EVLİLİKTE SINIRLAR
İlknur ÖZHAN
Uzman Aile Danışmanı
Henüz evliliklerinin başında olan bir çift, sıklıkla karşılaştığım bir problem için bana gelmişlerdi. Aile apartmanında oturuyorlardı. Erkeğin ailesi gelinlerini benimsemiş, sevmişti. Akşam işten geldiklerinde yorulmasınlar diye yemeğe çağırıyorlar; çay, muhabbet derken çiftimiz yatma saatinde evlerine gidiyorlardı. Hafta sonları, tatillerde hep birlikte olmak için planlar yapıp onları da dâhil etmek istiyorlardı. Hanımefendi bir akşam da olsa kendi evlerinde yemek yemek istiyordu ama kocası ailesine saygısızlık etmek istemeyip hayır diyemediğinden istemese de gitmek zorunda kalıyordu. Hanımefendi gitmek istemediğini söylediği zamanlarda ise eşi, isteklerini görmezden gelip zorla gelmesini istiyordu. Bu durum ise sıklıkla kavga etmelerine neden oluyordu.
Aslında her ikisi de kendi ayakları üzerinde durmak isteyen, kendi çekirdek ailesini kurabileceklerini düşünen kişilerdi. Bu durumu evlenmeden önce konuşmuşlar ve bazı kararlar almışlardı ama uygulama konusunda başarısız olmuşlardı. “Ne yapalım?”, “Ne yaparsak ailemiz bunu yapmaktan vazgeçer?” diye sormaya gelmişlerdi. Ailenizde bir sorun yok, onlar gayet normal dediğimde yüzlerindeki ifade üzüntüden şaşkınlığa dönmüştü. Evet onlar değildi problemli olan; problem, bu çiftin sınır koyamamasından kaynaklanıyordu.
Duygular ile davranışlar arasında denge kurmak oldukça önemlidir. Bu dengeyi farkında olarak ya da olmayarak kurmaya çalışırız ki sağlıklı bir hayat sürdürebilelim. Ancak söz konusu bir evlilik ise bu dengeyi ayarlamak oldukça zor olabiliyor. Öyle ki eşler birbirlerine karşı hissettikleri o yoğun duygularla karşısındakinin sınırlarını kolaylıkla aşabiliyor ve bunu normalmiş gibi görebiliyor. Ancak evliliği olgun ve uzun vadeli hâle getirebilmenin yolu iki tarafın birbirine duyduğu sevgiyi, karşılıklı nezaket ve sınırlara saygı çerçevesinde öz kontrol de ekleyerek beslemek ile olur.
“Kişisel sınır” bir insanın kendisini diğeriyle olan herhangi bir ilişkiye açma ya da kapama özgürlüğünü yani mahremiyetini ifade eder. Bir başka deyişle sınırlar kendimizi tanımlar. “Ben nerede bitiyorum, bir diğeri nerede başlıyor?”u görmemizi sağlar.
Psikolojik gelişimimizle ilgili birçok konuda olduğu gibi sınırlarla ilgili düşünce ve inançlarımızın temelleri de çocukluk döneminde atılır. Varsayalım, sınırlarımıza, mahremiyetimize önem verilmeyen bir ailede büyüdük; kardeşimiz izin vermeden eşyalarımızı kullandı, aile içinde özel alanlara saygı duymak diye bir kavram yoktu. Böyle bir ortamda büyümüş olmak bizim sınır koymayı öğrenememiş yetişkine dönüşmemizi kaçınılmaz kılar.
Kişisel sınırlara sahip çıktığımızda kendimize de sahip çıkmış, insanlara bize nasıl davranacaklarını öğretmiş oluruz. Sınırlarımız; katı, gevşek ya da ikisinin arası olabilir ama hiç olmamasından çok daha iyidir. Aksi durumda öfke, tükenmişlik duyguları bize yoldaş olmaya devam eder.
Uzunca bir süredir konuşamayan, hatta kavga dahi etmeyen bir çifti düşünün. Evliliklerinin üzerinden çok zaman geçmemiş olmasına rağmen kadın anlaşılmadığını düşünüyor. Anlatıyor, anlatıyor ama eşi dönüp yüzüne dahi bakmıyor. Ha duvarla konuşmuş ha eşiyle konuşmuş, hiç farkı yok. Erkek ilgisiz çünkü eşinin bitmek tükenmek bilmeyen taleplerini reddetmekte zorlanıyor, ne istiyorsa yapmaya çalışıyor. Nerdeyse tüm parasını eşini memnun etmek için harcıyor ama mutlu edemiyor, sonunda çareyi konuşmamakta buluyor.
