ESMA İBRET HANIM
Osmanlı Dönemi’nin Meşhur Kadın Hattatı
Meryem DALĞIÇ
DİB Türk İslam Sanatları Daire Başkanı
Kaleme ve satır satır yazılana yemin eder (Kalem, 68/1) Yüce Allah Kitabında. Asırlardır müminler bu yemininin buyruğu gereği ilme, hikmete kıymet vermişler, kelamullahı en güzel şekilde yazmaya gayret etmişlerdir. Sevgili Peygamberimiz’in vahiy kâtiplerine inen ayetleri yazdırmasıyla başlar yazının en güzeli olan hüsnühat sanatının tarihi. “Allah güzeldir güzeli sever.” (Müslim, İman, 147) hadis-i şerifi hat sanatında zirveye ulaşır, harflerin estetiği, ulviliği, ihtişamı, tenasübü görenleri hayrete düşürür. Usta bir hattat tarafından yapılmış harika bir istifi gören ünlü ressam Picasso “İşte resim!” diyerek şaşkınlığını ve hayranlığını gizleyemez. Böylece Batı’nın modern resim anlayışıyla varmak istediği seviyeye Müslümanların asırlar önce hat sanatıyla ulaştığını ifade eder. (Erol Kılıç, Çağdaş Resim Sanatının Oluşmasında Doğu ve İslam Sanatlarının Etkisi, Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi, 1996, sayı:3, s. 60)
İslam coğrafyasında kadın-erkek sayısız hattatlar yetişmiş; hakikate, hikmete açılan bir pencere olan hat sanatına yön vermişlerdir. Tevazu, mahremiyet ve edep gereği kadın hattatlar tarihî kayıtlara çok fazla geçmese de varlığı bilinen eserleri günümüze ulaşan meşhur kadın hattatlarımızdan biridir Esma İbret Hanım.
Serhâsekiyân-ı Hassa Ahmet Ağa’nın kızı olan Esma Hanım, 1780 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Ailesinin tek çocuğu olup eğitimine özel ilgi gösterilir, dönemin en iyi hocalarından dersler alır. Küçük yaşlardan itibaren tanınmış hat üstadı Mahmut Celalettin Efendi’den sülüs-nesih ve icazet yazılarını meşk etmeye başlar. Öylesine mahirdir ki bu sanat dalında Esma’nın yazdığı hilye-i şerifin meşklerini, Celalettin Bey’in çantasında gören kaftancı Mehmet Salim Ağa, hayran kalır onun çalışmalarına. Ancak bir türlü ikna olmaz kadın taifesinden birinin -üstelik on beş yaşında bir genç kızın- böylesine güzel hat yazabileceğine. Hilye-i şerifin ona ait olduğundan emin olmak ister ve bu hususta ciddi bir araştırma yapar, çalışmalarını tek tek tetkik ettirir. Bununla da yetinmez, Esma’nın evine gidip gelenlere gizli aşikâr sordurur bu hususu. Nihayetinde hat yazılarının Esma’ya ait olduğuna kanaat getirir. Ardından padişaha takdim edilmek üzere Esma’dan bir hilye yazmasını talep eder.
Esma’nın yaşına göre böyle bir hilye yazmasının diğer kadınları özendirmesi temennisiyle hattatlıktan icazet aldığı sırada kendisine “İbret” lakabı verilir. Sipariş edilen hilye-i şerif, Salim Ağa tarafından Padişah III. Selim ve validesi Mihrişah Sultan’a hediye edilir. Çok beğenilen bu eser karşılığında Esma İbret, başarısı nedeniyle 500 kuruş ile ödüllendirilir ve 40 akçe günlük gelir bağlanır. Salim Ağa böylesine güzel bir eserin Esma İbret’e ait olduğunu inkâr eden kimseler olma ihtimaline karşı hilye-i şerifin arkasına Esma’nın bu çalışmayı 15 yaşında yapmış olduğu bilgisini ve eserin ısmarlanış hikâyesini ilave ettirir. 1795 yılında yazılan bu hilye-i şerif, günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde muhafaza edilmektedir. (İbnül Emin Mahmut Kemal İnal, Son Hattatlar, Ketebe Yayınları, 2021, s.87)
Hat sanatındaki yeteneği, eğitimi neticesinde yirmi beş yaşına geldiğinde dönemin en meşhur kadın hattatı olan Esma İbret, hocası Mahmut Celalettin Efendi’yle dünya evine girer. Uzun bir yolculuktur hüsnühat sanatı; emek, sabır, incelik, zarafet, maharet ve gayret isteyen, elbette istikrarı gerektiren. Kuşkusuz bu eğitim, Esma’nın şahsiyetinin oluşmasına da etki eder. Edepli, nazik, mütevazı ve bir o kadar da zariftir kendisi. Nakledilen şu hikâye onun bu yönünü ve sanattaki yeteneğini ortaya koyar:
Yüksek mevki sahibi bir zat Mahmut Celalettin Efendi’den bir en‘âm-ı şerif ister. Ancak hazırda böyle bir eseri bulunmayan Mahmut Celalettin’in canı epey sıkılır. Akşam eve gittiğinde onun üzüntüsünü fark eden eşi Esma İbret, hadiseyi öğrendiğinde “Ben sizin yazınızı taklit ederek bir en‘âm-ı şerif yazmıştım ama istenilen derecede güzel ve sanatlı olmayabilir.” diyerek eseri gösterir. Mahmut Celalettin, hanımının nesih hattında eriştiği başarının derecesine hayran olur. Bazı yerlerini tashih eder ve en‘âm-ı şerifi sipariş sahibine ulaştırır. Elbette Esma İbret’in yazdığını gizlemez ve bir kadın hattat olarak onun başarısı herkes tarafından takdir edilir. (Şevket Rado, Türk Hattatları, Yayın Matbaacılık, İstanbul 1980, s.168)
Esma İbret Hanım’ın müzelerde ve hususi koleksiyonlarda sülüs-nesih hattıyla yazdığı birkaç hilyesi mevcuttur. Bunlardan biri yukarıda zikredilen hilye ile aynı tarihli, benzeri olup Türk ve İslam Eserleri Müzesinde, diğeri de Kahire Müzesindedir. Günümüze sülüs-nesih kıt’a, hilye ve Delâʾilü’l-ḫayrât gibi eserleri de ulaşan Esma İbret, özel bezemeleri ile dikkat çeken iki Kuran-ı Kerim de yazmıştır.
Sanatla ruhunu sağaltan, bir kalem güzeli olan Esma İbret Hanım vefat ettiğinde Eyüp Sultan civarındaki Şeyh Murad Dergâhı haziresine hayat arkadaşı Mahmut Celalettin’in yanına defnedilir.