EGE’DE SAKLI BİR HAZİNE:
SELÇUK

Ahmet Mahmut ŞEN

İzmir’in Selçuk ilçesi, Ege’deki önemli tarihî mekânların yoğun olarak bulunduğu bir bölge olarak çıkar karşımıza. Gerek Efes Antik Kenti ve çevresi gerekse Anadolu Beylikleri döneminde Aydınoğulları Beyliğinden kalan eşsiz eserlerin yer aldığı bölge, kadim Anadolu coğrafyasının yüzlerce yıllık geçmişine ışık tutar.

Gezimize Selçuk ilçe merkezinde bulunan irili ufaklı binlerce Antik Çağ eserine ev sahipliği yapan Efes Müzesi’nden başlıyoruz. Bu müzede bilginin binlerce yıllık tarihinin izini sürmek mümkün. Efes Antik Kenti’nde bulunan Artemis Tapınağı’ndan günümüze her ne kadar fazla bir kalıntı kalmamış olsa da hâlihazırda var olanlar Selçuk ilçe merkezinde en çok turist çeken yerlerin başında geliyor.

Efes Antik Kenti

Türkiye’deki herkesin mutlaka duyduğu ve televizyon ekranlarında en az bir kere gördüğü Efes Antik Kenti’ne müze kart ile ya da belli bir ücret karşılığında giriş yapılabiliyor. Ayrıntılı gezmek isteyenlerin üç ya da dört saat gibi bir süreyi buraya ayırmaları gerekiyor. Ayrıca antik kentin içerisinde “Yamaç Evleri” kapalı alanı ise ilave bir ücret ile gezilebilmekte.

Efes denilince akla ilk gelen ikonik yapıların başında Celsus Kütüphanesi yer alır. Bu kütüphanenin o dönemde İskenderiye ve Bergama kütüphanelerinden sonra antik dünyanın en büyük üçüncü kütüphanesi olduğu biliniyor. Efes kazılarında neredeyse tamamı yıkık olarak bulunan kütüphane, 1970 yılında Türk, Alman ve Avusturyalı arkeologlar tarafından yaklaşık yedi sene süren rekonstrüksiyon çalışması ile ayağa kaldırılmış.

Efes Antik Kenti, yerli ve yabancı binlerce turiste hâlen ev sahipliği yapan önemli bir turistik merkez konumunda. Kuşadası sahiline yanaşan uluslararası deniz seyahati yapan gemiler ile gelen binlerce yabancı turist, günübirlik turlar ile antik kente kolay bir şekilde ulaşım sağlıyor.

Ayasuluk Tepesi

Antik kentin ardından gezimize Selçuk ilçe merkezinde, bölgeye hâkim bir tepede bulunan Ayasuluk Kalesi ile devam ediyoruz. Tepede Aziz Yohannes Bazilikası, St. Jean (Aziz Yahya) Kilisesi, Selçuk Kalesi, Kaleiçi Camii gibi birçok unsur bulunuyor.

1071’den itibaren Anadolu’yu yurt tutmaya başlayan Türklerin eline geçen kale; 1097 Haçlı Seferi sırasında yeniden Bizans’ın kontrolüne girmiş. Batı Anadolu’nun önemli ticaret şehri olan Ayasuluk’ta her çeşit milletten tüccarlar varmış, hatta bir Müslüman tüccar kolonisi de mevcutmuş. Şehir, Menteşe Bey’in damadı Sasa Bey tarafından 1304’te kesin olarak Türk hâkimiyetine alınmış, 1309’a doğru ise Aydınoğlu Mehmed Bey’in eline geçmiş. Ayasuluk, Aydınoğullarının deniz seferleri ve ticareti için önemli bir iskele durumunda imiş; ayrıca 14. yüzyılda özellikle İtalyan ticareti için ayrı bir öneme sahipmiş. Aydınoğullarından Ayasuluk hâkimi Hızır Bey, papalık ve onun müttefikleriyle ticari anlaşmalar imzalamış, hatta şehirde bir Venedik konsolosluğu kurulmuş. Hızır Bey’in ölümünden sonra İsa Bey Ayasuluk’a hâkim olmuş ve burada sanat değeri çok yüksek olan kendi adıyla anılan camiyi inşa ettirmiş.

