Anne ve baba... Evlada cenneti kazandıracak iki büyük nimet. İki dua kapısı… Anne baba evladını yetiştirirken büyük emekler verir, türlü zahmetlere katlanır. Evlatlarının mutluluğunu kendi mutlulukları sayar. Onların mutlu ve başarılı olmaları için her türlü fedakârlığı yapar. Kendini dünyaya getiren, büyüyüp gelişmesi için sürekli çabalayan anne babası, insan için ne büyük nimettir. Bu sebeple ilk onları düşünmeli, en çok iyiliği onlara yapmalı, en büyük teşekkürü onlara etmeli… Hastalıklarında kol kanat germeli, bir şey istediklerinde anında yapmalı, ihtiyaçlarını bekletmemeli. En güzel muameleyi onlara yapmalı, onları asla üzmemeli, incitmemeli, kırmamalı, üzüldülerse hemen gönüllerini almalı... Ne büyük fırsattır ebeveynlerimiz vesilesiyle Rabbimizin hoşnutluğunu kazanmak. Çünkü “Rabbin hoşnutluğu anne babanın hoşnutluğuna bağlıdır. Rabbin öfkesi ise, anne babanın öfkesine bağlıdır.” (Tirmizî, Birr, 3)
Kültürümüzde yer alan hayırlı ve hayırsız evlat tabirleri de hem Rabbimizin hem de ebeveynimizin hoşnutluğunu kazanmak üzerine değil midir? Hayırlı evlat; Yaradan’ın emirlerine uyan, anne babasına karşı sorumluluklarını bilip yerine getirendir. Böyle bir evlat, anne babasını üzmez, sesini yükseltmez, gönüllerini kıracak sözleri sarf etmez. Cömert olur, ihtiyaçlarını karşılar, ince, latif, hoş sözlerle gönüllerini alır, her daim saygılı olur, çağırdıklarında güzel cevap verir, arkalarından kötü konuşmaz, onlara dua eder. Hayırlı evlat olmak bu kadar kolayken diğer yandan da zordur. Çünkü anne babanın istekleri ile kendi istekleri çelişince anne babayı kırıp üzmeden hareket etmek çok da kolay değildir. İşte bu durumda evladın, onları üzmemek için sarf ettiği çaba o evladın hayırlı olduğunun göstergelerinden biridir.
Bir evladın ebeveynine karşı sorumluluğu onlar hayattayken de irtihallerinden sonra da devam eder. Bu sorumluluk, evlat büyüdükçe ve anne babanın da yaşı ilerledikçe artar. Evladın hayatının değişik evrelerinde anne babasına karşı farklı sorumlulukları vardır.
Şüphesiz anne babanın evladına verdiği eğitim evladın sorumluluklarını bilmesi noktasında önemlidir. Ancak şu var ki sorumluluklarını bilmek, iyi biri olmak, hele de o iyiliği önce anne babaya yapmak, insanın kendi içinden gelmelidir. Anne babanın verdiği güzel eğitime rağmen bir evlat, sorumluluklarını bilmeyebilir. Bu yazıda esas konumuz anne babanın vereceği eğitim değil, evladın her hâlükârda anne babasına karşı sorumluluklarını yerine getirmesi, güzel davranması olduğu için bu hususa bu kadar değinmekle yetiniyoruz. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki modern literatürde evladın anne babaya sorumluluklarından ziyade anne babanın evladına sorumlulukları konusu ele alınmaktadır. Bir anlamda merkeze evlat konulmaktadır. “Nasıl iyi evlat olunur?” sorusundan ziyade “Nasıl iyi anne baba olunur?” sorusuna cevap aranması, üzerinde düşünülmesi gereken bir meseledir. Elbette anne baba çocuğunu iyi yetiştirmekle mükelleftir. Ancak evlatlar da anne babaya karşı güzel davranmakla mükelleftir. Bu mükellefiyet iki taraflıdır. Meseleye tek taraftan bakmak eksikliktir.
İnsan hayatının farklı evreleri vardır. Dünyaya önce bebek olarak gelir. Sonra sırasıyla çocuk ve genç olur. Daha sonra evlenip çoluk çocuğa karışır. İlerleyen zamanda ise anne babasının yaşlandığını görür. Bebeklik ve erken çocukluk evresi hariç kişinin anne babasına karşı birtakım sorumlulukları vardır. Bu evrelere sırasıyla bakalım.
Çocukken…
Çocuklardan anne babalarına hizmet etmeleri beklenmez. Çünkü o evrede, ebeveyn evladına hizmet eder. Anne baba çocuğuna kol kanat gerer, onu besler, yetiştirip büyütür, eğitim verir. Yine de anne babası çocuğa yaşına uygun sorumluluklar verdiğinde mesela sofrayı toplama, odayı toplama gibi kolay işlerde yardım istediğinde çocuk bunları nazlanmadan yapmalıdır.
Gençken…
Ergenlik döneminde evlat ile anne baba birbirini anlamada zorlanabilir. Bu durumda ebeveyn daha anlayışlı olursa sorunların bir kısmı azalabilir. Ancak genç de anne babasının onun iyiliğini istediğini bilmeli, hissetmeli, anne babayı üzecek davranışlardan kaçınmalıdır.
Ebeveynler tavsiye ve nasihatlerinin çocukları tarafından dinlenmesini isterler. Ergenlik dönemindeki genç ise anne babasının söylediklerini genelde kulak ardı eder. Anne babasının tecrübeli olduklarını düşünmek yerine fuzuli konuştuklarını düşünür. O anda dediklerini yapmak istemese bile gence düşen, onlara kızmama, sesini yükseltmemedir. Günah olan bir şeyi yapmasını istemedikleri takdirde anne babasının isteklerini yerine getirmelidir.
