EVLİLİĞİ
YIPRATAN DAVRANIŞLAR

Nuray BAŞTAN AYDIN
Psikolog/Aile Danışmanı

Evlilik iki kişinin birlikte bir yola çıkma hikâyesidir. Herkes bu yolculuğa mutluluklarının yaşamının sonuna kadar sürmesi temennisiyle çıkar. Ancak süreç içerisinde bazen bilinçli bazen de bilinçsiz olarak yaptığımız, gözümüze belki o an etkisi küçük görünen bazı zararlı davranış kalıpları evliliği yıpratır.
Psikolog Dr. John Gottman ile meslektaşı ve eşi Julie, mutlu, uzun süren evlilik ve ilişkiler konusunda 35 yılı aşkın çalışmalar yaptılar. ABD’de kendi isimlerini taşıyan bir enstitü kurdular ve tüm dünyada yaklaşık on bin kişiye mutlu bir evlilik ve ilişki yürütmek hakkında eğitim verdiler. Bugüne kadar kırkı aşkın kitap yazdılar. Boşanmanın bazı durumlarda çeşitli tekniklerle önlenebilir olduğunu kanıtladılar. Yaptıkları araştırmaya göre yeni evli çiftlerin birbirleriyle olan sohbetlerini iki saat izledikten sonra evliliklerinin ne kadar süreceğinin yüzde doksan isabetle anlaşılabileceğini ortaya koydular. İlişkileri yaralayan maddeleri, “mahşerin dört atlısı” olarak tanımladılar. Bunlar; eleştiri, sürekli savunma hâlinde olma, duvar örme ve aşağılamadır.
Eleştiri: Eleştiri, kişilerin karakterlerine ve kişiliklerine yönelik olumsuz ifadeleri içerir. Bireylerde olumlu hislerin azalmasına neden olabilir. Sağlıklı bir ilişkiden beklenen ifade dili “sen” değil “ben”dir. “Sürekli eve geç geliyorsun, sen bencilin tekisin, kendinden başkasını düşünmüyorsun…” gibi cümleler “sen” diline örnek eleştiri cümleleridir.
“Akşamları eve çok geç geldiğinde seni özlüyorum, kendimi yalnız hissediyorum, beni önemsemediğini düşünüyorum.” gibi cümleler “ben” diline bir örnektir ve karşıdaki kişiye eleştiri ve suçlama değil, kendi duygusunu ifade etme şeklidir.
Eleştirilen kişi sürekli kendini savunma ihtiyacı hisseder ve karşı tarafa hamle yapmaya yeltenir. İlişkide eleştirildiğini hisseden birey, iki farklı tepki verebilir; pasif agresif veya aktif agresif. Pasif agresif tavır içerisine giren kişi; ilk başta kendini değersiz hisseder, yetersizlik duygusuna kapılır ve öz güven kaybı yaşar. Anlaşılmadığını düşünen kişi; ilişkide duygularını ifade etmeyi bırakır, ilişkiden kopar, geri çekilir. Bu da çiftlerde birbirinden uzaklaşmaya neden olur. Ya da tam tersi bir durum oluşur ki bu da aktif agresif durumdur. Kendisini savunmaya çalışan kişi; sesini bağırarak, çatışarak duyurabileceği düşüncesi ile sürekli kaotik bir ortam yaratır. Her iki davranış kalıbı da sorunların çözümü için yanlış bir yöntemdir.
Sağlıklı ve mutlu bir ilişkide iletişim dili “sen” ifadesiyle eleştiride bulunmak yerine “ben” dili ile duygularını ifade etmek şeklinde olmalıdır.
Sürekli Savunma Hâlinde Olma: Kişinin, kendisini ifade etmeye çalışan partnerini dinlemeden, anlamaya çalışmadan sürekli kendini savunma hâlidir. İletişim kazalarından olan bu durumda en belirgin özellik, karşı tarafın söylediklerini duymamaktır. Taraflar dinliyormuş gibi görünürken aslında savunma cümlelerine hazırlık yapar ve diyaloğa kendisini savunarak başlar. Bu da eşini suçlamaya dönüşür. “Aslında sorun bende değil sende.” mesajı içerdiğinden ilişki kısır döngüye dönüşür. Problem daha da büyür.
Duvar örme: Duvar örme iletişimde kişinin diğeri ile fiziksel ve ruhsal anlamda iletişimi kesmesidir. Çiftlerin birbirlerine kısa veya uzun vadeli küsmesi bu kategoriye girmektedir. Bakıldığında zararsız bir eylem gibi görünüyor olsa da aslında ilişkiye en çok zarar veren davranışlardan bir tanesidir. Günlerce hatta aylarca eşlerin birbirleriyle aynı evde küs olarak yaşadıklarına tanık oluyoruz. Küsme, çiftler arasındaki bağın kopmasına neden olduğu gibi taraflara değersiz hissettirerek öfkeyi her geçen gün artıran bir davranıştır.
