Mahir KILINÇ
Musikiyle neredeyse bir insan ömrüne yaklaşmış bir geçmişiniz var. Sizi musikiyle buluşturan ve musikiyle bu denli hemhâl olmanızı sağlayan saikler nelerdi?
Babam merhum Ömer Doğan’ın izinden yürümem nağmeler dünyasıyla ruhumun tanışmasının ilk hareket noktasıdır. Babam doğduğum köyün hocası, cami imamı, kanaat önderi, bilge kişisiydi. Güzel bir sesi ve tavrı vardı. Güzel Kur’an tilavetinin yanında ezan, mevlit, kaside ve ilahiler okurdu. Köyümüzdeki düğün, sünnet merasimlerinde mevlit okur ve beni de hep yanında götürürdü. Bu meclislerde mevlid-i şerifin bütün bahirlerini ezberlemiştim. Çocukluğumda cami çevresinde şekillenen bir hayat akışımız vardı; müezzinlik yapar, ezan okur, teravihlerde ilahiler söylerdik. Ayrıca evimizde Muhammediye, Envâr’ül Âfl›kîn, Sîret-i Nebi okunur evimiz köylülerle dolup taşardı. Bir başka saik de çocukluğumda bizim köyde elektrik yoktu, güneşe göre şekil alan bir hayatımız vardı. İyi TRT Radyo dinleyicisi idik. Ben Türk müziğinin en güzel eserlerini radyo dinleyerek öğrendim. İstanbul’a 1983’te yani 13 yaşımda iken geldim. Gazi Osman Paşa İmam Hatip Lisesinde okudum, okulumdaki müzik öğretmenimin beni musikiye yönlendirmesi hayatımın önemli dönüm noktalarından biri oldu. Müzik dersi hocamız Aksaray Valide Sultan Cami imam hatipliğinden emekli Hafız Habil Öndeş, konservatuvar ve yüksek İslam enstitüsü mezunu idi, Rabbimden uzun ömürler diliyorum.
Abdülkâdir-i Merâğî, musikinin menşeini Hz. Âdem’in yaratılışına kadar götürür. “Güzel sesinin yanında nabzı da eşit aralıklarla atan Âdem Aleyhisselâm, musikinin temel unsurlarından ses ile ritmi bünyesinde bulundurmakta idi. Bu münasebetle Âdem Aleyhisselâm güzel sesiyle Allah’ı tesbîh ve tehlîl etmektedir.” der. Bundan hareketle musikinin hayata dokunuşunu anlatabilir misiniz?
Musiki insanda yaratılıştan gelir. Musikiyi insan hayatının dışına itmek fıtratla savaş demektir. Zaten yüzyıllardır bu meyanda sözler serdedenler bir neticeye ulaşamamıştır. Musikinin temel iki unsuru nağme ve ritimdir. Kalbimiz belli bir ahenkte atmaktadır, dünyanın kendi menzili içerisinde dönüşü, mevsimlerin, ayların birbiri ardına oluşumu ritmik bir düzen içerisinde gerçekleşmektedir. Mülk suresinde buyurulduğu gibi “Rahman’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak ve (düzensizlik) görüyor musun?” (Mülk, 67/3)
Bizim musikiye bakışımızı belirleyen husus, onun bir sanat olmasıdır.
Farabi, İbn-i Sina, Ebu Bekir Razi gibi önemli İslam düşünürleri, müzikteki makamların insan bedeni ve ruhuna olan etkilerinden bahsetmişler. Bu etkiden yola çıkarak başta İbn-i Sina olmak üzere tarihte Selçuklular, Osmanlılar döneminde hastaları tedavi etmek amacıyla musikiden de istifade edilmiştir. Makamların insan ruhu, zihni ve bedeni üzerindeki tesirleri nelerdir? Kısaca bahsedebilir misiniz?
İnsan bio-psiko-sosyal bir varlıktır. Beden ve ruh bütünlüğü içerisindeki sistem düzenli bir akort ile varlığını sürdürebilir. Bu akort bozulduğunda dengesizlik ortaya çıkar.
Güzel ses ve musiki makamları ile insan ruhu arasında ezelden var edilmiş bir mutabakat söz konusudur. Dolayısıyla musiki ve makamlar insan ruhunu dengeye sokan bir fonksiyon icra etmektedir. Ayrıca musikinin insan ruhunda meydana gelen sıkıntılı hâllerde onu sağaltmak suretiyle rahatlatan, huzura kavuşturan etkileri vardır. Bu anlamda çok eski tarihlerden itibaren hangi musiki makamlarının insanda meydana gelen hangi hastalığa iyi geldiği, şifa verdiği konuları detaylı bir şekilde ortaya konmuştur.
Musiki; bimarhanelerde, şifahanelerde bizzat tatbik edilmiştir. Hatta günün hangi saatlerinde hangi makamların, hangi ses dizisinin insan ruhuna iyi geleceği konusuna varıncaya kadar detaylı çalışmalar yapılmıştır. İşte beş vakit namazda okunan ezanların farklı makamlarda okunması bununla ilgilidir.
Hz. Mevlana Mesnevi adlı eserine “Dinle.” diye başlar. Bu minvalde kulakla müzik arasındaki münasebete yönelik siz neler söylemek istersiniz?
Kulak insan için en önemli organdır. Dış dünyadan aldığımız mesajlar, duyu organlarımız vasıtasıyla beynimize iletilir. Bu duyu organlarımızdan en önemlisi kuşkusuz kulaktır. Kulak, altı yönden haber alması özelliğiyle kalbe benzer. Kulak karanlıkta da duyar, göz ise ışıkla ve açıyla sınırlıdır.
