EBUBEKİR SİRACEDDİN
DÜNYANIN BATI YAKASINDAKİ DERVİŞ
Enbiya YILDIRIM
Kuzey Afrika’dan veya dünyanın diğer bölgelerinden Avrupa’ya veya Amerika’ya hicret ederek İslam’ın daveti için çabalayan insanlar çok fazladır. Onların güzel çalışmalarına bakarak insan özellikle dünyanın batı yarımküresi için ümitvar olmaktadır. Bununla birlikte, daveti yapanların köken itibarıyla Batılı olmaması çalışmalarını belli oranda sınırlandırmaktadır. Bu nedenle ihtida edenlerin kendi toplumlarındaki davet faaliyetleri daha etkili olmaktadır. Nitekim Amerika ve Avrupa ile diğer coğrafyalardaki çabalara baktığımızda bunu çok net görürüz. İşte Ebubekir Siraceddin onların başta gelenlerinden biridir.
İngiltere’de başlayan hayat
Ebubekir Hoca 1909 yılında İngiltere’nin Lancashire şehrinde, İngiliz Lings ailesinin bir ferdi olarak doğdu. Protestan ebeveyni, adını Martin koydu. Tabii hiç kimse onun yirminci yüzyılın en meşhur arif ve sufilerinden biri olacağını tahmin edemezdi. Çocukluk yıllarını babasının işi nedeniyle Amerika’da geçirdi. Sonra ülkesine dönerek Oxford Üniversitesi İngiliz Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Buradaki tahsili sırasında bir hocasının etkisinde kaldı. Onun yönlendirmesiyle ileride İslam ile tanışmasına vesile olacak Ortaçağ’a ilgi duymaya başladı. Mezuniyetinden sonra Polonya ve Litvanya’da İngilizce öğretmenliği yaptı. Litvancanın ardından Dante’nin İlahi Komedya’sını aslından okumak için İtalyanca da öğrendi.
Arayış içinde olan ve din hakkında ne düşüneceğini bilmeyen, bir ara yolu ateizme de çıkan üstadımız dinleri incelemeye başladı. 1935 yılında Hinduizmi tetkik ederken modern çağa başkaldıran bir mühtedi olan ve Abdulvahid Yahya adını alan René Guénon’un eserleriyle tanıştı. Onun hayata yeni bir anlam katma çabası kalbinde büyük tesir uyandırdı ve yaşantısı bundan sonra tamamen değişti. Kendi ifadesiyle bu kitaplar nedeniyle yıldırım çarpmışa döndü. Okuduğu eserler modern dünyanın hâlini sorgulamasının yolunu açtı ve ona şunu öğretti: Tüm din ve geleneklerde birbirinden farklı zahirî taraflar olmasına rağmen ortak irfani bir yön mevcuttur. Dolayısıyla dünyanın görünen yüzünden yaşamamızın amacı olan ruhi boyutuna dönmek ve kendimizi çağın savurganlığından korumak gerekmektedir.
İhtida
Hakikat arayışı kendisini Cezayir’e götüren, orada dünya çapındaki Şâzelî şeyhi Ahmed Alevî’ye intisap ederek Avrupa’daki halifesi olan ve İsa Nureddin adını alan, bunun yanında Abdulvahid Yahya’nın düşünce dünyasını devam ettiren Frithjof Schuon’un bir makalesini 1937’de okumasının ardından yeni hayat çizgisi tamamen şekillenmiş oldu. Kısa sürede İsviçre’ye giderek İsa Nureddin’i ziyaret etti ve tarikatına girip müritleri arasına katıldı. Martin’in adı artık Ebubekir Siraceddin idi. Üstadı İsa’nın yanında dört ay kalarak tasavvuf eğitimi aldı. Yaşı o ara yirmi dokuzdu. Ailesi muhtemelen onun zekâsına ve temiz yüreğine şahit olmaları sebebiyle Müslüman olduğunu öğrendiklerinde durumu saygıyla karşılayıp kabullendiler.
1939 yılında İslamiyet’i kendi kaynaklarından öğrenmek ve Arapça tahsili için Mısır’a gitti. İkinci Dünya Savaşı çıkınca mecburen oraya yerleşmek zorunda kaldı ve 1940-1951 yılları arasında Kahire Üniversitesinde İngilizce hocalığı yaptı. O aralar 1930’dan beri Kahire’de bulunan Abdulvahid Yahya ile yakın diyalog içinde oldu ve onun özel sekreterliğini yürüttü.
