ENTELEKTÜEL BİR KAÇIŞ: SESLİ KİTAP
Sema BAYAR
Hikâye, iletişim biçimimizin özünü oluşturur. Aslında her gün kendimizi, başımıza gelen hadiseleri, görüp de geçemediklerimizi yahut işitip kulak kabarttıklarımızı dile dökerken hikâyenin içinde nefes alıp veririz. Dolayısıyla hikâye yazıdan önce sesle buluşmuş, dilden dile aktarılarak büyümüş, serpilmiştir.
Kişisel yaşam öykülerinde kitapla sesin buluştuğu nokta annedir. Onun sesinden küçük dimağlara nakşolan hikâyeler insan için kitapla sesin kesiştiği kavşaktır. Uykudan hemen önce hülyalı âlemlere o ses ile dalar çocuklar. Dil gelişimi yahut zihinsel aktivitelerin ivme kazanması için bir çocuk okuryazar olmadan çok daha önce ebeveynleri vasıtasıyla kitapla tanışır. Merak duygularının yoğunlaştığı dönemlerde; sorularla hayatı, insanı, doğayı öğrenmeye yeltendikleri anlarda eğitici/öğretici kitaplarla hemhâl olma vakti gelmiş demektir. Her türlü bilgi aktarımında kitabın yardımına anne sesi koşar. Babalar ya da büyük ebeveynler de eşlik eder bu aktarıma ve insanoğlunun kitapla ilk tanışması da sesle olur.
Sesli kitap dijital dünyanın, zaman konusunda giderek hassaslaşan günümüz insanına sunduğu bir nimet gibi görülse de yetişkinler için de kitabın sesle buluşması eski tarihlere dayanır. Kitaba sahip olmanın lüks sayıldığı, okuryazar oranının ise düşük olduğu devirlerde hikâye ya ona malik olan elin tekelindedir ya da bir hafızın zihninde. Matbuat âleminin güç kazandığı, Sanayi İnkılabının üretim alanlarını zenginleştirdiği yakın tarihlere kadar kitabın en yakın dostu okuyucular/anlatıcılardır.
Sözlü edebiyat ve yazılı edebiyat ayrımı hikâyelerin sesle ve kalemle buluşmasının arasına bir sınır çekse de bugün sesli kitap uygulamaları her iki edebî türü mezceder, birbirine bağlar. Sesin anlama omuz verdiği, anlatıcının dilinde hikâyenin canlanıp kanatlandığı göz önünde bulundurulursa kitabın seslendirilmesinin yadsınamaz bir mahiyette olduğu söylenebilir.
Tarih boyunca hikâye farklı sanat dallarıyla kol kola girmiş, bu vesileyle etki gücünü artırmıştır. Görsel sanatların hâkim olduğu Batı toplumlarında hikâyelerin en büyük destekçisi resimlerdir. Renklerin ifade ettiği anlam ve fırça darbeleriyle dil farklılıklarının önüne geçen anlatıcı kimi zaman kutsal kitabının öğretisini kimi zaman da kolektif bir hikâyeyi tuvallere yahut mabedinin duvarlarına işler. Anlatıya destek olan sadece resim sanatı değildir üstelik. Hikâyeler karşımıza farklı edebî türlerde de çıkar. Müzik de hikâyeye güç veren bir diğer sanat dalıdır. Müzik eşliğinde terennüm edilen hikâyeler, destan yahut mersiyeler de yazı ile sesin muhteşem uyumuna örnektir. Korkut Ata’nın kopuzu dinleyenleri kâh coşturarak kâh hayrete düşürerek hikâyenin gücüne güç katmıştır.
Sözlü kültürün hâkim olduğu topraklarda hikâyenin ses ile buluşması âdeta bir terennüme dönüşür. Hikâye her defasında yenilenir, eklenen ve çıkarılan detaylarla kisvesini değiştirir, özünü korusa da dinleyicinin karşısına yeni esvaplarla çıkar. Kitaptan dinleyiciye örülen köprüleri taş taş anlatıcı döşer. Ve bunu yaparken o da bir okura dönüşür. Muhataplarını okur, onların kimi zaman heyecanını kimi zaman merakını diri tutmak için sesini kâh alçaltır kâh yükseltir, anlatıya yeni kıvrımlar ekler. İstikamet bellidir, varılacak yer de... Fakat yolun nasıl yürüneceği, adımların sıklığı yahut yolculuğun molaları anlatıcının tercihine bırakılmıştır. Büyük sapmalar olmadıkça küçük patikalara göz dikmek, yolu biraz çatallandırmak gayet makuldür. O patikalar, her defasında çatallanan yollar hikâyeyi diri tutar.
