ERENLERİN SOHBETİ

Dr. Lamia LEVENT ABUL
DİB Süreli Yayınlar ve Kütüphaneler Daire Başkanı

Erenlerin sohbeti artırır marifeti

Bî dertleri sohbetten her dem süresim gelir

Yunus Emre

İnsan ünsiyet kuran bir varlıktır. Söyleşmek, dertleşmek, başka bir gönülle hemhâl olmak ister. Gönlünü açacağı, muhabbet edeceği bir arkadaşa, bir dosta ihtiyaç duyar. Dost, sadece insanın yalnızlığını gidermez, aynı zamanda hâlini, tavrını da etkiler. Sevgili Peygamberimizin iyi arkadaşı misk satana, kötü arkadaşı körük üfleyene benzetmesi, arkadaşın dostun insan üzerindeki etkisini ifade eder. (Müslim, Birr, 146.) Sohbet eden, sohbet ettiği arkadaşıyla ruhi, manevi bir alışveriş içine girer. Kalp, arkadaşlık ve ülfet ettiği kişiden etkilenir. Kalp değişen, hâlden hâle giren bir yapıya sahip olduğundan dışarıdan gelen tesirlere açıktır. Bu nedenle Cenab-ı Hak bizleri sadıklarla/doğrularla arkadaşlık yapma hususunda ikaz eder. Sohbette yalnız kelamdan etkilenmez insan. Aynı zamanda birbirinin hâllerinden de etkilenir. Zira hâller sâridir. Hz. Peygamber’in, “Kişi dostunun dini (yolu, yaşantısı) üzeredir. O hâlde kiminle dostluk kurduğuna dikkat edesin!” (Tirmizi, Zühd, 45.) hadis-i şerifi bu davranış ve hâl aktarımına işaret eder. O nedenle iyilerle dostluk yapan, iyi ve salih kimselerin meclislerine devam eden kötü bile olsa hâlini tavrını düzeltir, kendisine çekidüzen verir. Hâl lisanı, kâl lisanından daha tesirlidir.

Hz. Peygamber, ashabını sohbetle eğitmiştir. Efendimizin sohbetinde bulunanlara sahabe/ashab denir. Çünkü ashab ve sahabe kelimeleri sohbet kelimesiyle aynı kökten türemiştir. Kur’an-ı Kerim’de, Peygamber Efendimiz Mekke’den Medine’ye hicret ederken yanında bulunan Hz. Ebubekir’den (r.a.) Resulüllah’ın arkadaşı olarak söz edilir: “Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, ‘Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber’ diyordu.” (Tevbe, 9/40.) Ayet-i kerimede geçen sahip/arkadaş kelimesi Peygamber Efendimizin yakın arkadaşları için kullanılan sahabe kelimesine de kaynaklık teşkil eder. Hz. Peygamber Mekke’de Daru’l Erkam’da, Medine’de ise Mescid-i Nebevi’de toplanan ashabına İslam’ı anlatırdı. Rivayetlere göre bu sohbetler sabah namazı sonrası başlar ve gün boyu devam ederdi. Ashab, hiç sıkılmadan büyük bir dikkat ve zevkle Efendimizin eşsiz sohbetini dinlerdi. Her biri takip edilecek yıldızlar mesabesinde olan sahabe efendilerimiz bu sohbetlerde hem Efendimizin üstün ve örnek ahlakı ile bezenmiş hem de İslam dinine dair ilimleri elde etmişlerdi.

Sevgili Peygamberimizin sohbet sünnetini devam ettiren sufiler ilk dönemlerden itibaren tasavvufi bilgileri sohbet halkalarıyla mürit ve muhiplerine aktarmışlar. Şah-ı Nakşibendi’nin kendi yollarının sohbet yolu olduğunu ifade etmesi sohbetin tasavvuf kültürü içindeki ehemmiyetini gösterir. Sufiler tasavvufi eğitimin önemli bir esası olarak gördükleri sohbetle dervişleri eğitir ve bilgilendirirlerdi. İrfan sohbetinden istifade etmek herkese nasip olmayan bir nimettir. Sadece kulaklar değil kalpler de istifade eder bu sohbetlerden. Böyle meclislerde konuşulan hakikatler “el” olanın yani yabancı olanın anlayacağı sohbet değildir. Yunus, “Erenlerin sohbeti artırır marifeti” derken sohbet meclislerinin manevi tekâmüle vesile olan yönünü anlatır. Hemen devamında sohbeti almaya ehil olmayanları bu irfan sofrasından uzaklaştırmak istediğini söyler. Ancak halis bir niyetle gelenler buradaki manaya erebilir.

