EVLİLİĞİ BESLEYEN
DEĞERLER


Zehra TUNCEL
Başkanlık Vaizi


Sevinçle, ümitle evliliğe ilk adımı atan eşlerin ortak temennisi mutluluklarının ömür boyu sürmesidir. Atalarımızın deyimiyle “bir yastıkça kocamak” sağlam temeller üzerine kurulan evlilikle mümkün olur. Taze bir fidana benzeyen yeni ailenin hayat yolculuğunda karşılaşılması muhtemel zorluklarla baş edebilecek şekilde güçlendirilmesini karı kocanın bu uğurda çaba ve özen göstermesini gerektirir. Evliliklerini besleyen değerleri ahlak hâline getirebilen eşlerin mutlulukları ömür boyu sürer. Peki bu değerler nelerdir? Rûm suresinin 21. ayetinden hareketle evliliği besleyen temel değerleri şöyle sıralayabiliriz.
Huzur/Sükûnet
Ayette aile ile ilgili birbirini etkileyen üç temel kavrama yer verilmiştir. Bunlardan ilki “dinmek, durmak; ruhi rahatlık, huzur, sakinlik” gibi anlamlarına gelen sükûndur. İnsanlar ne kadar imkâna sahip olsa da kendisine huzur verecek bir eşe, hayat arkadaşına ihtiyaç duyar. Rabb’imizin ifade buyurduğu gibi bu ihtiyaç eşlerin yaratılışında vardır. Allah Teâlâ insan neslinin devamı için onlara bazı duygular vermiştir. Bu duygular bir kadın ve bir erkeğin dinin ve ahlakın hoş göreceği şekilde kurdukları yuvada yeşerir. Eşlerin birbirinde huzur bulması, onların sadece fiziki ihtiyaçlarının karşılanmasından ibaret değildir. Mutluluk ve sevinçleri paylaşmakla da sınırlı değildir. Hayatın zorluklarını birlikte aşmak, yokuşlarını el ele çıkmak ve düzlüklerinde yan yana yürüyebilmektir. Karşılaşılan fırtınalarda birbirine sığınmak, fırtına sonrası beliren güneşte birlikte ısınabilmektir. Evlilikte huzur eşlerin fiziki ihtiyaçları yanında ruhi ihtiyaçlarının da giderilmesiyle gerçekleşir. Bu sebeple ailenin yaşadığı yer mesken -içinde huzur sükûn bulunan mekân- olarak adlandırılır. Allah, evleri insanlar için bir huzur ve sükûn yeri hâline getirmiştir. (Nahl, 16/80) Türkçemizdeki “yuva” kelimesi bu anlamda kullanılır. Mimari bir yapı olan evler, eşlerin orada birbirini tamamlamasıyla yuvaya dönüşür. Genellikle yakın zamana kadar birbirini tanımayan iki insan, birbirleri için vazgeçilmez kişilere dönüşerek bir mucizeyi gerçekleştirir, bir bütünü tamamlamış olurlar. Eşler arasında sükûnetin tüm kuşatıcılığıyla gerçekleşmesi aileyi, güvenli bir limana dönüştürür.
