EGEMENLİK ALAMETİ
OLARAK YÜZÜK

Süreyya MERİÇ

Geçmişte devletlerin yönetim anlayışlarında yüzük, devlet başkanının egemenlik sembollerinden biriydi. O, sultanın/kralın mührü, onun iradesinin remziydi. Yüzüğün bu minvalde kullanımı antik dönemlere kadar uzanır. Bu sebeple yüzük ve mühür kavramları iç içe geçmiş, yüzükler bir akdin, anlaşmanın nişanesi olarak evlilikten resmî belgelere kadar toplumsal alanda kendine yer açmıştır. Eski Ahit’te geçen ifadelere göre Firavun, egemenlik alameti olarak Hz. Yusuf’a (a.s.) mühür yüzüğü takdim etmiştir. Yüzük, bir tür yetki ve sorumluluğu da beraberinde getirir. Yine Antik Çağ tarihçisi Heredot, Babil’de insanların üzerlerinde mühür yüzükleri taşıdıklarını belirtir. Firdevsî, Şeyhname’sinde taht ve taç ile birlikte yüzüğün de hükümdarlık alametlerinden sayıldığını yazar. Sasanilerden günümüze mühür olarak kullanılan yüzük taşları kalmış, Anadolu’da Roma Dönemi’ne ait buluntularda mühür yüzükler gün yüzüne çıkarılmıştır.

Görülüyor ki doğudan batıya nice devlet geleneğinde yüzük, egemenlik nişanesi olarak hep kullanılagelmiştir. İslam devlet geleneğinde de resmî evrakların tescili görevini üstlenen yüzükler büyük önem taşır. “Hâtem” adı verilen yüzükler Asr-ı Saadet’ten itibaren varlık kazanmıştır. Enes bin Malik’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) İslam’ın ilk yıllarında çevre hükümdarlara İslamiyet’e davet mektupları gönderdiği sırada kendisine, bunlar yabancıdır, mühürsüz mektup kabul etmezler, denildiğinde özel bir mühür yüzüğü yaptırmıştır (Buhari, Libas, 52). Hz. Muhammed’den (s.a.s.) sonra da bu gelenek devam etmiş, devlet eliyle yürütülen işlerde halifelerden Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman mühür yüzüğü kullanmışlardır.

Yüzük üzerine nakşedilen desen ve ibareler mührün ayırt edici özelliği olmuştur. Hz. Peygamber’in yüzüğü üzerinde her biri birer satırda yazılı “Muhammed’ün Resulüllah” ifadesi yazılıdır. Hz. Ebubekir, mührüne “ni’mel kadirillah” (Yüce Allah (c.c.) en yüce kudret sahibidir.), Hz. Ömer ise “kefa bi’l-mevti vaizen ya Ömer” (Ey Ömer insana nasihat olarak ölüm yeter.) ifadesini nakşettirmiştir. En çok kullanılan ifade ise “el-mülk’ü lillah” (Mülk Allah’ındır.) yazısıdır.

Türk İslam devlet geleneğinde sultanın yüzüğü mutlak egemenliğin remzidir. Meşruiyet sembolü olması ve resmî evrakın tescilinde kullanılması hasebiyle sultanın yüzüğü yahut bu yüzüğü vekâleten elinde bulunduran kişi, doğrudan sultanın iradesinin temsilcisidir. Sultan adına iş görür, onun adına yetkisini kullanır ve sorumluluk alır. Yüzük, diplomatik alanda bir işlerlik kazanmış, herhangi bir aksaklık olmaksızın işlerin yürütülmesini sağlamıştır. Vezirlere ve taşrada görevli olan valilere takdim edilen yüzükler devlet işlerinin sultanın rızasına uygun olarak kolaylıkla halledilmesine olanak sağlamıştır. Tabii bu yüzüklerin bir benzerlerinin yapılmaması ve kendine has birtakım özellikler taşıyarak başka yüzüklerden ayırt edilebilmesi yüzük mühürler için özel bir zanaat dalının tesisini de zorunlu kılmıştır. Öncelikle devlet erkânı için üretilen mühür yüzüklerde başka birinin kolaylıkla erişemeyeceği değerli taşlar kullanılıyor, nakkaşlar bu yüzüklere taklidi kabil olmayan ibareler işleyerek kendi sanatlarını konuşturuyorlardı. Resmî işlerde kullanılan bu yüzükler biricik ve özgün olmalıydı. İbni Haldun, mühür yüzüklerin yapımına gösterilen hasssiyeti şu şekilde ifade etmiştir: “Mağrip’teki hanedanlıklarda parmaktaki yüzük, hükümdar alametlerinden ve nişanlarından sayılır oldu. Onun için bu çeşit hatemi, tam ayar altından döker, yakut, firuze ve zümrüt gibi mücevherattan yaptıkları taşlarla yüzüğü tezyin ederlerdi, (murassa yüzük)” (İbni Haldun, Mukaddime, I, s. 520)

Günümüzde ise yüzük, eski zamanlarda sahip olduğu egemenlik gücünden yoksun kalsa da sosyal hayatta kendine daha fazla yer açmış, insanoğlu için hem gündelik yaşamda hem özel merasimlerde kıyafetin tamamlayıcısı olan bir aksesuara dönüşmüştür. Zarafet kadar zenginliğin, mevki ve statü kadar yüksek sanat zevkinin de birer yansıması olan yüzükler, bilhassa kadınlar için vazgeçilmez bir enstrüman olmuştur.

Kimi topluluklarda yüzüğün koruyucu bir gücü olduğuna inanılıyordu. Dede Korkut hikâyelerinde Oğuz’un sürülerine dadanan Tepegöz, annesinin öğüdüyle taktığı yüzük sayesinde kılıç işlemez, ok vurmaz birine dönüşmüştü. Yüzük üzerinden üretilen mitler Avrupa’dan uzak doğuya nice milletlerde makes buldu.

Günümüzde olduğu gibi geçmiş dönemlerde de yüzük, evlilik akdinin bir nişanesiydi. Evlenecek çiftler, toplumun gelenek ve göreneklerine göre, evlilik akdinin hemen ardından yahut nişan merasiminde yüzük takarak evlendiklerini veya evlilik yolunda bir adım attıklarını çevrelerine ilan etmiş oluyorlardı.

Orta Çağ savaşlarında önemli fonksiyon üstlenen okçular da zıhgir adı verilen bir yüzük takarlardı. Okçunun sağ el başparmağının sakatlanmaması için kullanılan yüzükler günümüze kadar ulaşmıştır. Hatta Fatih Sultan Mehmet’in portresinde sağ el baş parmağında zıhgir taktığı görülür.