de geçerlidir. Nitekim Museviliğin özünü oluşturan ve Hz. Musa’ya levhalara yazılı olarak verilen 10 Emir’de de insanın Allah’a karşı ödevlerini belirten ilk maddelerden sonra diğer varlıklara yönelik ilk emir anne babaya iyilik yapmaktır.

Aynı şekilde Meryem suresinde Hz. İsa’nın ağzından bu sorumluluk şöyle ifade edilmektedir: “Bebek şöyle konuştu: Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı verdi ve beni bir peygamber yaptı. Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti. Beni anneme saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı.” (Meryem, 19/30-32)

Kuşkusuz anne babanın değer ve mükellefiyet skalasındaki bu öncelikli statüsü, özellikle dış dünyaya karşı savunmasız olduğu bebeklik/çocukluk evrelerinde insanın zayıflıklarını kapatma ve maddi-manevi ihtiyaçlarını karşılama konusundaki eşsiz konumlarıyla alakalıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de anne babaya iyiliğin emredildiği yerlerde, bilhassa annelerin hamilelik ve doğum sürecinde çektiği sıkıntılara vurgu yapılmaktadır. “Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplamda) otuz aydır.” (Ahkâf, 46/15)

Emir ve tavsiyede bulunulduğu zaman muhatapta istenen tesiri gösterecek kelimelerin özenle seçilmesi Kur’an-ı Kerim’in önemli bir üslup özelliğidir. Mesela kısas hükmünün yer aldığı ayette davalı tarafların “din kardeşi” oldukları vurgulanmakta, yine boşanmış karı kocaya aralarındaki ortak payda olan “çocukları” üzerinden birbirlerine karşı hukuku hatırlatılmaktadır. Bu noktada, anne babaya iyiliğin emredildiği ayetlerde “ebeveyn” yerine “valideyn” kelimesinin kullanılması rastlantı değildir. Zira böylece hem kendilerini dünyaya getirenin onlar olduğu hatırlatılmakta hem de annenin evladı üzerindeki hakkının daha büyük olduğuna işaret edilmektedir. Nitekim Hz. Peygamber’e (s.a.s.) kime iyilik yapması gerektiğini soran sahabiyi Allah Resulü üç defa annesine, daha sonra babasına iyilik yapmaya yönlendirmiştir. (Buhari, Edeb, 2; Müslim, Birr, 1)

Yetim ve öksüz büyüyen Hz. Peygamber’in (s.a.s.), üzerinde büyük emekleri bulunan Fatıma bint Esed ve Ümmü Eymen’e daima minnet duyup onları “annemden sonra annem” diyerek anması ebeveynin bu mümtaz konumunun, salt biyolojik ilişkiden değil çocuğun doğumu ve yetişmesinde çekilen sıkıntılar ve yapılan fedakârlıklarla ilgili olduğuna dikkat çekilmektedir.

Yeri gelmişken şunu da belirtmek gerekir ki her şeye rağmen anne babaya karşı sorumluluk da mutlak ve sınırsız değildir. Kur’an-ı Kerim’de iki hususta anne babaya itaat edilemeyeceği ve onların tarafının tutulamayacağı belirtilmektedir. Bunlardan birincisine göre, ebeveynin çocuklarını Allah’a şirk koşmaya zorlaması hâlinde onlara itaat edilmesi yasaklanmaktadır. (Ankebût 29/8) İkinci olarak da iman edenlere kendilerinin, anne babalarının ve yakınlarının aleyhine bile olsa adaleti titizlikle ayakta tutmaları tembih edilmekte (Nisâ, 4/135), yani hakkın/adaletin hatırının anne baba hatırından bile yüce olduğu ifade edilmektedir.

Son olarak diyebiliriz ki anne-çocuk ilişkisi açısından insanı diğer canlılardan ayıran en önemli husus, ihtiyaç ilişkisinin ve aralarındaki hukukun ömür boyu devam etmesidir. Dolayısıyla günümüzde belirli günlerde anne babaları hatırlayıp onlara hediyeler vererek kendisini sorumluluklarını yerine getirmiş saymak doğru değildir. Bilakis hayatın her evresinde bir ömür ebeveynlere karşı sorumlulukların devam ettiği hatırdan çıkarılmamalıdır.