Sevgi/Meveddet
Ayette yer verilen ikinci kavram olan “meveddet” istemek, sevmek, istenilen ve sevilen şeyin gerçekleşmesini arzu etmek demektir. Allah, (c.c.) eşler arasına birbirlerini sevip kaynaşmalarını ve sağlam bir beraberlik oluşturmalarını sağlayacak güçlü bir muhabbet yerleştirmiştir. Mutluluğu besleyen ana kaynak olan sevgi, araya yapay engeller konulmadıkça güçlenerek hayatiyetini sürdürür ve evliliğin her aşamasında eşlerin ihtiyacına uygun şekil alır. Evliliğin ilk yıllarında coşkun akan bir nehirken zaman içinde taraflara huzur ve güven veren bir yapıya bürünür. Ömür boyu sürmesi hedeflenen evlilik hayatında yaşanması muhtemel zorlukların aşılmasında önemli rol üstlenir. Karı-koca, aralarındaki sevgiyi çift yönlü besler ve onu zedeleyecek düşünce ve davranışlardan karşılıklı olarak uzak dururlarsa güçlenen muhabbetleri evliliklerine ömür boyu eşlik eder. Sevginin ifade edilmesi de varlığı kadar değerlidir. Bazı insanlar sevgilerini kolay ifade edemezler. Eşlerden birinin sevilmediğini hissetmesi tarafları mutsuz edebilir. Sevginin sadece sözlerle ifade edilmediğinin farkında olmak yanlış anlamaları engeller. Sevdiği kişiye karşı samimi ve özenli olmak, problemlerine duyarlı olup birlikte çözüm üretmek, imkânlar ölçüsünde sebepli sebepsiz hediyeler almak sevginin ifade yollarındandır. Eşini dua ile uğurlamak, eve geldiği için mutlu olduğunu hissettirmek, eşinin de sevdiği etkinlikler yaparak birlikte vakit geçirmek sevgiyi göstermenin yollarındandır. Eşler bazen duygularını ifade etmek için özel anları bekleyebilir. Oysa ki küçük fırsatları değerlendirmek, eşinin sevgisini ifade eden davranışlarının farkında olmak, eşler arasındaki sevgiyi çoğaltan inceliklerdir. Bu konuda da en güzel örneğimiz olan Peygamber Efendimiz fedakâr eşi Hz. Hatice’ye olan sevgisini vefatından seneler sonra da “Bana onun sevgisi bahşedildi.” (Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe, 75) sözleriyle dile getirmiş, bu sevginin nişanesi olarak Hz. Hatice’nin dostlarına özel ilgi göstermiştir. Hz. Aişe ile evli olduğu dönemde dünyada en çok kimi sevdiği sorusuna cevap olarak onun ismini zikretmiş ve ona olan sevgisini davranışlarıyla da göstermiştir. Eşine hoşlanacağı isimlerle seslenmiş, birlikte koşu yapmışlar, eşi omzuna dayanmış olarak Mescid-i Nebî’de mızraklarıyla savaş oyunları oynayan Habeşlileri seyretmişlerdir. (TDV İslam Ansiklopedisi, Aişe md.)
Eşlerin birbirine duyduğu saygı, sevgilerini koruyan, güçlendiren bir davranıştır. Evlilikte saygı, sağlıklı bir ilişkinin temel taşlarından biridir. Saygı; karşılıklı anlayış, hoşgörü ve özenle şekillenir. Eşler yuvaları dışındaki insanlara gösterdikleri saygıyı birbirlerinden esirgememelidir. Karı kocanın birbirlerinin kişiliğine, ailesine saygı göstermeleri, birbirlerine karşı nazik olmaları, kaba söz ve davranışlardan uzak durmaları aralarındaki saygının korunmasını sağlar. Birbirlerine sert ve haşin davranmaları beddua etmeleri, birbirlerini hoşlanmayacakları lakaplarla çağırmaları aralarındaki saygıyla birlikte sevgiyi de tüketir.
Tüm duygular gibi sevgide de mutedil olmak önemlidir. Aşırılığa varan kontrolsüz sevgi yaşatan bir değer olmaktan çıkar. Evlilikte mutluluk kaynağı olması gereken sevgi, abartılıp muhatabına nefes aldırmayan bir kıskançlığa dönüştüğünde zehirli bir duygu hâlini alır. Maddi olan her şeye dönük abartılı sevginin bir tutkuya dönüşmesi nefret ve şiddete zemin hazırlar. Böyle bir tutku insanı yaratılış amacından ve sevginin huzur veren ortamından uzaklaştırır. Çünkü “…İman edenler en çok Allah’ı severler...” (Bakara, 2/165)
Merhamet
