EVLİLİKLERDE SABIR

Gülşah AKÇAY CİVRİZ
Uzman Klinik Psikolog

Sabır, dürtü ve isteklerimiz karşısında daha sağlıklı, işlevsel, doğru veya gerekli olanı diğeri veya diğerlerine tercih etmekte etkili olan bir içsel kaynaktır. Sabır, yapılacak başka birşey kalmadığı için başvurulan pasif bir maruz kalma hâli değil -süreklilik ve adanmışlık içeren- aktif bir eylemdir. Evlilik gibi farklı iki geçmişe sahip insanın ortak bir gelecek beklentisi ile bir araya geldiği ancak türlü türlü sorun ve güçlüklerle karşı karşıya kalınan birlikteliklerde sabır âdeta bir binanın kolonu gibi işlev görür. Aile sisteminde eşlerin sabır kaynakları ne kadar güçlüyse o aile depremlere karşı o kadar dayanıklıdır denilebilir.
Sabır kimisinde doğuştan gelen bir mizaç unsuru olarak kendisini erken yaşlardan itibaren gösterir. Kimi zaman ise bir karakter olarak yaşam deneyimlerinin sonucunda gelişip serpilir ya da tam tersine haz odaklı bir yaşam tarzı ile kişinin sabır çiçeği kurur ve kişi dürtüsel, haz odaklı, düşük otokontrollü hâle gelir. Diğer bir ifade ile sabır, sabit bir nitelik değildir; mizaçtan ya da sonradan edinmiş olduğumuz sabır olumlu ya da olumsuz yönde değişime açıktır.
Mizacın doğasından gelen sabır doğru şekilde işlendiğinde kişi, titizlik ve odaklanma gerektiren zorlayıcı görevlerde daha kolay başarıya ulaşır. Böylesi durumlarda işin kendisini öğrenme ve onun inceliklerinde ustalaşmaya daha fazla enerji ayırmak mümkündür. Örneğin tıp fakültesi veya hukuk fakültesi gibi uzun saatler masa başı çalışmanın gerektiği alanlarda sabır açısından zayıf, hızlı sonuç almak isteyen bir öğrenci başarılı olmakta zorlanabilir ama bu öğrenci tercih etmiş olduğu alanda başarılı olmayı çok istiyorsa fakülte eğitimi onun için bir sabır okuluna dönüşür ve mezun olduğunda sabretme katsayısı da yükselmiş olur.
Psikoloji alanında sabırla bağlantılı sonuçlar açısından “marshmallow” deneyi önemli bir çalışmadır. 1960’lı yıllarda Stanford Üniversitesine bağlı bir anaokulunda çocuklara iki seçenek sunulur. İçinde kurabiye, şekerleme, kraker vb. içeren bir kavanozdan ya hemen bir tane ya da 20 dakika bekleyip iki tane alma olasılığı karşısında çocukların yaptığı seçimler, seçimi yapmak için ne kadar süre beklediği ve sonuçta hangi seçeneği tercih ettiği kaydedilir. Sonuçları kaydedilen öğrenciler 1982 yılından itibaren takibe alınır ve çocukların ebeveynlerine, öğretmenlerine anketler iletilir. Bu anketlerde çocukların muhakeme becerileri, akademik başarıları, sorun çözme becerilerine ilişkin sorular vardır. Deneyin yıllarca konuşulması işte bu takip sorularına alınan cevaplarda gizlidir.
Deney grubundaki çocuklardan ikinciyi elde etmek için sabredenlerin gelecekteki akademik başarılarının daha yüksek ve bu çocukların otuzlu yaşlara geldiğinde beden-kitle endekslerinin daha düşük ve öz güvenlerinin daha yüksek olduğu, takip çalışmalarının sonucunda ortaya çıkarıldı. Şekerleme deneyi, sabrın bileşenleri olarak iradenin yani belli bir hedef için hazzı erteleme becerisinin çocukluktaki işaretlerini anlayabilmemizi ve bu işaretlerin gelecekte hangi alanlarda çıktılar verebileceğini göstermesi açısından önemlidir.