Konumuzla ilgisiz gibi duran bu örnek aslında bir sınır sorunudur. Kişinin “hayır” diyememesi, her istenileni yapmak için çabalaması bir sınır problemidir. “Hayır” deme kasları felç olduğu için kendisini koruması gerektiğinde sözcükler boğazına dizilir ve kişi konuşamaz.
Hayır diyememek eşler arasında sadece küsme, konuşmama, duvar örme davranışlarına sebep olmaz aynı zamanda öfke patlamaları yapar ki evliliklerdeki en büyük problemlerden biridir. Öfke, aslında sınırlarımızın ihlal edildiğinin işaretidir. Bir ülkenin sınırlarını düşünün. Radar savunma sistemleri var ve her sınır ihlaline teşebbüste ötmeye başlıyor. Öfke de tıpkı radar sistemi gibidir. İncinme, üzülme, kontrol edilme, yönetilme gibi tehlikeleri fark edip erken bir uyarı sistemi gibi görev yapar hayatımızda.
Evliliklerde sınır konulamayan yerlerden biri ve belki de en önemlisi köken aile meselesidir.
“Her şey çok güzel başladı demişti erkek danışanım. Gayet güzel geçen isteme töreni, ailelerin anlaşıyor olması, eşimin aileme, ailemin eşime karşı tutumları beni çok mutlu ediyordu. Ta ki düğüne yakın, evin nerede tutulacağı konusu gündeme gelene kadar. Eşim, evimizin farklı bir yerde ve işine yakın olmasını isterken ailem kendilerine yakın olsun istiyordu. Babamın hastalığı, annemin yalnızlığı sık konuşulur oldu. Benim onlar için ne kadar önemli olduğum, benim için yaptıkları tüm özveriler başıma vurulmaya başlandı. Sonuç olarak aileme yakın bir ev tuttuk. Çünkü ailem haklıydı ve benim için her şeyi yapmıştı. O gün bugündür eşimle evde kavgalarımız eksik olmadı. Ne eşimi mutlu edebildim ne de ailemi.”
Hayatımızdaki insanlara karşı sınır belirlerken karşılaştığımız en önemli engellerden biridir mecburiyet duygusu. Mecbur kalan kişi, karşısındakine karşı sürekli borçlu hisseder. Bu ikilemden kurtulmak için de sınır çizmekten kaçınır. Nihayetinde eşler arasında bitip tükenmek bilmeyen kavgalar başlar. Kadın için erkek, ailesinin sözünden çıkmayan, güçsüz biri iken erkek için ise kadın, bitmek tükenmek bilmeyen sorunlar çıkaran, çok konuşan, ailesini istemeyen biri hâline geliyor. Oysaki asıl mesele ne güçsüzlük ne de istememe. Asıl mesele sınır koyamamak, evliliği iki kişiyle değil tüm aile ile birlikte yönetmeye çalışmak.
Tamda bu noktada akıllara şu soru gelebilir: Evlilik dediğimiz şey iki kişinin “ben”den çıkıp “biz” olma hâliyse bir bütünleşmeyse neden evliliklerde kişisel sınırlara ihtiyaç duyulmalıdır?
Diğer ilişkilerimizle kıyasladığımızda “Neden sevdiğimiz insanlara sınır koyalım?” düşüncesi kafa karıştırabilir. “Kişisel sınır yabancıdan gelecek olumsuz etkilere ve tehlikelere karşı kendimizi korumak anlamına geliyorsa ben kendimi en sevdiğimden mi koruyacağım yani?” diyebilirsiniz. Bunun için sınır kavramını iyi anlamak kafamızdaki soru işaretlerini gidermeye yardımcı olacaktır. Zira en çok evlilik ilişkisinde kişiler kendilerini güvende hissetmeyi, sevilmeyi ve saygı duyulmayı beklerler.