Konuşma da kulak yolu ile bağlantılıdır. Duymaya bağlı olarak insanlar ancak konuşabilirler, lal insanlar aslında duyamadıkları için konuşamazlar. Kur’an da işitme olgusuna dikkatimizi çeker: “İşittik ve itaat ettik.” Vahiy de ekseriyetle kulak vasıtasıyla gelmiştir.
Mesnevi, “Dinle.” ifadesiyle başlar zira ağaç kökünden, insan kulağından sulanır. Kulağı güzel seslere vermek gerekir. Hz. Mevlana “Sen kulağını kargaya vermişsin, bülbülün sesini nereden duyacaksın?” der. Kulak yolunu güzel musikilerle tezyin etmeliyiz. Nasıl her kıyafeti giymiyorsak, her yiyeceği yemiyorsak müziği de seçerek dinlemeliyiz. Ruhumuza gıda, gönüllerimize safa olacak musiki eserlerini tercih etmeliyiz.
“İrfan Türküleri” projeniz kapsamında Bayburt, Elazığ, Erzincan, Erzurum, İzmir, Manisa, Sivas, Şanlıurfa, Tokat, gibi yörelerimizde var olan ancak kayıt altına alınmamış Anadolu ilahilerini, irfani türküleri derleme ve notaya alma çalışmalarını yürütmektesiniz. Bu çalışmanızın doğuşundan, amacından ve aşamalarından söz eder misiniz?
İslam’ı estetik boyutta yaşama anlamına gelen tasavvuf, Türk toplumunun her alanına sirayet ettiği gibi edebiyatına, şiirine, sanatına ve dolayısıyla musikisine de sirayet etmiştir. İşte halk türkülerindeki anonimleşmiş eserler içerisinde de bu tasavvufi duyguların dile geldiği eserler hep var olagelmiştir. Benim çalışma alanım olan irfani türküler, iki kaynaktan gelip bize ulaşan eserlerin derlenmesi çalışmasıdır. Birincisi Anadolu’daki tekkeler çevresinde gelişen ve halk müziği formu içerisinde değerlendirebileceğimiz müzik eserleri, ikincisi de âşıklık geleneğinden gelen eserlerdir. Öyle ki bu âşıklık geleneğinden gelen insanlar da Âşık Emrah, Âşık Ruhsatî, Âşık Minhâci, Âşık Şenlik, Âşık Sümmâni, Alvarlı Muhammed Lütfi gibi birçoğu tasavvuf terbiyesi görmüş âşıklardır ki onlar da Anadolu’nun birçok yöresinde ocaklar uyandırmışlar, dergâhlar açıp dertlere derman olmuşlardır. Memleketimizdeki belli yörelerde sözünü ettiğimiz kültür, etkisi ve yaygınlığı itibarıyla oldukça zengin, çok renkli, melodik ve ritmik özelliklere sahip eserler günümüze kadar taşınmıştır. Yirmi bir şehrimizde yirmi yıldır yürüttüğüm bir çalışmadır. Binin üzerinde derleme yaptım. Bunların sözlerinin divanlardan tarama yaparak tashih edilmesi, notalarının yazılması, makamsal farklılıklarına göre tasnifi, CD, konser veya TV/radyo programlarında okunması ve bu suretle günümüz insanının gündemine taşınması gibi aşamaları var. Bu konular titiz ve ciddi çalışmalar gerektiriyor.
Kültür ve sanat sahasında yapılan çalışmalar resmî yahut gayriresmî kurumların pek ilgisini çekmiyor. Bu sebeple bu çalışmalar maalesef destek görmüyor, kendi imkânlarımla yürütmeye çalıştığım çalışmalarımda şu ana kadar irfan türküleri adıyla üç CD albüm yaptım. Büyük zorluklarla TRT Müzik kanalında yirmi altı bölüm ‹rfan Türküleri programını hazırlayıp sundum. Daha sonra da on üç bölüm Müzi€in Renkleri adıyla yaptığım programda yine bu eserleri icra ettim. Konserler vermeye devam ediyorum. Bütün bu çalışmalarıma rağmen hâlâ elimde henüz notası yazılmamış ses kaydı olarak mevcut yüzlerce eser beklemektedir.
ÖZ GEÇMİŞ
Ender Doğan, 1970 yılında Malatya’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünden 1996 yılında mezun oldu. Müzik hayatına 1984 yılında Eyüp Musiki Cemiyetinde başladı ve sonrasında İstanbul Üniversitesi Klasik Türk Musikisi Korosu’nda solist ve ney sanatçısı olarak devam etti. TRT İstanbul Radyosu’nun 1994 yılında düzenlediği ses yarışmasında ikinci oldu. Aynı yıl İstanbul Radyosu’na neyzen ve ses sanatçısı olarak girdi. Bu görevini dört yıl devam ettirdi. Çeşitli özel okullarda yedi yıl süreyle felsefe öğretmeni ve rehberlik psikolojik danışman olarak görev yaptı. Klasik Türk musikisi sahasında Süheyla Altmışdört, Bekir Sıtkı Sezgin, Cinuçen Tanrıkorur, Kâni Karaca, Niyâzi Sayın, Aka Gündüz Kutbay, Sadrettin Özçimi gibi büyük sanatçılardan istifade etti. Tasavvuf musikisi alanında Hollanda, Almanya, Avusturya, Fransa, Hırvatistan, Yunanistan, İsveç, Belçika, Mısır, Suriye, Fas, Malezya gibi ülkelerde solo veya topluluk icraları ile konserler verdi.
Ney üretim atölyesindeki çalışmalarının yanı sıra bir tasavvuf müziği korosu çalıştırmakta ve ney dersleri vermekte olan Ender Doğan, hâlen Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu’nda ses sanatçısı olarak çalışmaktadır.