Evlilik hayatında da şekerleme deneyine benzer durumlar, çiftlerin önüne sıklıkla gelir. Kişisel konfor alanını korumaya hatta genişletmeye yönelik tercihlerle evlilik ilişkisinin hayrına ancak konfor alanını daraltan durumlar evliliğin özellikle de çocuklu aile olma noktasından sonra sık sık imtihan olduğu noktalardır. İşte burada hazzı erteleme ve güçlükle etkili baş etme anlamında sabrın işleyişini ele almak gerekiyor.
Şekerleme deneyinde öğrencilerin beklerken neler yaptığına ve düşündüğüne ilişkin araştırmalar aslında arka planda ciddi bir içsel işçilik olduğunu gösteriyor. Kimi öğrenci gözünü şekerlemeden hiç ayırmayıp onu koklamaya kalkarken bir anda yiyiveriyor. Kimisi de ellerini gözleriyle kapatıp bir şarkı mırıldanmaya çalışıyor bekleme süresini kolaylaştırmak için ve sonucunda iki şekerlemeyi elde ediyor. Dolayısıyla sabır gökten zembille inmiyor, arka planda işleyen içsel süreçler var.
Sabrın işleyişini bir istiridyenin içine kaçan kum tanesinin inciye dönüşmesine benzetebiliriz. Bu metaforu evlilikler açısından ele alacak olursak evlilik sorunları, içerideki kum tanesidir. Yabancı, istenmeyen, rahatsızlık veren o kum tanesini içerden dışarı atmak her zaman mümkün olmayabilir. Örneğin sağlıksız ve kalıplaşmış inançlar ya da alışkanlıklar da içeri girdikten sonra kolayca bırakılamazlar. Bu duruma yeni evli çiftlerde aile sisteminin enerjisinin yeniden düzenlenmesi gerektiğinde sık rastlarız. Örneğin evlenmeden önce haftada 3-4 akşam arkadaşlarıyla buluşan eş, evlendikten sonra alıştığı bu yaşam tarzını değiştirmek konusunda isteksiz olabilir. Böyle bir durumda evliliğin ilk aylarının eşler arasındaki “biz” yani çekirdek aile olmanın gereği olan sınırları oluşturmak yerine “ben” sınırlarını muhafaza etmeye adanması ciddi gerginlikleri, tartışmaları hatta uzun yıllar gündeme gelecek kalp kırıklıklarını beraberinde getirebilir. Peki burada sabır bu kum tanesini inciye nasıl dönüştürebilir ?
Bir istiridye, kendisini yabancı madde olan kum tanesinden korumak için onu sedef mineraliyle sarıp sarmalar. Sedef; parlak, sert, dayanıklı bir malzemedir ve kum tanesinin etrafını katman katman sarıp orada katılaşıp kalınca kum tanesinden geriye bir şey kalmaz, ortaya çıkan şey bir incidir artık. Bu işlem esnasında istiridye kendi bünyesinden salgıladığı kıymetli ve dayanıklı bir salgı olan sedef ile kum tanesini kendine zarar verme potansiyelinden uzaklaştırır. Sedef bir sabır öz suyudur, inci ise sabrın simyasıdır, kumun mücevhere dönüşmesidir.
Sedefle neyi, nasıl sarmalayacağını doğru seçmek inci oluşumu için kritiktir. Kişinin evliliğinde karşılaştığı yanlış tutumlardan kendini koruması için neye karşı nasıl davranarak sabredeceğini doğru tespit etmesi elzemdir. Bu konuyu bir örnekle ele alacak olursak yeni evli bir çiftin evde birlikte geçirecekleri zaman sınırları konusundaki anlaşmazlığı ele alabiliriz. Bütün gün evde ya da işte geçirilen zamandan sonra aile olmanın doğal sonucu olarak birlikte vakit geçirmek kimi zaman evlilik öncesi yaşam tarzı farklılığı nedeniyle gerekli görülmeyebiliyor. Kök aile ile veya arkadaşlarla birlikte geçirmeye zaman ayırmamak diğer eş için kısa zamanda evliliğin anlamını ve ailedeki yerini, rolünü sorgulama ile sonuçlanabilir. İşte bu tabloda evdeki huzurun bozulmaması için haftada 3-4 gün eve geç saatlerde gelen eşe karşı kırgın olsa da tepki vermemek sabırla alakalı değildir. Sabır ancak anlamlı ve kişinin fıtratına ve söz konusu ilişkinin tabiatına uygun, sağlıklı ve kabul edilebilir ölçüler içerisinde hazzı, keyfi, konforu erteleyip olası sıkıntı veya güçlüğü aşmak için atılan adımlardır. Karşımızdakinin sağlıksız davranışını pekiştiren, onaylayan veya ona sınırsız bir etki alanı tanıyan edilgen bir tutum sabır olarak adlandırılamaz.
