EN SIK YAPILAN İLETİŞİM HATALARI

Cihan ULUÇ
Psikolog

İletişimden murat edilen, anlamak ve anlaşılmaktır. Anlaşılmak, mühim manevi ihtiyaçlarımızdan biridir. Yaşamın ilk yıllarından itibaren ilişkiye ve bağ kurmaya ihtiyaç duyarız. Fıtratımız, ilişki kurmaya ve iletişime dönüktür. Fakat bazen işler istediğimiz gibi gitmez. Söylediğimizle anlaşıldığımız arasında fark olabilir. Bazen de ne söylediğimizden çok nasıl söylediğimiz daha önemli hâle gelir. “Usulsüz vusul olmaz.” sözü hiç boşuna değildir. İletişimde usul, iletilmek istenen mesajın doğru yerde, doğru zamanda ve doğru bir şekilde karşı tarafa gönderilmesidir. Yakın ilişkilerde sağlıklı iletişimin tesis edilmesi, evlilik içinde karşılaşılan problemlere ve olumsuz yaşam olaylarına karşı aileleri dirençli kılar. Bu aile içinde doğan çocukların sağlıklı duygusal gelişimine hizmet eder. Kısaca, aile huzurunun temeli dinleyen, anlayan ve kendini güvenli bir biçimde ifade edebilen bireylerden geçer.
En Sık Rastlanan İletişim Hataları
Bazı iletişim hataları, belirgin şekilde toplumun genelince kabul edilen ve fark edilen hatalar olurken bazıları ise hiç de farkında olmadan hatta “Olması gereken bu zaten.” genel kabulü ile ilişkilerde kendini tekrar etmeye devam eder. Şimdi bu iletişim hataları nelerdir, onlara kısaca göz gezdirelim.
Etiketlemek: Bazen etiketlerle düşünürüz. Bu etiketler, karşımızdakini anlamak adına işimizi kolaylaştırıyor gibi görünür. Hızlıca bir hüküm veririz ve böylece o mesele hakkında artık düşünmemize gerek kalmaz. Fakat çoğunlukla bu etiketler, karşı tarafı gerçek anlamda anlayamamamıza neden olabilr. Belki de hiç alakası olmayan söylem ve davranışlarını bu etikete göre yorumlamamızı sağlar. Örneğin; eşinizi annesine bağımlı biri olarak etiketlediniz. Artık onun annesiyle son derece meşru olan ilişkisel durumlarını, onunla sohbetini, kafasına bir şey takıldığında onun görüşüne başvurması gibi doğal olabilecek hâlleri bu etikete göre yorumlamanız muhtemeldir.
Eleştirel Bir Dil Kullanmak: Eleştirel ve yargılayıcı dil kullanmak, en sık rastlanılan iletişim hatalarındandır. Çiftler birbirlerine yakınmalarını iletebilirler fakat bunu bir usul çerçevesinde yapmak gerekir. Eleştiri, kişinin şahsiyetini hedef aldığında oldukça yıkıcı bir hâle dönüşür. Eleştiri ve yakınma ancak kişinin davranışına yapıldığında bir değişim ihtimali doğar. Aksi hâlde şahsiyetimiz hedef alındığında ilk tepkimiz kendimizi korumak ve sonrasında savunma pozisyonundan çıkarak saldırıya geçmektir. Savunmaların ve saldırının olduğu yerde sıhhatli bir iletişimden söz etmek mümkün değildir. Eleştiri ve yakınma kişinin davranışına olabilir. Bir kişiye söylenen "Sorumsuz birisin." ile "Sorumsuz bir davranış sergiledin." cümleleri arasında dağlar kadar fark vardır. İlkinde kişinin şahsiyetini, ikincisinde davranışını hedef alırız. Hepimizin zaman zaman sorumsuzca davrandığı anlar olur. İkinci kullanılan dil, hak verirsiniz ki değişimi oluşturmak adına daha etkilidir.
Sürekli Savunma Hâlinde Olmak: Yakın ilişkilerde iletişimi dinamitleyen tutumlardan biri de sürekli savunma hâlinde olmaktır. Bu tutumda, devamlı kendini savunmak, üste çıkmak ve "Ama bir sor hele neden yaptım?" şeklinde bahaneler üretildiğini görürüz. Karşı taraf kendini anlaşılmamış hisseder. Ayrıca sorun bende değil, sende mesajını iletmiş oluruz.
