ENDERUN
MEKTEBİ

Nermin TAYLAN

Ücra Taşra Köylerinden Acemi Ocağına

“Fethedilen yerlerdeki ailelerden alınan gayrimüslim çocuklar turna misali bir şekilde İbrahim Paşa Sarayı’nın önüne getirilir ve her biri istidadına göre seçilmek üzere sıraya dizilir. Yeniçeri ocağı mensubu olan kıdemli görevli gelir ve dahi çocukların yüzlerine, boylarına ve türlü özelliklerine bakarak onları enderun, yeniçeri gibi birimlere gönderilmek üzere ayırır. Görevli ağa, bazı çocukların gözlerine baktığında âdeta geleceğin bir Osmanlı idarecisini görürcesine zekâlarını kavrar, kabiliyetlerinin farkına varır ve onları enderun için ayırır. Enderun mektebine talebe seçen bu kişi, esasında ocağın turnacıbaşısıdır ve çocukların gözlerine baktığında turnayı görür. Tabiri asl ile turnayı gözünden vurmuştur çünkü Osmanlı enderun talebelerini ve yeniçerileri turnaya benzetir ki turna; sadık, vefalı, birlikte hareket etmeyi seven, manevra kabiliyeti yüksek, grup hâlinde hareket eden bir kuştur. Bu da Osmanlı’nın enderun mektebi talebelerinden ve yeniçeri askerlerinden beklediği en kavi hasletlerdir.”

Enderun Mektebinin Oluşumu

Enderun: Belki Osmanlı’nın medeniyet sırrı, belki sarayın en değerlisi, belki 623 yıl varlık sebebi belki de Osmanlı’yı Osmanlı yapan temel sebep. Günümüz hakikatinde ise ihtiyacımız olan yegâne kurum. Dünyada eşi benzeri olmayan bir eğitim membası.

Osmanlı’nın kuruluşunda yapılan akınlar neticesinde ele geçirilen kölelerin 1/5’i vergi olarak alınmaya başlanmış buna da Farsça beşte bir manasına gelen “pençik” denmiştir. Ancak Fetret Devri’ndeki iç karışıklık nedeniyle akınlar yapılmayınca Osmanlı, bu kez kendi hâkim olduğu topraklardaki Hristiyan tebaadan almaya başlamış ve bunun adı da devşirme olmuştur.

“Bir İslam savaşçısı seçme” yahut “Osmanlı’ya adam yetiştirme” olarak niteleyebileceğimiz bu uygulamada gayrimüslim köylerdeki kilise kayıtlarından insanlar tespit edilir, çeşitli kaideler uygulanarak yeniçeri asker ocağına asker yetiştirmek için 8 ile 14-15 yaş arası çocuklar özenle seçilirdi. Müslüman veya Yahudi olmayacak, herhangi bir zanaata sahip olmayacak, evlenmemiş olacak, yalnız ve köksüz olacak, asla anne babasının tek oğlu olmayacak gibi kuralları olan bu çocuk seçme sisteminde ocağın en kıdemli askerlerinden turnacıbaşı, bu çocukları fiziki ve karakter özelliklerine göre itina ile inceler ve “ilm-i kifâye” denilen usule göre nereye uygun olacaklarını belirlerdi.

Mesela sadakatin sembolü olan turna kuşuna benzetilen yeniçeri adayları, sürüler hâlinde turnacıbaşının bulunduğu alanda sıraya dizilir, turnacıbaşı hepsini fiziki görünüşleri ve gözlerinin içerisindeki ışık ile değerlendirirdi. Çocuğun gözlerine baktığında gördüğü kabiliyete ve zekâya göre karar veren turnacıbaşı, oldukça zeki ve cevval olanları yani en iyilerini enderun mektebine yönlendirirdi.

Enderun Mektebi

Farsça “sarayın içi” manasına gelen enderun; adını, Osmanlı sarayının en iç tarafında kurulmasından mütevellit Sultan II. Murad zamanında almıştır. Enderun mektebi kuruluşundan son yüzyıla kadar pek çok defa küçük değişikliklere uğrasa da 1908 yılına kadar Osmanlı sarayının içerisinde yer alan dünyanın en kaliteli bürokrat okuludur.