Doğu toplumlarında sabrın pasif boyun eğme, çaresizlik veya kurban bilincini maskelemek adına kullanılmasına pek sık rastlanılır. Yukarıda ele aldığımız örnekte, kişinin eşi arkadaşlarıyla buluşacağını söylediğinde onunla tartışmak, ortalığı birbirine katmak değil elbette doğru olan. Ancak kişinin bu alışkanlığını hoş görmek, onun bu eski alışkanlıklarını zamanla bıkacağını hayal etmek, eve gelince de hiçbir şey olmamış gibi davranmak da sabrın tecellisi değil.
Sağlıklı iletişimde beklentileri ifade etmek yerine susarak sabretmek ve değişmesi için sadece dua ederek beklemek sabır değil, “kurban bilinci” adı verilen sağlıksız bir başa çıkma tekniğidir. Kurban bilinci, sorunun, karşısındakinin suçundan kaynaklandığını düşünüp değişimin de ancak onun elinde olduğuna inanarak kendisinin elinde yapacak birşey olmadığına inanmaktır. Böylesi bir bakış açısında kişiye düşen, acı çekmek fakat bunu da sabır zannetmektir. Kurban bilinci ile üzerine düşen netlik ve ihtiyaçlarını talep etme sorumluluğunu almayıp sorunu muğlak ifadelerle yansıtan kişi, kavga çıkarmamak için sabretmiş olmaz; sorunu sağlıksız bir zemine taşımış olur. Dolayısıyla sabır, üzerimize düşen sorumluluğu aktif olarak doğru eylemlerle yerine getirmek ve bu esnada kolayımıza geleni değil sağlıklı yolu izlemektir. Kişinin etki alanında iradesi ile yapabilecekleri konusunda eyleme geçmeden acı çekmesi susuzken bardağa su koyup içmek yerine ilahi irade ile susuzluğunun giderilmesini beklemesi gibidir ki bu durum sünnetullaha da aykırıdır.
Evliliklerde sabrı pasif bir kabullenme veya olumsuz uyguları içine gömerek polyannacılık oynama şeklinde icra etmenin hem kişiye hem de aileye büyük zararları vardır. Eşlerin birbirini tanıyamamaları, birbirinin sağlıklı sınırlarını oluşturmasına engel olarak sağlıklı sınırları olan evlatlar yetiştirmeyi riske atmaları bu zararların başında gelir. Bunun dışında, evlilik sorunlarına yanlış sabretmek(!) duyguları bedene gömmeyi veya zihinde evirip çevirmeyi beraberinde getirdiği için psikosomatik hastalıklara kapı açar. Tiroit hastalıklarından cilt hastalıklarına, kanserden yeme bozukluklarına ve mide hastalıklarına, migrene, uyku bozukluklarına kadar birçok psikosomatik hastalık içinde ömrünü geçiren pek çok kadın ve erkek var malesef.
Hasılıkelam sabır, kum tanesini inciye çevirme sanatıdır. Marifet, içerdeki kum tanesini yani sabrı gerektiren durumu sedefle kaplarken sağlıklı, hem kendimiz hem de karşımızdaki için ortak çözümü içeren ve belli ölçüde konfor alanımızdan yani hazdan fedakârlık yapmayı gerektiren seçenekleri nezaketle ve güzellikle ifade etmektir. Sedefin güzelliği ve sağlamlığı, kum tanesini, olmaması gereken yerde olsa bile kıymetli bir hazineye dönüştürecektir.