EDEBİYAT

Suavi Kemal Yazgıç

Edebiyat kelimesinin en büyük talihsizliği, herkesin zaten bildiğini düşünmesi. Hiç okumasak da elimizden romanlar, öykü kitapları düşmese de edebiyat orada bir yerde aşikâr olarak durur zaten. Matematiğin o formüllerini görünce korkarız, “Çöpten adam bile çizemem.” diyerek resimden uzak dururuz ama iş edebiyata gelince bir cesaret gelir üstümüze. Bu yüzden de sözünün sahiciliğini savunan kişi bu durumu kuvvetli bir şekilde ifade edebilmek için “Ben burada edebiyat yapmıyorum.” demek zorunda hisseder.

Edebiyat, hayatın dil içinde kurgulanarak “tahkiye” ettiği sanattır. Dil, sadece edebiyatın malzemesi değil “içinde soluk alıp verdiği” atmosferdir de. Dil olmadan edebiyat da mümkün olmaz. “Dil, varlığın evidir” sözü, edebiyatın tanımında yer alması gereken bir unsurdur. Edebiyat, dili söze dönüştürerek ona hem farklı boyutlar kazandırır hem de geleceğe taşır. Dil, söze dönüşmediği sürece, nefes alıp veremeyen akademik bir nesneden, dil bilim konusundan ibaret kalır.

Her edebî metin “dil” aracılığıyla zihinlerimizi ve gönüllerimizi çevresinde toplar. Edebiyat, gücünü bizi bir araya getiren hikâyelerden alır.

Köklü bir geleneğimiz olmasına rağmen genç bir kavram denebilir edebiyat için. Tanzimat’tan sonra kullanılmaya başlanmıştır. Nesrin güçlenmesiyle “edebiyat” kelimesi de yaygınlaşır. Nesir ve edebiyat, modernleşme ile birlikte at başı gitmiş, bir şairin deyimiyle “düzyazı” toplumu olmuşuzdur nitekim.

Şiiri edebiyattan ayrı bir sanat olarak görmek bu bakımdan daha sağlıklı olacaktır.