Osmanlı sarayında faaliyet gösteren enderun mektebi; mülki, askerî, siyasi ve idari alanlarda görev yapacak nitelikli devlet adamları yetiştirmek için tesis edilen bir kurumdur. Gayrimüslim Osmanlı tebaasındaki çocuklara elit bir eğitim sunmayı amaçlayan bir sistematiğe sahipti. Özellikle Fatih Sultan Mehmet döneminde gelişme gösteren enderun mekteplerine ilk dönemlerde yalnızca devşirme yöntemiyle Hristiyan çocuklar kabul edilirken daha sonraları farklı etnik guruplardan ve Müslüman çocuklardan da öğrenci kabul edilmeye başlandı.

Enderun mektebine alınan çocuklara evvela Kur’an-ı Kerim, tefsir, hadis, kelam gibi dinî dersler sonrasında edebiyat, inşa (şiir), dil bilgisi, Arapça, Farsça gibi derslerin yanı sıra matematik, coğrafya, mantık gibi dersler okutulurdu. Tedrisata bir taraftan Osmanlı saray geleneği, görgüsü ve çeşitli teamülleri ile devam edilir diğer taraftan meslek-sanat kollarında beceriler kazandırılmasının yanı sıra sportif faaliyetlere de yer verilirdi.

İç oğlanı denilen enderun talebeleri, derslerinin haricinde saray ve padişah hizmetlerinin yürütülmesini sağlardı. Böylece sarayda, idarede, ordu ve bürokraside kademe kademe yükselerek nihayetinde sancakbeyliğe kadar çıkabilir; Sokullu, Rüstem Paşa, Mahmud Paşa, Damat İbrahim Paşa örneklerinde olduğu gibi sadrazam dahi olabilirlerdi. Başarı gösteren öğrenciler, enderun mektebinde muallim olarak kalabilir, istisnai bazı durumlarda olsa da musiki, edebiyat, tarih ve bazı sanat dallarında ilerleyenler de bulunurdu.

Detaya inecek olursak II. Murad zamanında Edirne’de kurulduğu ancak Fatih Sultan Mehmed zamanında tam olarak teşekküllendiği bilinen ve İstanbul’un fethiyle birlikte İstanbul’a Topkapı Sarayı’na taşınan enderun mektebi, sarayın 3. kapısı olan babüssade içerisinde yer almaktadır.

Enderunda Eğitim Kademeleri

Enderun; küçük odalar, büyük odalar, doğancı koğuşu, seferli odası, kiler, hazine odası, has oda olarak yedi ayrı bölümden oluşurdu. Buradaki eğitimi sonuna kadar götüremeyen iç oğlanlar ara sınıflardan aynı şekilde çıkma adıyla ayrılarak çeşitli askerî birliklere katılırlardı. Mektebin ilk iki kademesi olan küçük oda ve büyük odada acemi oğlanları mektebinden mezun olan gençler eğitim alırdı. Henüz yeni devşirilerek bir süre acemi ocağında eğitim gören bu gençlere önce İslam dini ve kültürü, Türkçe, Arapça ve Farsça dersleri verilirdi. Sonrasında güreş, ok, atlama, koşu gibi sportif talimler yaptırılırdı. Bu odalarda okuyanlar “dolama” denilen bir cübbe giydiklerinden dolayı bunlara dolamalılar da denilirdi. Ortalama 15 yaş civarında olan bu gençlere çeşitli konularda yardımcı olacak lalalar bulunurdu. 17. yüzyıla kadar büyük odada 100, küçük odada 60 talebe okurken daha sonra talebe sayısı 258’e kadar yükselmiştir.

Enderun mektebinin üçüncü koğuşu olan doğancılar koğuşunda ise ortalama 40 öğrenci talim görmekteydi. Bu koğuş, Sultan IV. Mehmed tarafından kaldırılmıştır.

1635 yılında enderun halkının çamaşırlarını yıkamak için Sultan IV. Murad tarafından eklenen seferli koğuşundaki talebeler ise sonraları musikişinas, hanende, kemankeş, pehlivan, berber vb. meslek dallarında yetiştirilmişlerdir. Nitekim bu koğuştan birçok musikişinas ve şair çıkmıştır. Saray, kendi içerisinde hizmet verecek olan dilsiz ve cüceleri de yine bu koğuşta eğitmiştir. Seferli koğuşunda 100 kadar genç eğitim görür, bu koğuşun iç oğlanları çıkmalarda sipahi bölüklerine verilirdi.