Yukarıda bahsettiğimiz büyük alanlar dışında daha minimal alanlarda ama etkisi büyük olan sınır problemleri de vardır. Her ilişkiye ve her insana göre farklılıklar gösterebilir elbette. Ancak bazı alanlar sık tartışılanlar arasındadır ve başka alanlarda problem yaşanmasına da temel oluşturabilirler. Bu alanlardan bir tanesi, özellikle yeni evlenen çiftlerin, her konuda birbirleriyle bilgi paylaşmak istememeleri ve gizliliği önemsiyor olmaları. Buradaki gizlilikten kasıt nedir, ne kadarı özel ne kadarı genel olmalı, konuları öncelikle konuşulmalıdır. Cep telefonu, sosyal medya hesapları ve şifreleri, geçmişiyle ilgili ayrıntılı bilgiler. Hangilerini bilmek, haberdar olmak istedikleri konusunda uzlaşmak sınır ihlalini engeller. Aksi durumda kişi, istediği zaman eşinin telefonunu açıp kurcalayamaz, gece eşi uyuduktan sonra gizlice telefonu alamaz, habersiz sosyal medya hesaplarına girip yönetemez. Bunlar sınır ihlalidir.
Evliliğin hayatı en yakın şekilde paylaşma hatta bütün hayatı birlikte geçirmek amacıyla yapılan sözleşme olduğu düşünüldüğünde, normal şartlarda eşlerin birbirlerinden gizli pek az şeylerinin olması gerekir diye düşünülebilir. Buradaki asıl mesele, paylaşım odaklı problemden çok güven odaklı problemlere dönüşmeye başlamasıdır. Unutmamak lazım ki güvenin kriteri telefon ya da sosyal medya şifreleri değildir.
Çalışma ve yalnız geçirilmek istenen zamanı belirleyebilmek ve birbirine bunun için uygun ortamı sağlamak da önemli alanlar arasındadır.
Yeni evlenmiş çiftlerde en çok yaşanan sıkıntı, arkadaşlarla vakit geçirme durumudur. “Kaç gün çıkılacak, kaç saat kalınacak, eşe haber verilecek mi, izin almak gerekir mi?” gibi konular eşlerin uzlaşamadıkları ve ciddi şekilde boşanma noktasına getiren bir problem. Eşlerden birinin hobileriyle ilgilenmesi, yalnız zaman geçirmek istemesi diğer tarafın kendini dışlanmış, yok sayılmış olarak hissetmesine neden oluyor ve ilgi bulabilmek için eşinin sınırlarını ihlal ediyor.
Bir diğer sınır ihlalinin olduğu alan ise ekonomik veya duygusal her türlü karar alma sürecinde çiftlerin birbirine nereye kadar müdahil olacakları konusudur. Özellikle erkeklerin köken ailelerine ekonomik olarak yardım ederken yaşanılan sınır ihlalleri sıkıntı oluşturmaktadır.
Evlilikte Sınırlar Nasıl Korunur?
Bu konuda yapılması gereken en önemli şey, eşlerin, isteklerini açık bir dille ifade etmesidir. Böylece iki taraf da konuştukları konular hakkında aynı şeyleri anlayıp anlamadıklarını olumlu bir şekilde değerlendirebilirler.
Kişilerin ihtiyaçları değişen zamana paralel olarak değişecektir. Sınırlar belirlenirken de korunurken de eşlerin değişebilen ihtiyaçları eşit bir şekilde dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla bu konuyla ilgili olarak açık iletişimde olunması ve gerektiğinde sınırların revize edilmesi faydalı olabilir.
Koyduğunuz sınırlar zaman zaman ihlal edilebilir. Böyle durumlarda nasıl bir çözüm üretileceği önceden konuşulabilir. Diyelim ki yüksek sesle tartışılmamasına yönelik bir karar aldınız ama buna rağmen eşiniz bağırdı. Çözüm olarak tartışmayı durdurup bir müddet mola vermek ya da yürüyüş yapmak planlanabilir. Veya eşlerden biri istemeden de olsa sınırları ihlal ederse eşinin kendisini uyarmasını isteyebilir veya kendi aralarında bir işaret oluşturulabilir.
Eşinizi, ailenizi kıracağınız korkusuyla içinizde biriktirdiğiniz duyguları anlamaya çalışın ve duygularınıza önem verin. Siz duygularınıza saygı göstermezseniz hayatınızdaki diğer insanlar da sizin duygularınıza saygı göstermeyecektir. Örneğin çat kapı evinize gelerek sınırlarınızı ihlal eden misafirinize, “Haber vererek geldiğinizde daha memnun olurum.” demekten çekinmeyin.