Evliya Çelebi, buranın eski harabelerinden ve ihtişamından söz ederek kendi zamanındaki Ayasuluk’un 20’si kale içinde, 100’ü dışarıda 120 kadar eve (yaklaşık 600 kişi), yirmi dükkâna, bir mescit, bir küçük han ve hamama sahip olduğunu yazar. 1914’te Selçuk adını alan Ayasuluk, Cumhuriyet Dönemi’nde önceleri Kuşadası kazasının bir nahiyesi durumunda iken 1957’de ilçe olmuş.

İsa Bey Camii ve Hamamı

Selçuk ilçesinde Anadolu Beylikler döneminden kalma oldukça fazla irili ufaklı ortalama altı yedi asırlık onlarca mescit ve cami bulunuyor. Bunlar arasında başı çeken en önemli eserlerden biri, Aydınoğulları Beyliği’nden kalma İsa Bey Camii. Ayasuluk Tepesi’ne sırtını yaslamış Şam Emevi Camii’nin küçük bir kopyası niteliğindeki İsa Bey Camii, tarihî mirası ve mimari özellikleri ile önemli bir değer olarak bizi karşılıyor. Biz de Ayasuluk gezimizin ardından yönümüzü İsa Bey Camii’ne çeviriyoruz.

Caminin imam hatibi, şehit babası İbrahim Taşdemir, camiye gelen turistlere İngilizce başta olmak üzere yirmiden fazla dilde temel kavramlarla camiyi anlatıyor ve gönüllü irşat hizmeti yürütüyor. Ayrıca turistlere kendi dillerinde Kuran-ı Kerim hediye ediyor.

Caminin mimarisinden bahsedecek olursak; batı kapısında bulunan inşa kitabesine göre 1375 yılında Aydınoğlu İsa Bey tarafından mimar Ali b. Müşeymeş ed-Dımaşkī’ye yaptırılmıştır. Aydınoğlu İsa Bey’in düzenlediği vakfiyesi günümüzde mevcut olmadığından caminin tarihçesine dair eski seyahatnamelerden bilgi edinilebilir. Evliya Çelebi, ziyaret ettiği yapıyı anlatarak içindeki tezyinattan bahsedip kitabesini kaydetmiş. Selçuk’un (Ayasuluk) Osmanlı hâkimiyetine girmesinin ardından İsa Bey Camii de bir süre sonra kendi kaderine terk edilmiş. Zamanla harap olan yapı, 19. yüzyılın sonlarında kubbelerine varıncaya kadar etrafını otlar sarmış olup çok bakımsız bir durumdaymış. Yapı, 19. yüzyılın ikinci yarısında bir süre kervansaray olarak da kullanılmış. Bu sırada binada birtakım değişiklikler yapılmış ve tahribatlar meydana gelmiş. Nitekim güney duvarındaki mihrap sökülmüş, buradan bir kapı açılmış. Yine bu dönemde doğu ve kuzey kapılarından kitabeleriyle çeşitli mimari parçaları sökülerek alınmış. Yapı, hem çok harap hem de özgün karakterini önemli ölçüde kaybetmiş olarak günümüze ulaşmış. Maarif Vekâleti ve İzmir Vakıflar Müdürlüğünün iş birliğiyle 1934 yılında restorasyona alınan cami, bu tarihten sonra da değişik zamanlarda Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiş. Bu çalışmalar öncelikle yapının iç ve dış kısımlarının temizliğine yönelik olmuş, ardından uzun süredir açık bulunan yan neflerin üzeri örtülmüş. Yapı 1988 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce yeniden restore edilmiş.

İsa Bey Camii, yalnız Aydınoğulları Beyliği’nin değil Beylikler Dönemi mimarisinin de en önemli yapılarından biri. Yapının enine gelişen cami mekânı ve buna kuzeyden bitişen revaklı avlusu, plan şeması olarak Anadolu Türk mimarisinde birkaç örnek dışında pek kullanılmayan fakat Osmanlı Selatin camii mimarisinin bir bakıma öncüsü olan farklı bir uygulamayı gösterir. Ait olduğu dönemden başlayarak Anadolu Türk mimarisinde önemli etkileri görülecek olan bu yeni plan şemasının esasları Suriye’deki İslam mimarisine dayanır ve Şam Emeviyye Camii’ne kadar inen eski bir geçmişe sahiptir. Suriye mimarisinde değişik şekillerde uzun zaman uygulanmış olan bu şema, Şamlı mimar aracılığıyla İsa Bey Camii’nde yeni bir anlayışla denenmiştir. Revaklı avlu ve cephe mimarisiyle Osmanlı mimarisine değişik açılardan kaynak oluşturması bakımından son derece önemli yapılardan biridir.