Duvar Örmek: İkili iletişimi engelleyen hatalardan biri de duvar örmektir. Duvar örmek; susmak, konuşmamak, duygularını ifade etmemek şeklinde tezahür edebilir. Duvar örmek bazen tartışmaktan daha yaralıyıcı bile olabilir. Karşı tarafta önemsizlik, yok sayılma gibi duyguları harekete geçirebilir.
Alay ve Küçümseme: İletişimi zedeleyen tavırlardır. Maalesef bu sarkastik tutum, toplumsal olarak sevgimizi ve ilgimizi iletmenin bir yöntemi olarak da görülebiliyor. Buna, çocuklarla alay etmeden iletişim kuramayan ebeveyn ya da alay ederek iletişim kurmayı alışkanlık hâline getirmiş bir eş örnek olarak verilebilir.
Temcit Pilavı Sendromu/Geçmişi Getirmek: Bazen geçmişte yaşanmış sorunların etkisi altında kalırız ve o problemi aşmamız için bir süre gerekir. Dolayısıyla tartışmalarda o anki sorundan koparak geçmişte yaşanmış bir kusuru, kırgınlığı dile getirmek güncel problemlerin layıkıyla konuşulamayıp halledilememesine yol açar.
Akıl/Niyet Okuma: Yine sıkça rastlanan ve ilişkiyi derinden yaralayan bir iletişim tutumu da akıl ve niyet okumadır. Bilgi akışı yetersiz olduğunda taraflar birbirlerinin davranışlarını, jest ve mimiklerini ya da söylemlerini bağlamından kopararak yorumlamaya başlarlar. Bu, ilişki açısından oldukça tehlikelidir ve tarafları gerçeklik zemininden uzaklaştırır. Ayrıca akıl okumaya maruz kalan taraf için de söylemediği ve ifade etmediği şeylerin anlaşılması can sıkıcıdır. "Hayır öyle demedim.", "Hayır öyle hissetmedim." şeklinde sürekli kendini düzeltmeye çalışır.
Burada iki tür varsayım vardır: Birincisi, eşinin niyetini bildiğinizi varsayarsınız: "Şimdi çiçek alıp geldin ama ben biliyorum seni, sen akşam halı sahaya gitmek için bunu aldın." İkincisi ise duygularını ve düşüncelerini bildiğinizi varsayarsınız: "Artık benden hoşlanmadığın için eve geç geliyorsun, çocuklara bakmak istemediğin için ek mesaiye kalıyorsun.” gibi.
Ne şekilde yapılırsa yapılsın, bu yorumlar maruz kalan tarafta boğulma hissi oluşturur ve kendisini ifade edememiş, taciz ve işgal edilmiş hisseder. Bu varsayım hatasını geride bırakmayı bilmeliyiz. Kimsenin düşüncelerini, duygularını o söylemediği müddetçe bilemeyiz. Temel ilkemiz bu olmalıdır.
Uzun Konuşmak ve Kelimelere Boğmak: Kısa ve net olmayan konuşmalar, karşı tarafta kafa karışıklığı oluşturabilir. O yüzden meselemizi olabildiğince kısa ve net cümlelerle karşı tarafa ifade etmek, anlaşılma ihtimalini artıracaktır.
Genellemeler Yapmak: "Çocuklar konusunda hiç yardımcı olmuyorsun, her şeyin annene benziyor, hep böyle bencilsin, sadece ve sadece kendini düşünüyorsun, beni hiç yemeğe çıkarmıyorsun…" Bunlar birer genelleme örnekleri. Cümlelerde "hep", "hiç", "ancak", "her zaman" gibi ifadeler kullanmamaya özen göstermeliyiz. Bunlar, karşı tarafta bir haksızlığa uğramışlık hissi oluşturabilir.