Fatih Sultan Mehmed zamanında kurulan kilerciler koğuşunun görevi ise padişaha yemek servisi yapmak idi. Bu koğuşta eğitim gören iç oğlanları hünkârın ve harem-i hümayunun her türlü yiyecek ve içecek ihtiyacını hazırlar ve muhafaza ederdi. Saray odaları, koridorlar ve mescitlerin mumları bu koğuş tarafından tedarik edilirdi ve onların sorumluluğundaydı. Sayıları otuz civarında olan kilerci koğuşu iç oğlanları çıkmalarda kapıkulu süvari bölüklerine girerlerdi.

Yine Fatih Sultan Mehmed tarafından bizzat teşkil edilen hazine koğuşu, haznedar başı ve hazine kethüdası tarafından idare edilirdi. Buranın amiri olan haznedar başı, sarayın en nüfuzlu görevlileri arasında yer alırdı. Sarayda hizmet gören, sayıları 2000 civarındaki “ehl-i hiref” denilen saray sanatkârlarının başı olduğu gibi enderun hazinesi ve saraya ait mücevherat ve kıymetli eşyanın korunmasından da sorumluydu. Barış ve savaş zamanlarında padişahın yanından ayrılmazdı. Zaman zaman sayısı 150’yi aşan hazine koğuşundan çıkan gençler, genellikle kapıkulu süvari birliklerine, müteferrikalığa yahut çaşnigirliğe gönderilirlerdi.

Enderun kademelerinin en sonuncusu ve en rütbelisi olan has oda, yine Fatih Sultan Mehmed tarafından kurulmuştur. Has odabaşı, silahdar, çuhadar ve rikabdar diye dört has zabiti olan has odanın padişah huzuruna çıkma yetkisinin Fatih Kanunnamesi’nde has odabaşına verildiği belirtilmiştir. Toplam mevcudu 40 civarında olan has odalıların görevleri arasında hırka-i saadet dairesini temizlemek, eşyasının bakımını yapmak, kandil gecelerinde öd ağacı yakmak, gül suyu dökmek ve mukaddes emanetleri korumak gibi işler ve daha niceleri yer almaktaydı. Hünkâr müezzini, sır kâtibi, sarıkçıbaşı, kahvecibaşı, başçavuş gibi padişah hizmetinde bulunanlar da has oda mensupları arasından seçilirdi.

Enderun mektebinin en son ve en kıdemli kısmında eğitim gören has odalılar buradan çıktıktan sonra kıdem durumlarına göre devletin en önemli yerlerine tayin edilirlerdi. Denilebilir ki buranın verdiği muazzam eğitim, dünya milletlerini kendisine hayran bırakacak ölçüde kaliteli sadrazamlar, kaptan paşalar, yeniçeri ağaları, eyalet valileri, sancak beyleri ve dâhi şairler, edipler, ressamlar, mimarlar, müzikçiler, tarihçiler, fen ve matematik bilginleri ve daha nice maharetli devlet adamları yetiştirmiştir.

1554-1562 yılları arasında Kanunî döneminde Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun özel elçisi olarak Osmanlı’ya gönderilen, Busbecq; askerî sisteminden aile yapısına, hanedanından yeniçeri askeri ocağına kadar pek çok alanda yazdığı raporlarında Osmanlı Devleti hakkında şu veciz ifadeleri kullanmıştır: “Kan asaletine değil liyakate bağlı işleyen bir devletin bu hâle gelmesi gayet normaldir." Çünkü Osmanlı’da eğitim ve liyakat her şeyin başında geliyordu ve o eğitimin en iyisi dünya da yalnızca enderun mektebinde verilmekteydi.

Tarihte bu ay neler oldu?

Türk Lirası’ndan altı sıfır atıldı. (1 Ocak 2005)

Soyadı kanunu yürürlüğe girdi. (2 Ocak 1935)

Arif Nihat Asya vefat etti. (5 Ocak 1975)

Ahmet Hamdi Akseki vefat etti. (9 Ocak 1951)

Aile mahkemeleri kuruldu. (9 Ocak 2003)

Körfez Savaşı başladı. (17 Ocak 1991)

Darülaceze kuruldu. (20 Ocak 1895)

Ahmet Hamdi Tanpınar vefat etti. (24 Ocak 1962)