Anadolu’da kitabın sesle buluşmasına en güzel örnek köy odalarında, kıraathanelerde okunan Hamzanameler, Hz. Ali Cenkleri, Gazavatnameler’dir. Onlara Sadi Şirazi eşlik eder, Bostan ve Gülistan, satırdan sadra sonra başka bir gönle akar. Kelile ve Dimne’ye de en az diğerleri kadar aşinadır dimağlar. Ahali toplanır. Genci yaşlısı divana yahut iskemlelere sıralanır. Bir aksakallı açar elindeki kitabı. Gözü satırda, gönlü hikâyede gezer. An gelir Zülfikar’ı kuşanır, küffarı tepeler. An gelir hayvanlar âleminde gezerken insanoğluna dolaylı yoldan ibretlik hadiseler aktarır. Burada anlatı sadece pasif bir aktarma işlevi görmez, kendine taraf da toplar. Zira hikâye anlatıcısı/okuru nesnelliğe tevessül etmez. O da kahramanlar gibi iyiliğin neferi, kötülüğün düşmanıdır. Dolayısıyla her okuma eylemi bir eğitim aracına dönüşür.
Anadolu coğrafyası özelinde bakacak olursak ders halkalarından akşam sohbetlerine, bir kitabın okunup dinlenmesi bu toprakların temel vasıflarındandır. Osmanlı toplumundaki okuma meclisleri bunun en bariz örneğidir. Sesli okuma aynı zamanda toplu okuma pratiğidir. Ses bu meclislerde birleştirici bir özellik olarak karşımıza çıkar. Âşıklardan meddahlara, destan anlatıcılarından okuyuculara her biri asıl itibarıyla bir meclis inşa eder. İnsanları birleştirir ve iletişimin önünü açar. Matbuat âleminde yaşanan ilerleme, Sanayi İnkılabı ile gelen üretimdeki artış kitapla ilişkileri toplumsal alandan bireysel alana çeker. Okuma eylemi artık bireyseldir, sessiz ve içe dönüktür. Meclislerin miadı dolmuştur. Bu minvalde kitap ve anlatıcı arasına perde çekilmiş, hikâyeler bir müddet anlatıcının sesiyle vedalaşmıştır.
Peki, yakın dijital platformlar aracılığıyla kitabın ses ile yeniden buluşması, sesli okumaya mı dâhildir yoksa sessiz okumanın bir uzantısı mı? Sesli kitap da sessiz okuma gibi meclisten yoksundur ve öteki ile iletişimi zorunlu kılmaz. Dolayısıyla onu da bireysel alanda değerlendirmek gerekir. Sesli kitapta okuyucu muhatabından bir kitle oluşturmasını beklemez. Dinleyiciler çok ama çok birbirinden bağımsızdır. Dinleyicilerini belli bir zamana yahut mekâna çekmediğinden oldukça bireysel bir deneyimdir. Okuma meclislerinde dinleyici, okura nazaran kısmi de olsa aktifken sesli kitapta pasiftir, sadece alıcı konumundadır.
