EVLİYA ÇELEBİ’NİN
KÜTAHYA’SI

Seher MERİÇ

Araba kullanırken müzik dinlemeyi eminim herkes sever. Hele o anki ruh hâlinize uygun bir şeyler çalıyorsa yolun nasıl bittiğini bile anlamazsınız. İşten eve dönerken bana yol arkadaşlığı yapacak bir şarkı arıyordum arabanın radyosunda. Karşıma türkülerin hikâyesi isimli bir program çıktı. Sunucu olan kadın “Kütahya’nın Pınarları” isimli türküyü anons etti. Bütün günün yorgunluğunu alan bu türküye ben de eşlik ettim. Türkünün bitiminde sunucu bu türkünün acıklı hikâyesini anlattı. Hepimiz biliriz ki medeniyetlerin beşiği olan Anadolu’da hiçbir türkümüz hikâyesiz değildir. Yürekten dökülen duygular, içinde yaşadığımız kültürün beklenti ve düşünceleriyle şekillenip önce kelimelere daha sonra da bir sazın telleriyle dinleyenlerin gönlüne aktarılır.

Bu düşüncelerle yoluma devam ederken aklımda Kütahya’nın ünlü seyyahımız Evliya Çelebi’nin memleketi olduğunu bildiğim hâlde neden yolumun bu şehre düşmediği geldi. İşte benim Kütahya yolculuğum da böyle başladı.

Kütahya; porseleni, çinileri, vadi ve yaylalarının doğal güzellikleri, tarihî mirası, kültürel değerleri ve kaplıcaları ile keşfedilmeyi bekleyen tarihî bir kenttir.

Kütahya’nın bilinen tarihi, milattan önce 1800’de Hititler ile başlıyor. Kütahya, tarihi boyunca sırasıyla Hititler, Frigler, Persler, Makedonyalılar, Romalılar, Doğu Roma İmparatorluğu, Anadolu Selçuklu Devleti, Germiyanoğulları Beyliği ve Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetine girmiş ve nice uygarlığa ev sahipliği yapmış. Germiyanoğulları Beyliği’nin başkenti olan Kütahya, Türk ve dünya tarihinde yer eden büyük zaferin kazanıldığı yer olmasıyla da dikkat çekiyor.

Ülkemizdeki ikinci Efes olarak da bilinen Aizanoi Antik Kenti de Kütahya’nın Çavdarhisar ilçesinde yer alıyor. 2012 senesinde UNESCO’nun Dünya Miras Geçici Listesi’ne giren antik kentte, 15 bin kişilik amfiteatrın ve hemen yanındaki 14 bin kişilik stadyum kompleksinin dünyada bir başka örneği olmadığı biliniyor. Ayrıca dünyanın ilk ticaret borsa binasının da burada bulunduğunu söylemem lazım.

Eskişehir, Kütahya ve Afyon arasında kalan Frig Vadisi’nden, özel ağaç türlerine ev sahipliği yapan Domaniç Ormanları’na ve Kütahya’da termal turizm açısından önemli değerler olan kaplıcalara kadar görülmeye değer pek çok yer bulunuyor.

Her karış toprağında yüzlerce hikâye barındıran Kütahya’nın adı, ilk kurulduğunda seramik kenti anlamına gelen “Saramorum”muş. Frigler zamanında şehrin adı, Koti’nin Kenti anlamına gelen “Kotiaeion” olarak değiştirilmiş. Selçukluların şehri fethetmesinden sonra da şehre “Kütahiye” adı verilmiş. Bu isim zamanla günümüzdeki hâlini alarak “Kütahya” denilmeye başlanmış.

Özel Kütahya çinileri, seramikleri ve porselenleri ile meşhur olan şehirde, el sanatları günümüzde de canlılığını korumaya devam etmektedir. Simav ve çevresindeki pek çok atölyede el yapımı seramik üretimi günümüzde de yoğun olarak yapılmaktadır.

İçinde ve dışında yer alan eşsiz güzellikteki süslemeler ile tüm ziyaretçilerini kendine hayran bırakmayı başaran Kütahya Çinili Cami ise 1973 senesinde ressam ve neyzen Ahmet Yakupoğlu tarafından yaptırılmış. Orta Asya Türk mimarisinden izler taşıyan Çinili Cami, iki katlı ve tek kubbeli olarak yapılmış. İç mekânda kalem işi süslemelerin yer aldığı caminin dışı ise özel olarak üretilen mavi Kütahya çinileri ve Türk motifleri ile bezenmiş.

