EVLAD-I FATİHAN
İrfan FENNİ
Bandırma Eski Garaj Camii İmam Hatibi
Diyanet İşleri Başkanlığımızca, Kuzey Makedonya’nın İştip Kılavuzlu köyüne din görevlisi olarak görevlendirildim ve çıktım yola. Havalimanından daha şehre girerken beni ecdat yadigârı cami ve minareler karşıladı. Ezan seslerini duyunca sanki yabancı bir ülkede değil de memleketimin bir köşesinde hissettim kendimi. O rahatlık içerisinde gerekli resmî işlemlerimizi Müşavirliğimizde tamamlayarak sıcak bir yaz gününde görev yapacağım köye doğru düştüm yollara. Geçtiğimiz yerler bizim oraları hatırlattı hep bana. Buraların bir zamanlar bize ait olduğu her hâliyle belliydi. Makedonya’da görev yapacağım için Rabbime şükrettim. Yaklaşık bir buçuk saatlik yolculuktan sonra, yemyeşil meşe ağaçlarıyla kaplı virajlı yollardan rakımı oldukça yüksek İştip şehrine bağlı Kılavuzlu köyüne vardık. Köyün alt girişinde bulunan büyük bir manastır oldukça dikkat çekiciydi. İlerlediğimizde ise uzaktan görünen minare, insana huzur veriyor, buralarda bizden birilerinin yaşadığını söylüyordu. Çok küçük ve şirin bir Türk köyüydü. Dağların eteklerinde kurulmuştu ve manzarası çok güzeldi. Köye geldiğimizde ikindi vakti olduğu için ezan okuyup namaz kıldık. Sonra köylülerle tanıştık. Köyde âdeta bir bayram havası vardı. Köylüler ezana ve bir din görevlisine kavuştukları için ülkemize, Diyanet İşleri Başkanlığına teşekkür ederek minnettar olduklarını söylediler. Ülkemiz için dualar ettiler. Köydeki çocuklar da heyecan içerisinde camiye koştular. Böylece ilk dersimize tanışarak başlamış olduk.
Uzun zamandan beri köyde cami yokmuş ancak 2016 yılında Türkiye’den bir hayırsever kardeşimiz camiyi inşa ettirmiş. Bilahare Müşavirliğimizce de lojman inşa edilmiş. Böylece uzun süreli ilk din görevlisi olmak da bize nasip oldu. Beş yıl sürecek olan görevime başlamış oldum. Ailemle beraber küçük bir köyde yeni hayatımıza başladık. Zaman içerisinde köydeki bütün kardeşlerimiz ile tanıştık ve muhabbetle kaynaştık. Onlarla bilgilerimizi paylaştık, dersler yaptık. Küçüklerin abisi, büyüklerin bir kardeşi oldum. Cenazelerinde, düğünlerinde, sevinçlerinde, üzüntülerinde hep yanlarında olmaya çalıştım. Onlar da bize kendilerinden biri gibi davrandılar; bizi sevgiyle, muhabbetle kucakladılar.
Köyümüzde yirmi kadar çocuk vardı. Camide onlarla derslerimize devam ettik. Kur’an-ı Kerim ve ezan okumayı, namaz kılmayı öğrendiler. Bir kızımız Kur’an-ı Kerim’i hatmetti. Köyde çok uzun süredir hatim indirilmediği herkesin onu coşkuyla tebrik etmesinden ve sözlerinden anlaşılıyordu. Çocuklarla zaman zaman oyunlar oynadık ve onlara hem dinimizi hem tarihimizi hem de kültürümüzü öğretmeye gayret ettik.
Bayramlarda, ramazan ayında teravih namazlarında kadını erkeği, genci ihtiyarıyla hep birlikte camide ibadet etmenin huzurunu yaşadık. Kurban bayramlarında köyümüzde dualarla kesilen kurbanları pay edip köyümüze ve çevremizdeki Türk köylerine dağıtarak bayramı yaşadık. Eşim de köyümüzde hanım kardeşlerimize Kur’an-ı Kerim okumayı ve kısa sureleri öğretti. Köyde yaşayan kardeşlerimiz kültürlerine bağlıydı. Yapılan yemekler, düğünler, giydikleri yöresel kıyafetler hep Anadolu’yu hatırlatmaktaydı. Türk ve Müslüman olduklarını her daim dile getirerek kimliklerini muhafaza etmekte, Türkiye’yi çok sevmekte ve ona gönülden bağlı olduklarını dile getirmekteydiler. Zira her bir ailenin bir parçası, bir asır önce zorunlu olarak Anavatan’a göçmüş ve orada yaşamaktaydı. Bağlarını hiç koparmamışlar, cenazelerinde ve düğünlerinde birbirlerine hep gelip gitmişler. Biz de görevli olarak camimizi ve minaremizi Türk bayrakları ile süsleyerek millî duygularımızı, günde beş vakit ezanımız ile de manevi duygularımızı canlandırmaya çalıştık. Zaman zaman Kepekçili, Yunuslu, Pırnalı gibi komşu köylerimize giderek oradaki kardeşlerimizin de ihtiyaçlarını görmeye ve gönüllerine dokunmaya gayret ettik. Oralarda da din dersleri yaptık, sorularını dinleyip cevaplar verdik, sofralarında bulunduk. Onlardan biri olduğumuzu hissettirerek muhabbetle yanlarında olduk. Okuduğumuz ezanlardan duydukları huzuru ve sevinci her daim dile getirdiler, benimle paylaştılar. Çünkü bu topraklar uzun süredir ezan sesinden mahrum kalmıştı.
Türkiye, buradaki kardeşlerimizle irtibatını gerek resmî kurumlar gerekse sivil toplum kuruluşları aracılığıyla canlı tutmuştur. İnsanımız onları ziyaret ederek, hediyeler getirerek veya göndererek, her zaman yanlarında olduğunu hatırlatarak gönüllerini almaktadır, bu çok sevindiricidir. Çünkü buradaki soydaşlarımız, ecdadımızın bizlere emaneti ve “evlad-ı fatihan”dır. Bu vesileyle görev yaptığım zaman içerisinde de tüm sivil toplum kuruluşları köyümüzü sık sık ziyaret ederek köy halkıyla hasbihal etmiş ve onlara yalnız olmadıklarını her daim hissettirmişlerdi.
Bir gün bir başka köyde cenazeye davet edildim ve gittiğim köyün hocası yoktu. Cenaze ile ilgili gerekli işlemleri yaptıktan sonra görüştüğüm oğlu bana rahmetli babasının hep şöyle dua ettiğini söyledi: “Cenazemi Türkiye’den gelen bir hoca yıkasın ve namazımı kıldırsın.” Bunu duyunca çok etkilendim ve duygulandım.
Görev süremi çok güzel hatıralar ve dostluklar ile tamamlayıp ülkeme geri döndüm. Ecdadımızın yadigârı kardeşlerimizle tanışıp onlara hizmet etmek suretiyle çok güzel vakit geçirdim. Onların gönlüne dokunmaya, dualarını almaya, oradaki yavrularımıza dinimizi ve kültürümüzü öğretmeye gayret ettim. Yahya Kemal’in de dediği gibi “Bir Türk’ün gönlünde nehir varsa Tuna’dır; dağ varsa Balkan’dır.”
Evlad-ı fatihan diyarı Balkanlarda, Rumeli’de ve dünyanın dört bir yanında görev yapan, hizmet eden tüm gönül erlerine, din gönüllüsü kardeşlerimize selam olsun.