EMRE GÖLÜ ve FRİG VADİSİ

Seher MERİÇ

Soğuk havalar ve tüm dünyayı etkileyen salgın yüzünden çoğumuz kentlere kapanıp kaldık. Sabah iş, akşam ev dedik ve sağlığımıza şükrettik. Bahar yağmurlarını, serin nisan akşamlarını da geride bıraktık ve yaza erdik. Güneş yüzünü bol bol gösterir oldu. Hem bedenimiz hem de ruhumuzu ısıtıyor. İşte bu yüzden bu ay size biraz soluklanmak ve ruhumuzu beslemek için gereken en güzel reçeteyi hazırladım: Yürüyüş.

Yürümek, aslında bir hareket eylemi olarak gözükmesine rağmen bana göre yüzde 80’i düşünme eylemidir. Yürümek, kendinle baş başa kalmaktır. Yürümek, dünyanın tüm gailesini ardında bırakıp “sıfırdan başlama enerjisi”yle dolmaktır. Yürümek, hayal kurmak, planlar yapmaktır. Yürümek, aklımızdaki sorulara sorunlara çözüm bulunacak en güzel ortamdır.

Hele ki içinden geçtiğimiz bu zor günlerde, doğanın içinde, ağaçlara sarılarak, kuş sesleri ile hemhâl olarak, termosa doldurduğun buz gibi pınarların suyundan yudumlayarak yürümek, yürümek, yürümek...

Yahu nereden bulacağız böyle yerleri mi dediniz? Evet, işte tam burada ben devreye giriyorum. Bu, hiç de öyle korktuğunuz gibi bir sorun değil. Hele bir ayağa kalkın. “Bismillah” deyip üzerinize yürürken rahat hissedeceğiniz bir kıyafet giyin. Bunu bir başlangıç olarak düşünün ve size en yakın parka gidin. Küçük büyük ayırt etmeden. Parkta yürürken bir ağacın gövdesine dokunmak, onu hissetmek, çimlerin arasındaki mini mini açan renkli çiçekleri görmek, arada bir başınızı kaldırıp gökyüzüne bakmak kim bilir ne kadar iyi gelecektir. Güneşin içimizi ısıtan gücünü de unutmamak lazım.

Bir süre sonra bu yürüyüşlerin size yetmediğini göreceksiniz. İşte o zaman da daha yeşil parkurlar, şelaleler, göller sizi çağıracak; dağlarda yürümek isteyeceksiniz.

Bu sefer pozitif ayrımcılık yaparak kendi memleketimin sınırları içerisindeki bir güzellikten bahsedeceğim sizlere: Frig Vadisi ve Emre Gölü.

Frig uygarlığı, milattan önce 9. yüzyılda Anadolu’da Afyon-Eskişehir-Kütahya bölgesinde kurulmuş.

Eee tabii bu yapıların günümüze kadar sapasağlam gelmesi de ayrı bir güzellik.

Frig Vadisi’ni size anlatmadan evvel, “frig/firik” kelimesinin anlamına bakalım. “Firik”, daha yeşilken koparılıp kurutulmuş buğday taneleridir. Hatta firik buğdayı ile yapılan pilavda taze çimen ve ilkbahar kokusu olur, derler.

Neyse, ben devam edeyim. Gizemli Frigya’yı keşfederken Frigyalıların yaşadıkları yerlerin yanında aynı Kapadokya bölgesinde bulunan kayalıkları ve peri bacalarını da görebilirsiniz. Bölgede Frigyalılardan bu yana yaşam, köylerde ve kasabalarda hâlen devam ediyor.

Frigya’yı 2-3 gün içerisinde gezebilirsiniz. Tertemiz hava, şahane bir gökyüzü ile tam bir yürüyüş rotası. Düşünsenize binlerce yıl evvel yaşayan insanların şehirlerini günümüz gözüyle temaşa ediyorsunuz. Kapadokya kadar yoğun bir kalabalık olmadığı için de keyifli bir yürüyüş rotası olacağına eminim.

Bölgede kamp kurmak da mümkün. Bunun için en uygun zaman ağustos ayıdır. Diğer dönemlerde kamp kurmak, Afyon’un hava şartlarının oldukça sert olduğu düşünülürse hiç mantıklı görünmüyor. Ancak illa kamp yapacağım diyenler için kışlık kamp malzemelerini tavsiye ederim. Bana kalırsa, bölgeyi gezebileceğiniz en güzel zamanlar ilkbahar, sonbahar ve yaz dönemleridir. Kamp işiyle uğraşmak istemeyenlere önerim termal oteller olacaktır.