Dünyaca ünlü seyyah ve Seyahatname’nin yazarı olan Evliya Çelebi, tüm dünyada bir ilim adamı ve tarihçi olarak da bilinir. Evliya Çelebi’nin doğduğu ev, Kütahya Belediyesinin de desteği ile dedesi Kara Ahmet Bey’in türbesinin yanına tekrar yapılır. Beraberinde bulunan eski yapı ile birleştirilen konak günümüzde geleneksel el sanatlarının yaşatılmasını amaçlayan Evliya Çelebi Kültür ve Sanat Evi olarak varlığını sürdürüyor. Eskişehir’den Kütahya’ya girerken 2002 yılında Kütahya Valiliği tarafından yaptırılan Evliya Çelebi Anıtı’nı görebilirsiniz.

Anadolu’da görülen ahşap mimari özelliklerini gösteren tarihî Kütahya evleri ise 19. yüzyıl sivil mimarlık örnekleri olarak öne çıkar. Özellikle Germiyan Sokağı’nda bulunan Germiyan Konakları’nı mutlaka görmelisiniz. Ahi Erbasan Caddesi’nde de sıralanmış Kütahya evleri de seyredenleri zaman tünelinde yolculuğa çıkarır.

Aslına uygun olarak korunmuş Kütahya evleri, genellikle iki ya da üç katlı oluyor ve kendine özgü mimari öğeleri ile eski konak kültürünün en güzel yansımalarını oluşturuyor. Kütahya konaklarını genel olarak beyaz, kirli sarı, çivit mavisi veya aşı boyası rengine sahip. Konakların giriş kapıları atların da girebilmesi için oldukça geniş olarak yapılmış.

Şehrin bir güzelliği de Kanuni Sultan Süleyman’ın Vezir-i Azam’ı tarafından yaptırılan Rüstem Paşa Medresesi. 1550 yılında yapılan medrese, 1930’lu yıllarda aslına uygun olarak restore edilmiş. Rüstem Paşa Medresesine ait kitabeyi Kütahya Arkeoloji Müzesi’nde görebilirsiniz. Medrese günümüzde el sanatları çarşısı olarak varlığını sürdürüyor.

Adına türbe yapılan ilk Türk annesi olarak bilinen Hayme Ana, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin ninesi ve Ertuğrul Gazi’nin annesidir. Eşi Gündüz Alp’in ölümünden sonra Kayı Boyu’nun başına geçen Hayme Ana, güçlü ve lider kişiliği ile her türlü zorluğun üstesinden gelerek başında olduğu topluluğu Söğüt ve Domaniç bölgesine ulaştırmış. Devlet Ana olarak da anılan Hayme Ana, yetiştirdiği evlatlar sayesinde Osmanlı’nın ilk harcını atmıştır.

Hayme Ana’nın defnedildiği yer 2. Abdülhamid Han tarafından araştırılıyor ve bulduruluyor. Daha sonra 1886 yılında buraya Hayme Ana Türbesi yapılıyor. Günümüzde, Kütahya’nın Çarşamba Köyü’nde, her sene eylül ayının ilk pazar günü “Hayme Anayı Anma ve Göç Şenlikleri” gerçekleştirilir.

Bizans Dönemi’nden kalma bir yapı olan Kütahya Kalesi de, şehre hâkim bir tepe üzerinde yer alıyor. Kalenin 72 burcu bulunuyor ve bu özelliği ile Kütahya Kalesi Türkiye’nin 3. büyük kalesi olarak dikkat çekiyor. Tarihi kalenin içinde günümüzde iki çeşme ve iki mescit bulunuyor.

Kütahya sadece zengin tarihi ile öne çıkmıyor. Doğal güzelliklerinin yanı sıra şehirde pek çok termal kaynak ve kaplıca yer alıyor. Ülkemizde Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilen 80 adet termal turizm merkezi var ve bunların 8 tanesi Kütahya’da bulunuyor. Dolayısıyla Kütahya termal turizm ve sağlık turizmi açılarından oldukça önemli bir yere sahip.

Jeotermal kaynaklar söz konusu olduğunda Türkiye’nin zengin şehirlerinden biri olan Kütahya’da termal sular sağlığa olan etkileri ile insanları cezbediyor. Hem yerli hem yabancı turistler Kütahya kaplıcalarının imkânlarından yararlanmaya geliyor. Yemyeşil orman içindeki Ilıca Kaplıcaları, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde bile yer alan Eynal Kaplıcaları ve 8 asırlık Yoncalı Kaplıcaları, rafting ve olta balıkçılığı imkânları da sunan Dereli Kaplıcaları ve çok daha fazlası Kütahya’da benim gibi termalseverleri bekliyor.