Ayette üçüncü olarak yer verilen merhamet eşlerin mutluluğunu pekiştiren bir duyguyu tanımlar. “Şefkatli olma, acıma, kalp inceliği ve iyilik yapmak” gibi manaları olan merhamet, insana en çok yakışan duygudur. Sevginin tabii bir sonucudur. Kalbinde meveddet olan insan sevdiğine merhamet eder, onu korur ve kolayca bağışlar. Sevgi gibi merhametin gönle yerleşmesi de emek ve özen ister. Evliliğin başlangıcında sevginin daha önemli olduğu, evliliğin ilerleyen yıllarında eşlerin birbirinin merhametine daha çok ihtiyaç duyduğu yönünde bir kanaat vardır. İnsan yaşlanınca merhamet ve şefkate daha çok ihtiyaç hissettiği bir gerçektir. Bu dönemde eşlerin birbirlerinin desteğine ve merhametine olan ihtiyaçları artar. Sağlıklı ve huzurlu bir evlilik hayatı geçirmişlerse birbirlerine sevgi ve şefkatle bakarlar, birbirlerinin sesini duymak bile onlara mutluluk verir. Bu huzur hâli gençliklerinden beri birbirlerine merhametle muamele eden, ilişkilerinin zeminine sevgiyle birlikte merhameti de yerleştiren eşlerin ulaşabileceği ideal bir durumdur. İnsanlar hayatlarının her döneminde dolayısıyla evliliklerinin ilk yıllarında da eşlerinin merhametine ihtiyaç duyarlar. Merhamet; kabalık, katı yüreklilik ve sertlikten uzak durmayı, hata ve kusurları affetmeyi, muhataba değer vermeyi gerektirir. Eşlerden biri yorulduğunda diğerinin ona yardımcı olması, hastalandığında sevgi ve ilgi göstermesi, eşinden gücünün yetmeyeceği şeyi talep etmemesi merhametin yansımalarıdır.
Güven ve Sadakat
Evlilikte huzurun devamını sağlayan korku ve kaygılardan arınmış güven ortamıdır. Bu ortam eşlerin birbirine sadakat göstermeleri ile oluşur. Samimi ve sürekli bağlılık olarak tanımlanan sadakat, evliliğin ve ailenin vazgeçilmez unsurlarındandır. Söz ve inanç bütünlüğüdür; doğru düşünmeyi, doğru konuşmayı, doğru davranmayı, evlilik sırasında karşılıklı olarak verilen sözlere riayet etmeyi gerektirir. Müslümanların tüm insanlarla ilişkilerinde olduğu gibi eşleriyle olan ilişkilerinde de sözlerine ve vaatlerine sadık olma sorumlulukları vardır. Sadakat aile bireylerini birbirine bağlar, karşılıklı güven oluşturur. Bu güvenin sürdürülebilmesi için karı kocanın birbirine karşı dürüst olmaları, eşinin gönlüne şüphe ve korku düşürecek saklı gizli şeyler yaşamamaları gerekir.
Allah Teâlâ’nın insanların güvenli ve huzurlu bir aile hayatı yaşamaları için çizdiği sınırlara uygun davranmak sadakatin gereğidir. Bireylerin iffetlerini korumaları, eşleriyle aralarına üçüncü şahısları dâhil etmemeleri sadakatin vazgeçilmez unsurlarıdır. “Zinaya yaklaşmayın.” (İsrâ, 17/ 32) uyarısı sadakatsizliğe götürecek yollardan uzak durmayı da gerektirir. Harama bakmayı Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) “gözün zinası” olarak nitelemiştir (Buhari, Kader, 9). Rabb’imiz “Mümin erkeklere söyle gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar… Mümin kadınlara da söyle gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar…” (Nûr, 24/30-31) buyruğuyla bu konuda erkekleri de kadınları da uyarmıştır. Sınırları ihlal etmenin sonuçları olan sadakatsizlik ve aldatma aile birliğini temelden sarsan davranışlardır. Zira aile fertleri arasında sadakat kaybolduğunda aileyi ayakta tutan sevgi ve saygı gibi diğer değerler de zarar görür.
Eşler arasında tabii olarak var olan sevgiyi, merhameti ve evliliği besleyen tüm değerleri korumak eşlerin sorumluluğundadır. Karı kocanın bu değerlerle besleyip güçlendirdikleri evlilikleri onlara huzur ve mutluluk verir, dünyada iken cenneti yaşarlar. Evleri, karşılaşmaları muhtemel zorluklardan, ters esen rüzgarlardan onları koruyan güvenli bir meskene, yuvaya dönüşür. Tüm bu güzelliklere ulaşmak için emek vermeye değer. Mutluluğun resmi ilmek ilmek dokunarak tamamlanır.