Aşağılama: Aşağılama da eşlerden birinin kendisini üstün görmesi ve diğerini itibarsızlaştırmasıdır. Bu kişi kendisini eşinden daha yetkin, daha potansiyel sahibi olarak görür. İlişkide karşılıklı olarak birbirini takdir etme, yüceltme yoktur. Kendisini üstün olarak gören birey, zaman zaman aşağılayıcı, alaycı cümlelerle eşinin onurunu kırar. İlişkide her geçen gün değersizleşen eş öz değerinde düşüş yaşar, yetersizlik duygusuna kapılır ve ilişkiden uzaklaşır. Bazen kendisini görünür kılmak için ilişkide hırçınlaşır.
Çiftlerin evlenmeden önce ailesinden sağlıklı ayrışarak yeni bir aile oluşturma bilincine sahip olabilmesi önemlidir. Evlendiği hâlde çiftlerden bir tanesi veya günümüzde pek çok örneğini gördüğümüz gibi ikisi de hayatının merkezine kendi ailelerini koyduklarında evlilik birlikteliğinde aidiyet oluşamamaktadır. Evliliğin birinci basamağı, aitlik ve güven unsurudur. Bu nokta çözüme kavuşmadığında evliliğin daha ilk zamanlarından itibaren ilişki zarar görmeye başlayacaktır.
Evlilik aynı zamanda “biz” olmak demektir. Peki, “biz” olmaktan ne anlamalıyız? Öncelikle bu kavramı doğru okumamız gerekir. Biz olmak çoğu çiftlere göre hemen her şeyi beraber yapmak, sürekli birlikte hareket etmek, her an aynı ortamda aynı şeyleri yapıyor olmak, âdeta birlikte nefes alıp veriyor olmak gibidir. Evlilik, “Ben olduğunu unutmadan biz olma bilincidir.” Evlilikte taraflar ben olmaya devam ettiği, sadece belli alanlarda biz olmayı başarabildiği senkronize bir süreç yönetmelidirler. Aksi durumlarda çiftler birbirlerini ilişki içerisinde boğmaya ve yıpratmaya başlarlar. Böyle bir durumda taraflardan biri ilişkinin dışına çıkma çabası geliştirebilmektedir. Sürekli birlikte olma isteğinde olan kişi, eşine ilgi ve sevgi gösterdiğini, hep onunla birlikte olmak isteyerek onu ne kadar sevdiğini ve ona ne kadar değer verdiğini göstermiş olduğunu savunsa da bu türden davranışlar sevgi ve değer unsuru olarak kabul görmez. Evlilikte iki tarafın da kendine ait özel alanı olmalıdır. Bu, birey olmanın birinci koşuludur. Burada anlatılmak istenen şey, herkesin her zaman kafasına göre takılması anlamında değildir elbette. Zaman zaman birbirine özerklik tanımak, ilişkiye nefes aldıran ve ilişkiyi besleyen davranış olacaktır. Çiftlerin farklı arkadaş ortamları, ilgi alanları olabilir; bu noktada meşru olmayan bir husus olmadığı müddetçe eşler birbirlerine saygı duymalı, alan açmalıdırlar.
Çiftler birbirine karşı empati göstermeli, birbirini manipüle etmemeli, birbirine karşı ilgiyi yeterince taze tutmalı, geçmişte yaşanılan olumsuz deneyimlere takılı kalınmamalıdır. Evliliklerde zaman zaman moral bozan, evliliği aşağı çeken deneyimler yaşanmaktadır. Çözüme kavuşan veya zaman aşımına uğrayan konuları geçmişte bırakarak anda kalmayı başarmak gerekir. Bazı kişilerin geçmişi geçmişte bırakmakta zorlanarak her tartışmada eski deneyimleri şimdiki zamana taşıyarak örnek göstermesi karşı tarafın öfkesini artırır. Bu durum olayların gerçek konudan uzaklaşarak anlamsız bir noktaya kaymasına neden olabilir.
Güç çatışması yaşamamaya özen gösterilmelidir. Güç savaşı, evliliklerde ateşin odunu yaktığı gibi sevgiyi, saygıyı ve eşler arasındaki olumlu bağı yok eder. Alt etme güdüsü her duygunun önüne geçer. Güç savaşında kazanma duygusu vardır. Evlilik bir güç çatışması değil, iş birliği kurumudur. İş birliğinde birbirine destek olma bilinci vardır.