Hem doğayı sevenler hem tarihi merak edenler için oldukça dikkat çekici güzellikler barındıran Frigya Vadileri, Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden biri olarak görülüyor. Yaklaşık 3000 sene önce Afyonkarahisar, Ankara, Eskişehir ve Kütahya arasındaki coğrafyada Frigya kuruluydu. Günümüzde Friglerin izini sürmek isteyenler, bir tematik kültür yolu olan Frig Yolu’nu yürüyerek ya da bisiklet ile keşfe çıkıyor. Üç ana rotaya sahip olan bu yol, toplamda 506 km uzunluğa sahip.

Volkan tüfü türü kayaçlar ile Kapadokya’yı andıran doğal bir kaya yapısının görüldüğü bu yolda görkemli antik yollar, kayalara oyulmuş evler, ibadethaneler ve çok daha fazlası görülebilir. Zamanda yolculuk imkânı veren Frig Vadileri’ni mutlaka ziyaret etmelisiniz. Memleketi Afyon olan bir seyyah olarak benim de oldukça geç keşfettiğim muhteşem bir bölge olduğunu söylemeliyim.

Türkiye’nin en yaşlı kestane ağacı olarak bilinen 1000 yıllık kestane ağacı, Kütahya’nın Kumarı Köyü’nde yer alıyor. Çapı 8 m ve yüksekliği 25 m olan ağaç, 7 Eylül 1995 tarihinde “anıt ağaç” olarak tescillenmiş. Bu ağacın yakınındaki diğer iki kestane ağacı da aynı tarzda gelişim gösterdiği için korunması gerekli tabiat varlığı olarak tescillenmiş durumda.

Kentte çok sayıda müze bulunuyor. Bunların en bilinenleri Kütahya Arkeoloji Müzesi ve Çini Müzesidir. Kütahya Ulu Camii’nin yanında yer alan Kütahya Arkeoloji Müzesi, Umur bin Savcı Medresesi adı ile bilinen yapıda ziyaretçilerini ağırlıyor. 1314 senesinde yaptırılmış olan bina, Vecidiye Medresesi olarak da biliniyor ve Selçuklu mimarisinden izler taşıyor.

1965 senesinde ziyarete açılan Kütahya Arkeoloji Müzesinde sergilenen en önemli eser, Aizanoi Antik Kenti’nde yapılan kazılarda ortaya çıkan ve dünyada bulunan Amazon lahitleri arasında en korunmuş durumda olan Amazonlar Lahidi’dir. Bunun dışında müzede; Paleolitik, Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Frig, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı zamanlarına ait eserler sergileniyor.

Türkiye’nin ilk ve tek çini müzesi olan Kütahya Çini Müzesi, 1999 senesinde ziyarete açılmış. Müzenin yer aldığı bina, 1411 senesinde Germiyan Beyi 2. Yakup Çelebi tarafından bir külliye olarak yaptırılmış. Külliyeye ait imaret ve türbe bölümü restore edildikten sonra müze olarak kullanılmaya başlanmış. Külliyenin türbe kısmında 2. Yakup Çelebi’nin çinili sandukası yer alır.

“Gök Şadırvan” adıyla da anılan Kütahya Çini Müzesini ziyaretiniz sırasında, 14. yüzyıldan bugüne kadar ulaşan, Kütahya ve İznik üretimi olan çinileri görebilirsiniz. Çini eserler arasında mimari araçlar, ev gereçleri, kitabeler, vazo, tabak ve panolar yer alıyor. Fincancı ustaları ve kalfalar arasında 1766 senesinde imzalanmış olan dünyanın ilk toplu iş sözleşmesine ait metinler de müzede sergileniyor.

Kütahya’ya bir hafta sonu gelmenizi ve iki gün boyunca tarih ve kültürle dolu bu şehri gezmenizi tavsiye ederim. Havaların sıcak olduğu dönemlerde gitmenizi tavsiye etsem de kışın da ayrı bir güzel olduğunu söylemeliyim. Buralara kadar gelip de yöresel lezzetleri tatmadan dönmek olmaz elbette. Son olarak size yemek hakkında birkaç öneri vererek sözlerimi tamamlamak istiyorum. Sıkıcık çorbası, Kütahya köftesi, sini mantısı ve ılıbada dolması…

Hangi şehre ne amaçla gidecek olursanız olun şehrin ruhunu anlamak çok önemlidir. Bunun için de en kolay başlangıç, şehrin sokaklarını adımlamaktır. Bu seferlik de benden bu kadar. Bir sonraki rotamda görüşene kadar hoşça bakın zatınıza…