Buradayken 1948 yılında hacca gitti. İlkini ailesinin maddi desteğiyle 1939’da, diğerini ise 1976’da eda etti. Bu ibadeti daha sonra yazacağı Peygamberimizin hayatına ve Mekke’ye dair kitaplarının alt yapısını oluşturmuştur. 1952’de Cemal Abdunnasır önderliğinde Mısır’da gerçekleşecek olan ihtilal öncesindeki Arap milliyetçiliği ve Mısır’ı özgürleştirme faaliyetleri nedeniyle ülke karmaşık bir sürece girince orada kalmasının neredeyse imkânsız olduğunu görüp kendi ülkesine dönmeye karar verdi. Çünkü o sıralar halk arasında sömürgeci İngiltere aleyhtarlığı zirve yapmış, arkadaşlarından üçü öldürülmüş ve üniversitedeki İngiliz personel işten çıkartılmıştı. Ülkede kalması durumunda eşiyle kendisinin başına bir şey gelmesi büyük olasılıktı.
Yeniden memleketinde
İngiltere’ye döndükten sonra Londra Üniversitesinde Arapça Çalışmalar bölümünde lisanını tamamladı. 1955’ten emekli olduğu 1973’e kadar British Museum ve British Library’da yazma ve basma eserler bölümünü yönetti. Arapçaya hâkimiyeti yanında elinin altında bulunan eserler onun ilmî çalışmalar yapmasına mükemmel bir ortam sağladı. 1959’da da İsa Nureddin vasıtasıyla intisap ettiği, ihtida etmeden dört yıl önce vefat etmiş olan şeyhi Cezayirli Ahmed Alevî üzerine doktora tezini hazırladı.
Londra Merkez Camiinde verdiği sohbetler ile pek çok İngilizin Müslüman olmasına vesile oldu. Çünkü konuşmalarında modern dönem insanının durumunu göz önünde bulundurarak insanın açlığını gidermenin yolunun İslam’dan geçtiğini tatlı bir üslupla anlatıyor, bu arada tasavvufu çağa uygun bir üslupla sunuyordu. Konuşmalarındaki letafet ile gönle hitap eden yaklaşımı dinleyenler üzerinde çok etkili oluyordu. Kendisi için, “hem yüzü hem de ruhu güzel bir mütefekkir” denmesi, bu yüzdendi. Ayrıca (talebelerinin de içinde olduğu) tanıyanları tarafından “Allah dostu, veliyyullah, arifi billah” diye anılması da bundandı.
İrşada adanan ömür
Siraceddin, İsa Nureddin’in halifesi olarak hayatının geri kalan otuz yılını tamamıyla irşad faaliyetlerinde geçirdi. Gerek ülkesinde ve gerekse dünyanın farklı bölgelerinde müminlerle ve gayrimüslimlerle bir araya geldi. Tasavvuf çizgisindeki geleneksel bakış açısını dinleyicilerine kazandırmaya çalıştı. Bu çabası şöyle tarif edilmiştir: “İsa Nureddin’in verdiği öğütleri can kulağıyla dinler, hayatına tatbik ederdi. Böylelikle irfan şerbetine kap oldu; gün geldi ki kendisi saki oldu. Dünyayı dolaşıp talebe yetiştirir, feyiz dağıtır oldu.”
Onun bu gayretlerinin çok müspet ve bereketli sonuçları oldu. Dinimizin güzelliklerini, insana verdiği değeri, yeryüzüne vadettiği sulhü hem yaşantısıyla hem anlatımıyla çok hoş bir şekilde sunması nedeniyle insanları dinimize kazandırdı. Onun özellikle Avrupa coğrafyasındaki çalışmaları, din adına çok büyük hizmetlerdi.
Tüm hayatını İslam’ın güzelliklerine ve insan kazanmaya vakfeden, misafirperver ve müşfik bir bilge olan Ebubekir Hoca, 2005’te doksan altı yaşındayken eşiyle birlikte yaşadığı İngiltere’nin Kent County-Westerham şehrindeki evinde vefat etti. Son otuz yıldır pazar öğleden sonraları misafirlerini ağırladığı bahçesine, “insana gerçek mirasını hatırlatan bir hazine” olarak tanımladığı tabiatın bağrına defnedildi. Arkasından söylenen şu söz insanlığın neler kaybettiğini özetlemektedir: “Örnek bir Batılı Müslüman ve Batı’da İslam’ın otantik öğretilerinin eşsiz bir savunucusu. Onun için değil, onun hikmet ve irfanından mahrum kalacak olan, geride kalanlar için üzülmek gerek.” Eşine gelince, ihtida etmiş ve Rabia adını almıştı. Çocukları olmamıştı.