İşi Yokuşa Sürmek: Yakın ilişkiler içerisinde yanlış ifadeler, hatalı davranışlar ve iletişim hataları hiç arzu etmesek de yaşanabilir. Mühim olan, bunlardan gereken öğrenmeyi sağlamak ve tekrar etmemesi için gayret göstermektir. Yine iletişimi engelleyen tutumlardan biri de meseleleri çözümsüzlüğe ve umutsuzluğa bırakmaktır. Örneğin; eşinden ev işlerinden destek isteyen fakat aradığını bulamayan bir hanımefendi ev işlerine yardım etmeye başlayan eşine "Şimdi bir şeyler yapıyorsun ama bunları yıllar önce yapmalıydın, ah ah!" şeklinde söylenmesi buna örnek gösterilebilir. Burada evet yıllar önce yapmamış olmamanın bir mahcubiyeti olabilir fakat hâlihazırda yapmaya çalışan birisi vardır. Bir davranışın tekrarı isteniyorsa davranışı yapan takdir edilmelidir.
Haklılık Hastalığı: Sürekli tüm meselelerde kendini haklı görmek ve sadece meseleleri "Haklı mıyım, haksız mıyım?" şeklinde değerlendirmektir. Eğer kişi haklıysa geri kalanların pek bir önemi yok gibidir. "Evliliğimiz boyunca tek bir kavgayı bile ben başlatmadım, ne oluyorsa senin duygusal iniş çıkışların yüzünden oluyor.” gibi şeklinde tezahürleri olabilir. Burada eksik olan şey problem hakkında sorumluluk almamaktır.
Sergilenen Davranışın Sorumluluğunu Almamak: "Ben aslında çok sakin bir adamım ama beni sen delirtiyorsun, senin yüzünden çılgına döndüm, senin yüzünden başarısız oldum vs…" Duygularımızın ve onlara yaptıklarımızın sorumlusu biziz. Eşimizin bir sözüne öfkelenebiliriz ama o öfke ile telefonu kırmak bizim tercihimizdir ve sorumluluğumuzdadır. "Senin yüzünden telefonu kırdım." şeklinde tepki vermek hem davranışınız hakkında sorumluluk almamaktır hem de davranışlarınızın sorumluluğunu karşı tarafa verdiğinizi gösteren bir işaret olabilir. Davranışımızın sorumluluğunu aldığımızda bu davranışla ilgili bir şey yapma ihtimali belirir, kendimizle ilgili gücü yine elimize aldığımızı hissederiz. Bu da yetişkin davranışları sergilememize yardımcı olur.
Eşlerden Birinin Anne/Baba/Terapist veya Öğretmen Rolüne Girmesi: Evlilik ve yakın aile ilişkilerinde en zorlayıcı durumları ortaya çıkaran önemli dinamiklerden biri rol karmaşassına dayalı hatalı davranışlardır. Çocukların anne/baba, anne/babanın çocuk, eşlerden birinin diğerinin annesi/babası rolünde davranışlar sergilediği durumlar eş rolünü baskılar ve eksik bırakır. Eşimizin ne annesi ne babası ne öğretmeni ne de akıl hocasıyız. Eşimiz sadece eşimizdir, biz de onun sadece eşiyiz. Elbette ki çiftler birbirlerinden bir şeyler öğrenebilirler, fikir danışabilirler ya da şefkat ve korunma bekleyebilirler ama bunu bir sınır çerçevesinde yapıyor olmak önemlidir. Ayrıca bu farklı roller eşler arasında bir hiyerarşi oluşturabilir ve çiftler arasındaki denklik dengesini bozabilir.
Çözüm Bulmaya Çalışmak: Bazen derdimizi, tasamızı, kaygılarımızı ikinci bir göze ve kulağa sadece paylaşma ihtiyacı hissederiz. Böyle zamanlarda ilk ve en önemli ihtiyacımız görülmek ve duyulmaktır. İyi ve sabırlı dinleyici olmak, karşımızdaki kişiye alan açmak onun için o anda yapabileceğimiz en iyi şeylerden biridir. Genelgeçer bir ilke olarak da muhatabımız talep etmediği müddetçe çözüm önerisinde bulunmamak daha isabetli olabilir.
Yukarıda bir dizi iletişim hatasından bahsetmeye gayret ettik ve bu hususta farkındalık oluşturmaya çalıştık. Görüldüğü üzere kimi zaman hassas, değişime ve gelişime açık olmamız, hem kendimizi hem de karşı tarafı bilmeye anlamaya dönük bir yanımızın olması gerekiyor. İlişkilerin bazen karmaşık doğası olabilir. Problemleri çözdükçe ruhsal anlamda bir büyüme hissederiz. Etrafımızla daha doyumlu ve uyumlu ilişkiler kurarız ki bu da yaşamla ilişkimizi doğrudan etkiler.