Gezi planlamasını başlangıç noktası Ayazini olacak şekilde yapmanızı öneririm. Burada ihtiyaçlarınızı giderebileceğiniz sosyal tesisler, yerel lezzetleri tadabileceğiniz mekânlar da bulunuyor.

Günümüzden yaklaşık 3000 yıl önce parlak bir medeniyet kurmuş ve efsaneleri ile ünlenmiş Friglerin izlerini, günümüz gezginlerinin sürmesi için oluşturulmuş uluslararası standartlarda uzun yürüyüş ve bisiklet yolu da mevcut. Üç ana rotadan oluşan yolun toplam uzunluğu 506 km. Yolun takibini kolaylaştırmak için rotanın tamamı kırmızı-beyaz renklerle işaretlenmiş. Ayrıca yürüyüşçüleri bilgilendirmek için rota başlangıç-bitiş ve önemli kavşak noktalarına yön tabelaları dikilmiş. Elbette bütün bu rotanın tamamını yürümek zorunda değilsiniz.

Frigya bölgesine en yakın konaklama yerleri Kral Midas’ın efsanelerine konu olmuş şifalı termal sularıyla ünlü Gazlıgöl termal bölgesidir. Yani hem yürüyüş hem kaplıca keyfi yapabilirsiniz.

Gelelim Emre Gölü’ne… Göl, Frig Vadisi içerisinde yer alıyor ve Afyon’un İhsaniye ilçesi Döğer kasabasına bağlı dingin, ışıl ışıl bir göl.

Afyon’a yaklaşık 50 km uzaklıkta olan göl, beş kilometre kare çapında ve derinliği bazı bölgelerde üç metrenin üzerindeymiş. Sadece göl diyerek geçmemek lazım. Son yıllarda tam bir aktivite merkezi hâlini almış. Piknik alanı ve bir sosyal tesis bulunuyor. Gölde gezmek için kocaman bir saltanat kayığı mevcut. “Kral Midas” isimli bu kayığın üzeri Frig eserleri ve motifleriyle süslenmiş. Şahane ve keyifli bir aktivite. Su ile arası olmayanlar bisiklet ve ATV kullanabilirler. Ama ben tekne gezisinden sonra gölün etrafını yürüyerek dolaşmayı tercih edenlerdenim. Gölün etrafında yürüyüş yaparken diğer kıyıdaki Frig Kaya Anıtlarının yanında Yunus Emre Tekkesi’ni de ziyaret edebilirsiniz.

Aklımdayken göl kenarında yürümeyi tercih edenler için bir iki tane daha önerim olacak. Ankara ve İstanbul’un ortasında yer alan manzarası ve havası şahane iki göl bulunuyor: Mudurnu Sülüklü Göl ve Göynük Çubuk Gölü. Bu iki göl arası yürüyüşseverler için ideal bir rota. Çubuk Gölü’nden başlayan rotaya şahane bir orman manzarası da eşlik ediyor.

Dağlar arasında kalan Eğirdir Gölü ise Türkiye’nin en özel doğal güzelliklerinden biri. Bölgede kuş gözlemi, dağ yürüyüşü, dağcılık, kaya tırmanışı, yamaç paraşütü, su sporları ve balıkçılık yapılıyor.

Şehir merkezine 62 km uzaklıkta bir heyelan gölü olan Amasya’daki Borabay Gölü’ndeki rota, hem ormanı hem göl kıyısını kapsıyor. Dört mevsim muhteşem manzarası ile keyifli yürüyüşler yapabileceğiniz bir yer.

Karadeniz’e kıyısı olan ve Bulgaristan sınırında yer alan İğneada Longozu, mevsimsel su basar ormanları, tatlı su gölleri, kıyı kumulları, bataklıkların birlikte bulunduğu ender bir ekosistem. İstanbul’a yakınlığıyla da günübirlik gitmek isteyenlerin tercihi olan park, pek çok yürüyüş parkuruna sahip. O bölgeye gitmişken Dupnisa Mağarası’na da uğramayı unutmayın derim.

İstanbul’un en büyük ve en önemli su kaynaklarından biri Terkos Gölü. Göl çevresinde irili ufaklı pek çok yürüyüş rotası bulunuyor.

Bafa, bugün göl olsa da antik çağlarda Ege Denizi’nin körfeziymiş. Bölgede hâlâ antik eserler bulunuyor. Su kuşlarının da üreme alanı olan gölün doğal güzelliklerine arkeolojik özellikleri eşlik ediyor. Karahayıt köyünde başlayan yürüyüş rotası, Yediler Manastırı, Gölyaka köyü, Karia Antik Yolu’nu kapsıyor.