Yine İsa Bey’in imar ettirdiği camiye yakın bir konumdaki İsa Bey Hamamı, klasik Türk hamamı mimarisi olan kubbeli formdadır. Günümüzde metruk bir şekilde bulunan hamam, büyük ölçüde yapısal olarak bütünlüğünü korumaktadır. Hamam, kesme taş ve tuğladan yapılmış olup soğukluk, ılıklık ve sıcaklık gibi temel hamam bölümlerinden meydana gelir. Bu bölümler kubbelerle örtülü olarak inşa edilmiş olup günümüzde bazılarında yer yer çökmeler mevcuttur.

Meryem Ana Evi ve Şirince Köyü

Efes gezisini bir güne sığdırmayanlar için ilçeye 10 km mesafedeki “Meryem Ana Evi” de görülmeye değer noktalardan. Burası, 19. yüzyılda keşfedilen, Hz. Meryem’in son zamanlarını geçirdiği iddia edilen ve kiliseye çevrilerek günümüzde de kilise olarak kullanılan bir yer.

Yine son yıllarda gündeme gelen turistik yerlerden biri de Şirince Köyü. Uzun yıllar Rumların yaşadığı köye nüfus mübadelesinden sonra Türkler yerleşmiş. O yıllardan kalma köydeki iki kilise, müze olarak ziyarete açık. Köye has mimariye sahip evleri ve dar sokakları görmek için her gün onlarca otobüsle bölgeye yabancı turist geliyor.

Çöp Şişin Hikâyesi

Bu kadar gezip yöresel bir tat denemeden gezimizi noktalamak olmaz. İzmir ve Aydın illeri arasında kalan bu bölgede en çok tercih edilen yemeklerden “çöp şiş” bizim ilk tercihimiz oldu. Ana yolların üzerinde oldukça fazla işletme var. Herhangi birine girip bu özel lezzeti deneyimliyoruz. Çöp şiş, neredeyse bir karış büyüklüğündeki kürdanlara dizilen kuşbaşı etler ve kuyruk yağından oluşuyor. Sırayla et ve yağ şeklinde kürdana takılan etler çok da uzun sürmeyen bir mangal serüveninden sonra masanıza servis ediliyor. Ustaya doğunun lezzeti çöp şiş nasıl buralarda meşhur oldu, deyince bize şu cevabı veriyor: “(İşletmenin arkasında kalan demir yolunu göstererek) Anadolu’nun ilk demir yolu hattı olan İzmir-Aydın demiryolu hattı 1856 yılında burada inşa edilmiş. İnşasında çalışan işçiler pratik bir yemek olarak yonttukları ağaç dallarına dizilen etleri yakılan ateşte pişirmeye başlamışlar ve böylece çöp şiş ortaya çıkmış.”

Bu hikâyede Anadolu’nun ilk demir yolu hattının buraya inşa edilmesi esas dikkatimizi çeken şey oldu. Kısa bir araştırmadan sonra “Osmanlı Demiryolu Şirketi” (ORC-Ottoman Railway Company) adıyla imtiyaz verilen bir İngiliz şirketin Konya’ya kadar uzanan bir demir yolu hattı planın ilk etabı olarak bu hattı inşa ettiğini öğrendik. Bölgede bulunan Efes Antik Kenti, Artemis Tapınağı, Ayasuluk Kalesi’ndeki bazilikalar gibi yüzlerce yıllık tarihî değerin İngiliz arkeologlar tarafından bu tarihlerde keşfedilip gün yüzüne çıkarılması ile aynı tarihlere denk gelmesi ise oldukça manidar.

Selçuk denilince her ne kadar akla ilk olarak antik dönem kalıntıları gelse de Türk-İslam sanat eserleri de oldukça önemlidir. İzmir’in tarih kokan bu şirin ilçesinde kısaca saydığımız bu yerleri gezmek için bir günden fazla bir süreye ihtiyacınız olacak. Şimdiden hazırlığınızı ona göre yapın. İyi gezmeler…