Eserleri
Çalışmalarında Kur’an vahyini tahlil etmeyi, geleneksel tarzda son kitabın ve sünnetin evrensel boyutlarını açıklamayı, Hz. Peygamber’in hayatını modern insana anlatarak onu sevdirmeyi, hadislerini yeni bakış açılarıyla yorumlayarak buyruklarını öğretmeyi, kutsallığın ve vahdet-i vücûdun manasını izah etmeyi, cihad-ı ekber kavramını açıklamayı ve cihad sahasında birinci sırada zikrullahın yer aldığını göstermeyi hedeflemiştir. Tüm bunların yanında, çalışmalarına genel hatlarıyla bakıldığında, gönül dili üzerinden modern zamanların buhrandaki insanının kalbine İslam’ı nakşetmeye çalıştığı görülür.
Şair, mütefekkir ve mutasavvıf olan, klasik Arap şiirinden tercüme yapabilecek seviyede çok iyi Arapça öğrenen ve İslami kaynakları rahatça kullanabilen üstadın çalışmalarından birkaçı şunlardır:
1. Yakîn Risalesi: Sufi İnanç, Vizyon ve İrfan Doktrini: Bütün dinlerin özündeki hakikatleri tasavvufî bir dille ele alır.
2. Yirminci Yüzyılın Bir Müslüman Velisi: Şeyh Ahmed el-Alevi: Batı dünyasında bir sufinin hayatı ve düşüncesi üzerine yapılmış en nitelikli çalışmalardan biridir. Burada modern dünyanın bunalımlarına sufi öğreti ışığında ferahlama kapısı aralamaya çalışır.
3. Antik İnançlar Modern Hurafeler: Çağdaş dünyanın akıl yapısının korkunç ve yıkıcı hurafelerle dolduğunu, kendi mistik kaynak ve değerlerine bağlı inançların gerçeğe uygun olduğunu dile getirir. Bu eser aynı zamanda metafizik hakikatin, irfani bilginin imkânlarıyla modern çağa soylu bir başkaldırısıdır.
4. Sufilik Nedir?: Tasavvufun kökeni, evrenselliği, doktrini, hususiliği, adabı gibi konuları Batılı okuyucunun ilgisini çekecek biçimde anlatır. Yaşadığı asrın insanı öz değerlerinden uzaklaştıran hastalıklarına bir şifa olarak gördüğü tasavvufu çok güzel bir üslupla sunar.
5. Hz. Muhammed’in Hayatı: İlk Kaynaklara Göre: Resulüllah’ın hayatının destansı bir tarzda anlatıldığı muhteşem bir eserdir. Dünya çapında en çok okunan eseridir.
6. On Birinci Saat: Gelenek ve Kehanet Işığında Modern Dünyanın Manevi Krizi: Bu çalışmada modern çağın olumsuzlukları tasvir edilmekte, manevi bir hayat ve tekâmül için mevcut olan imkânlar açıklanmaktadır. Bir anlamda salt aklın, maddenin, dünyevileşmenin egemen olduğu dönemin gidişine uyarı mahiyetindedir.
7. Ruha Dönüş: Sorular ve Cevaplar: İçerisinde kendisini de anlattığı bu eserini vefatından otuz saat önce tamamlamıştır. Bu kitap aynı zamanda vaktinin her aşamasını değerlendirdiğinin de bir delilidir. Nitekim bu yüzden ona “meyve veren ulu ağaç” benzetmesi yapılmıştır.
Büyük bilgenin mutlaka zikredilmesi gereken bir yönü vardır. Onu da hatırlatalım: Kendi dilinde yazarken sol elini kullanmasına rağmen vahiy diline hürmeten, Arapça yazarken sağ elini kullanmasıdır.
Kısacası
Doğumundan itibaren yirminci yüzyılın neredeyse tamamına şahitlik eden hayatı, dünya genelinde savaşların neden olduğu askerî, siyasi ve ekonomik değişimlerin yanı sıra çeşitli düşünce akımlarının ortaya çıkışı ve gelişimine tanıklık etmesine imkân verecek derecede çok hareketliydi. Bu yüzden Ebubekir Siraceddin’in yaşamı, modern insanın yanlıştan doğruya olan serüvenini en iyi tasvir eden bir hikâyedir.
Yazımızı onun temel ibadetlerimizi yorumlamasıyla bitirelim: “Namaz, tezahürlerin prensibe teslimidir; oruç nefsani arzulardan, dolayısıyla ‘ben’den sıyrılmaktır; zekât eşyadan, dolayısıyla dünyadan sıyrılmaktır; son olarak hac, Merkez’e, Kalb’e, Zât’a dönüştür...”