Sesli kitap, okura bir ferahlık vadeder. Bu vaadin gerekçesi, metropol hayatının yorgunluğudur. İşlerini bir türlü yetiştiremeyen her günü bir koşturmaca içerisinde yaşayan insanoğlu sesli kitabın kapısını çalar. Asıl sermayenin zaman olduğunu iliklerine kadar hisseden modern insan için dünya bütün telaşlarıyla üzerine gelirken ondan keyifli zaman parçaları koparmanın bir başka adıdır sesli kitap. Zira kulaklığınızdan dinlediğiniz bir kitap trafikte kaybedilen zamanı katlanabilir kılıyor. Yürüyüşlerde müzik dinlemek hâlâ ilk tercih edilen bir aktivite ama kitap uygulamalarından beğendiği yazarın çıkan son eserine kulak kabartanlar da az değil. Ekstra bir zaman talep etmeyen, mekânın çeperlerinden sıyrılan sesli kitap uygulamaları giderek daha fazla rağbet görüyor. Çarçur edilen zamana değer katması bir yana entelektüel bir kaçış imkânı da sağlıyor. Sesli kitabın asıl kazanımı zaman tasarrufu olmakla birlikte istendik yan faydalarını da saymak mümkün. Seslendirildiğinde nice kitap gücüne güç katıyor. Bu biraz da sesin anlama omuz vermesiyle ilişkili. Her kelime anlamın döküleceği kalıptır ve aslında o kalıp zihindeki anlamı bir bakıma indirger. Ona bir çerçeve çizer. Fakat asıl mesele anlamın okurun zihninde yeniden harekete geçmesi, kendi kalıplarından taşarak çoğalmasıdır. Etkili bir okuyuş, o anlamı kelimelerin zincirlerinden kurtararak çağrışımlarla çoğaltır. Vurgu ve tonlama, telaffuzdaki akış kitap dinlemeyi eşsiz bir deneyime dönüştürür. Bir zamanlar radyo tiyatrolarında sesin, görüntünün önüne geçmesi gibi sesli kitapta da okuyucu metnin önüne geçer, kelimelerle okur arasında yeni ve sağlam köprüler kurar. Yine de bu tür uygulamaların müdavimlerinin kitaba mesafe koymadıklarını, bir kitapla göz göze gelmekten de sayfaları çevirirken duydukları hışırtıdan da vazgeçmediklerini belirtmek gerek.
Nostalji tutkunları her çağda olduğu gibi sesli kitabın açtığı yoldan yeniden okuma meclislerini inşa etmeyi denedi. Köy odaları, ders halkaları değilse bile, insanlar bir araya gelerek bir kitabı sesli okuma tecrübesini deneyimledi. Bu tür aktivitelere mum ışığı, yer minderleri eşlik ederek romantizmin ocağı harlandı. Fakat sesli kitap nasıl ki size zaman tasarrufu ile geliyorsa bu tür etkinlikler sizden ekstra zaman talep ediyordu. Bu nedenle şimdilik taliplilerinin az olduğunu söyleyebiliriz. Henüz yaygınlık kazanmasa da kitabın eskisi gibi bir okuyucu/anlatıcı tarafından seslendirilmesi, okuma eylemini bireysel alandan toplumsal alana taşır mı bilinmez. Her halükârda bireysel dinlemeler revaçta.
Sahici olanın sanal ortamlarda zedelendiği bir çağda sesli kitap uygulamalarında da işi kurnazlığa götürenler yok değil. Ne de olsa çoklukla cezalandırılıyor, dar vakitlerle sınanıyoruz. Zaman tasarrufunu abartan birtakım uygulamalar sesli kitabın açtığı yoldan ilerliyor. Kaptıkaçtı fikirlere, kiralık bilgilere teveccüh edenler, bir kitabı baştan sona dinlemeyi meşakkat görenler için artık yeni bir kaçış rampası var: özetler. Daha önce koca koca kitapları özetlere sıkıştıranlar şimdi de o kitabın sesinden çalıyor. Sizi on beş dakikada Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nden, Anna Karenina’ya kadar klasik eserlerle tanıştırıyor. Birkaç saat içinde listelerin gözdesi yüz temel eserle dimağınızı dolduruyor. Okuduklarımızın daha doğrusu dinlediklerimizin ne kadarını özümsediğimiz, edinilen bilgiyi ne kadar içselleştirdiğimiz ise muamma. Üstelik bir yazarın dilinden almayı arzu ettiğimiz estet zevkler de özetler eliyle maalesef dışta tutuluyor.
Sesli kitap teknolojileri nereye varır, bilinmez. Ancak kitap tutkunları hâlâ sayfalarda sekmeyi tercih ediyor. Geleneksel formunun içinde kitap, okurundan belli şartları talep eder. Ve tutkulu bir okur için kitap okumak boş vakit aktivesi değildir. Aksine o, bütün telaşlara bir şerh düşmek, hız çağındaki o baş döndüren akışı bozmak, hayatın doğal ritmine ayak uydurmak, koşturmacalar karşısında durup dinlenmek, telaşlı zamanlarda sükûnete ermek için vakit ayırır. Kütüphaneden bir kitap seçer ve dünyayla arasına bir perde çeker. İşte böylesi bir okur için sesli kitap, okumanın ikamesi değil sadece tamamlayıcısıdır. Ne kısaltılmış metinlere ne de özet seslendirmelere teveccüh gösterir. Onun için, kitap okuma eylemi göstermelik bir entelektüel kaçış rampası değil bir var olma biçimi, hayatı anlamlandırmanın etkili bir yoludur.