Sufiler, “Şeytan yalnız olanlarla beraber olur.” sözüne dayanarak mürit için yalnızlığın büyük afet ve helak olduğunu ifade ederek mürit için en önemli şeyin sohbet olduğunu söylerler. Önemli bir terbiye metodu olarak gördükleri sohbet için birtakım adaplar ortaya koyarlar. Dostla sohbetin adabı, herkesi kendi derecesinde tutmaktır. Yani ne kendinden aşağıda ne de yukarıda görmektir. Kendinden yaşça büyük olanlara hürmet göstermek, akran ve emsallerine karşı resmiyetsiz ve samimi bir şekilde davranmak gerekir. Küçüklere şefkatle muamele etmek, yaşlıları baba derecesinde, denkleri olan şahısları kardeşleri seviyesinde ve küçükleri de evlatları mesabesinde tutmak önemli adaplardandır. Kinden uzaklaşmak, hasetten sakınmak, nefret ve düşmanlık duygularından kaçınmak ve hiçbir kimseden nasihat etmeyi esirgememek gerekir.

Büyük üstat Kuşeyrî sohbetin üç kısım olduğunu söyler. Kendisinden manevi olarak daha üst olanlarla arkadaşlık. Böyle bir arkadaşlıkta sohbet değil hizmet etmek söz konusudur. Kendi üstüyle ona hizmet ve itaat etmek yoluyla arkadaşlık yaparlar. Sufiler için hizmet tasavvufi terbiyenin bir yoludur. İkinci kısım, kendisinden ast olanlarla arkadaşlık etmek. Bu arkadaşlıkta metbu olanın tabi olana şefkat ve merhametle; tabi olanın da metbu olana hürmet ve itaatle muamele etmesi icap eder. (Büyükten sevgi, küçükten saygı) Bu arkadaşlığın edebi; arkadaşında bir kusur gördüğünde uyarmasıdır, yoksa arkadaşlığına ihanet etmiş olur. Emsal olanlarla arkadaşlığa gelince bu nevi arkadaşlık, isar ve fütüvvet (diğerkâmlık) esası üzerine kurulur. Bu arkadaşlığın edebi ise arkadaşının ayıbını görmezlikten gelmesi, onun davranışlarını hep iyi ve güzele yormasıdır. Tevil edemez ise arkadaşını değil kendini kınamalıdır.

Sufilere göre sohbet ve dostluk konusunda kişinin eğer gücü yetiyorsa Cenab-ı Hak ile sohbet etmesi en makbul olan dostluktur. Ancak buna gücü yetmez ise Allah ile dost olanlarla (veliler) sohbet etmelidir. Zira onların sohbetindeki bereket ve feyz insanı Aziz ve Celil olan Allah ile sohbet etme mertebesine vasıl eyler. (Kuşeyri, Risale, s. 385.) İnsan için gerçek dost Allah Azze ve Celle’dir. (Şura, 42/9.) İbn Ataullah İskenderi, Allah ile dostluk nasıl olur, sorusuna şöyle cevap verir: “Allah ile dostluk, O’nun emirlerine sarılıp yasaklarından kaçınmakla olur.” İnsan Cenab-ı Hak’la dostluğunu kuvvetlendirmek için O’nun yarattığı mahlûkatla da dost olmalıdır. İbn Ataullah diğer mahlûkatla nasıl dost olunacağını da açıklar: “Kiramen kâtipleri ile dostluk onlara iyilik yazdırmakla olur. Kitap ve sünnetle dostluk onlarla amel etmek suretiyle olur. Gökyüzü ile dostluk onun yaratılışı hakkında tefekkür etmekle olur. Yeryüzü ile dostluk onda olanlardan ibret almakla olur. Allah ile dostluğun anlamı, O’nun iyilik ve nimetleriyle dostluk yapmaktır. Kim Allah’ın nimetlerine şükreder belalarına sabreder, emirlerine sarılır, yasaklarından kaçınır, ibadetlerini ihlasla yaparsa o kimse Allah ile dostluk kurmuş olur. Dostluk kuvvetlendiğinde artık kişinin tabiatı hâline gelir.” (İbn Ataullah El-İskenderi, Hikmet Tacı, Semerkand Yay., s. 93-94.)