Sorumluluklar üstlenilmelidir. Evlilikte hem erkeğe hem de kadına yönelik farklı sorumluluklar vardır. Herkes üzerine düşen sorumlulukları bir diğerinden beklemeden yerine getirmelidir. Birinin ertelediği sorumlulukları diğerinin üstlenmesi bir süre sonra kişide tükenmişlik duygusu yaratır. Her şey benim üzerime kalıyor, hiçbir konuda destek olmuyor düşüncesine kapılan kişinin eşine karşı öfkesi artar.
Eşler birbirini başkalarıyla kıyaslamamaya özen göstermelidir. Bazı çiftler motivasyonu arttırmak amacıyla farklı kişileri eşine örnek gösterme davranışı sergilerler. Yapılan tüm araştırmalar kıyaslanmanın kişiyi tamamıyla olumsuz yönde etkilediği, hiçbir şekilde motive etmediğini ortaya koymaktadır. Kıyaslanan kişi yetersizlik duygusuna kapılır, kıyaslandığı kişiye ve eşine öfke duyar.
Küsme davranışının bir uzantısı olarak eşler kavga ettiklerinde yastığı yorganı alıp farklı bir odaya giderek adeta eşini cezalandırırlar. Daha da fazla ayrışmayı sağlayan bu tutum, çözüm odaklı bir eylem olmamakla birlikte eşler arasında güç savaşını arttırır. Mevcut sorunun uzamasına neden olur. Evlilik fazlasıyla yıpranır. Çatışma yaşandığı zamanlarda eşler farklı odalarda uyumayı tercih etmemelidir.
Çocuk sahibi olduktan sonra anne baba olma rollerinin eşlik rolünün önüne geçmesine izin verilmemelidir. Bazı çiftlerin, çocuk dünyaya geldikten sonra anne baba rolünün gerektirdiği sorumlulukların ötesinde paylaşımları yok denecek kadar azalabilir. Özellikle kadınlar bu duruma daha yatkındır. Annelik içgüdüsüne çok fazla kapılan kadın, farkına varmadan eş kimliğini ihmal eder, bu durum eşiyle iletişimine yansır. Erkek, evlilikte değersiz, önemsiz hissetmeye başlar; ilerleyen zamanlarda eşler arası yakınlığın azalmasıyla evlilik hayatı tehlikeye girebilir.
Evlilikte ihanet veya sadakatsizliği çağrıştıran davranışlar evliliği temelden zedeler. İhanete uğrayan kişi bu davranışı affederek evliliğe devam etse de şüphe ve öfke duygusu devam eder. Her an eşini takip etme ve ona güvenmeme davranışı gösterebilir. Sadakatsizlik, evlilikte yıpratıcı faktörlerin en önemli unsurlarındandır.
Tarafların az veya çok birbirlerine yalan söylemesi evlilikte güven duygusuna zarar verir. Eşler bazen eşinin tepkisinden çekinip anı kurtarmak için yalana başvurur, bunu öğrenen diğer taraf eşine karşı şüpheci bir tutuma girer. Bu durumda oluşan güvensizlik evliliğe gölge düşürür.
Eşler birbirini sürekli kontrol etme davranışı sergilememelidir. Kontrolcü tavır kıskançlık şeklinde olabileceği gibi kısıtlama ve sürekli ne yaptığı ve yapmaması gerektiği ile ilgili takip ve yönlendirme davranışında bulunma olarak da sergilenebilir. Çiftler farkında olmadan birbirlerinin hayatını işgal etmektedirler. Takip etmek, telefonu karıştırmak ve sık sık görüntülü arayarak nerde, ne yaptığından haberdar olmaya çalışmak şeklinde ortaya çıkmaktadır. Oysa evlilik, güven üzerine kurulmuş bir müessese olmalıdır. Güven ise aşırı takip etme davranışı ile sağlanabilen bir duygu değildir.
Evlilikte çiftler birbirini etkin bir şekilde dinlemeli ve birbirlerini anlamaya çalışmalıdır. Sağlıklı iletişimin temel unsuru budur. Dinlenilmediğini, anlaşılmadığını, değersizleştiğini, görülmediğini hisseden kişi, ilişkinin içerisinde mutsuz olur. Öncelikle bireyler duygularını ve düşüncelerini açıkça ifade edebilmeleri için birbirlerine alan açmalıdır. İlişkide ulaşılması gereken nokta hiç problem veya çatışma yaşamamış olma değildir. Elbette ilişki içerisinde çatışmalar olacaktır, burada ayırıcı olan nokta çatışmayı nasıl yönettiğinizdir. Problemler esnasında konuşabiliyor olmak, birbirini etkin dinleyebilmek, ortak çözümler bulmaya çalışmak ilişkiyi güçlendirir.