Evliyken…
Bir anne babanın en büyük mutluluğundan biri evladının mürüvvetini görmektir. Evlada düşen de evlendiğinde anne babasını hatta eşinin anne babasını da unutmamak, her iki anne babaya iyi muamelede bulunmak, her iki tarafın da gönlünü almaya, onları razı etmeye çalışmaktır. Taraflar yani dünürler birbirlerine zıt isteklerde bulunabilirler. Bu durumda evli çiftler için iş ne kadar zorlaşsa da onlara düşen her iki anne babayı öfkelendirmemek, onlara nahoş sözler sarf etmeden ikna ederek dengeyi sağlamak, gönüllerini yapmaya çalışmak. Bir tarafın tüm isteklerini yaparken diğer tarafı tamamen görmezden gelmemektir.
Anne Baba Yaşlandığında…
İnsan yaşlanınca eli tutmaz, gözü görmez olur. Söylenilenleri anlamayabilir, duymayabilir. Eskisi gibi görmeyebilir, eli titreyebilir, yavaş hareket edebilir. Hatta bu gibi yetilerin yitirilmesiyle bazen huysuzlanabilir. Evladın, ihtiyarlamış anne babasının bu hâline uygun hareket etmesi gerekir. Şu hikâye bu konuyu çok güzel anlatır: Artık yaşlandığı için eli titreyip yemeği sürekli döken babaya, oğlu ve gelini kızmaktadır. Bir gün eli titreyen baba sofradaki tabağı yanlışlıkla yere düşürüp kırınca oğlu onu birlikte oturdukları sofraya artık oturtmaz. Yaşlı babasını başka bir yere götürür. Elinin titremesi sebebiyle tabakların kırılmaması için de ona tahta tabak verirler. Torun, dedesine böyle muamele edilmesinden rahatsızdır. Ertesi gün torun elinde tahta bir şeyleri oymaya, ona şekil vermeye çalışır. Babası ona ne yaptığını sorar. Torunun verdiği cevap manidardır: Nasıl ki siz dedem yaşlandığı için onu bizim soframızdan çıkarıp eline tahta tabak verdiyseniz ben de siz anne babam yaşlanınca size lazım olursa diye tahta tabak yapıyorum. Baba ve anne bu cevap üzerine yaptıkları hatayı anlar ve dededen özür dilerler. Onu yeniden sofralarına alırlar.
Bu hikâyede olduğu gibi gerçekte de torunlarla nine dede arasında özel bir bağ vardır. Nine dede ayrı evde oturuyorlarsa onları sık ziyaret etmeli, yalnız bırakmamalı. Nine ve dedeyi torunlarının sevgisinden, ilgisinden mahrum etmemek de bir evladın sorumlulukları arasındadır.
Çocukken kişi, anne babaya muhtaçtır. İşler tersine döndüğünde yani çocuk büyüyüp yetişkin hâle geldiğinde, anne baba da yaşlanıp beli büküldüğünde bu sefer ebeveyn evladına muhtaç olur. İşte bu muhtaç anlarında anne babaya latif bir şekilde davranmalı, onları incitmemelidir. Onlara değil eziyet etmek bıkkınlık ifadesi olan “öf” demek dahi yasaklanmıştır: “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle.” (İsra, 17/23)
Anne Baba Sözünün Dinlenmeyeceği Yer Var mı?
Anne babanın sözünü dinlemenin hayırlı evlat olmada önemli bir ölçüt olduğundan bahsettik. Ne var ki anne babanın sözünün dinlenmeyeceği yer de vardır. O da evlatlarından Allah’a ortak koşmayı istedikleri, Allah’ın yasaklarının çiğnenmesini istedikleri durumlardır. Anne babanın sözü burada dinlenmez, onlara itaat edilmez. Ancak bu, yine de onlara kötü muameleyi gerektirmez. Yani onlara kötü muamelede bulunulmaz ancak bu hususta sözleri dinlenmez. (bkz. Lokman, 31/15)
Anne babamıza karşı sorumluluklarımızdan biri de onlara daima hayır duada bulunmaktır. Onların duada özel yerleri olduğu, Kur’an-ı Kerim’de şöyle zikredilmiştir: “Rabbimiz! Hesap kurulacağı gün beni, anamı, babamı ve müminleri bağışla.” (İbrâhîm, 14/41)
Yüce Allah, sadece bu dünya hayatında değil, ahiret hayatında da onların rahmet ve selamete erişeleri için şöyle dua etmemizi buyuruyor: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara merhamet göster.” (İsrâ, 17/24)
Anne Baba İyi Muamelede Bulunmamışsa
Anne baba günah işlediğinde ya da günaha davet ettiğinde, evlatları arasında adil davranmadığında, onlara hüsnü muamelede bulunmadığında bile evlat anne babasına kötülük yapmamakla mükelleftir. Bu durumlarda onları güzel bir dille uyarıp, doğruya davet etmelidir. Zamanında onlar iyi anne baba olmadı diye evlat kendinde ebeveynine kötü davranma, eziyet etme, bağırıp çağırma, onları muhtaç durumda bırakma hakkına sahip değildir. “İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav.” ayet-i kerimesi (Fussilet, 41/34) ebeveyn ile ilişkilerde de geçerlidir.
İnsanlarla olan ilişkilerde nasıl güzel ahlak üzere olmalı ise anne baba ile olan ilişkilerde de güzel ahlak üzere olmaktan ödün verilmemelidir. Çünkü kendileri ile güzel konuşmaya en layık kimse, anne, sonra baba sonra da diğer yakınlardır. (Müslim, Birr, 2)
Anne babaya iyi davranmanın cennet kapılarını açacağı hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır. Varlık sebebimiz olan anne babaya güzel muamele, hem dünya hem ahiret saadetini getirir.