EBU UBEYDE
B. CERRAH
BELKA’NIN
HAMİSİ
Enbiya YILDIRIM
Hz. Peygamber’in nasıl bir toplum inşa ettiğini anlamak için ashabına ve fiillerine bakmak gerekir. Bu yapıldığında İslam’ın insanları nasıl dönüştürdüğü daha iyi anlaşılır. Bu bağlamda hayatına odaklanılması gereken sahabilerden biri de Ebu Ubeyde b. Cerrah’tır.
İslam’ın öncülerinden
Künyesiyle meşhurdur. Adı Amir b. Abdullah’tır. Hz. Peygamber’in hicretinden kırk yıl önce tüccar bir ailenin çocuğu olarak Mekke’de doğdu. Soyu bir yerde Resulullah’ın soyuyla birleşir. Dolayısıyla akrabadırlar. Uzunca boylu, zayıf, seyrek sakallıydı. Ticaret yanında binicilik, ok atma ve kılıç kullanmada kendisini çok iyi geliştirdi. Ayrıca Cahiliye Dönemi’nde Mekke’de okuma yazma bilen sayılı kimselerden biri olduğundan Kureyşliler’in gözünde farklı bir değeri vardı.
Hz. Peygamber, İslam’a davete başladıktan sonra Hz. Ebubekir onu Resulullah’a götürdü. Dinledi, sorularını sordu ve hemen İslam’ı kabul etti. Böylece son hak dine iman edenlerin öncülerinden oldu. Ardından diğer müminler gibi canla başla davet için çabaladı. Artan Müslüman sayısına oranla işkence ve eziyetler çoğalınca Efendimizin tavsiyesiyle ikinci Habeşistan hicretine katıldı. Bir müddet orada kaldıktan sonra tekrar Mekke’ye döndü. Şehirde yaşaması imkânsızlaşınca bu sefer Medine’ye hicret etti. Böylece iki kez hicret eden sayılı sahabilerden oldu. Hz. Peygamber, diğer muhacirleri ensarla kardeş yaptığı gibi onu da Sad b. Muaz ile kardeş yaptı. (İbn Kesir, Bidâye, VII, 107) Böylece yeni şehrine alışana kadar din kardeşi ona yardım edecekti.
Çok ağır bir sınav
Ebu Ubeyde (r.a.), Medine’de ve civar beldelerde İslam’ın tebliği için büyük gayret sarf etti. Hz. Peygamber’in bütün gazvelerinde bulundu. Bedir’de belki de hayatının en ağır sınavıyla karşı karşıya kaldı. İslam’ı seçtiği için kendisinden son derece nefret eden babası, savaşta onu arayıp durdu. Yerini tespit edince de üzerine gitmeye başladı. O ise sürekli bundan kaçınmaya çalıştı. Lakin bir noktada kaçamayacak şekilde karşı karşıya geldiler ve çarpışma sonunda asla istememesine rağmen babasını öldürmek zorunda kaldı. (Taberani, Kebir, 360; Kurtubi, Tefsir, XVII, 307) Bunun üzerine müminlerin; babaları, oğulları, kardeşleri veya akrabaları da olsa Allah’a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslemeyeceklerini, Allah’ın ahirette onları mükâfatlandıracağını ve bu kimselerden Allah’ın razı, onların da Allah’tan razı olduğunu beyan eden ayet nazil oldu. (Mücadele, 58/22)
Fedakârlığın zirvesi
Hz. Ebu Ubeyde’nin Uhud Gazvesi’ndeki yiğitliği de oldukça mühimdir. Okçular, Efendimizin emrini dinlemeyip yerlerini terk edince savaşın seyri Müslümanların aleyhine döndü ve ordu dağıldı. O hengâmede Allah Resulü’nün etrafından ayrılmayan on dört kişiden biri de Ebu Ubeyde’ydi. Ayrıca Hz. Peygamber’in yüzüne batan miğfer parçalarını dişleriyle çıkarırken iki ön dişi çıktı. Onu izleyen Hz. Ebubekir, sonraları şöyle diyecektir: “Ebu Ubeyde, ön dişleri olmayanların en güzelidir.” (Tayalisi, Müsned, 6) Başka sahabiler de dişsizliğin ondan başkasına bu derece yakışmadığını belirteceklerdir. (İbn Abdilber, İstiab, II, 793)
Zorlu sefer
Resulullah, yeteneklerine güvendiği Ebu Ubeyde’yi bazı seferlere komutan olarak atadı. Bir defasında onu üç yüz kişilik bir birliğin başında görevlendirdi. Yolda erzakları bitme noktasına gelince askerlerde kalan erzakı topladı ve bunları azar azar pay etmeye başladı. Bu da tükenince birer hurma vermeye başladı. Askerler hurmayı yavaş yavaş yiyorlar, peşinden de su içiyorlardı. Hurma da tükenince ağaç yapraklarını yemeye koyuldular. Bu şekilde bitkin bir hâlde sahile ulaştıklarında koca bir balığın kıyıya vurmuş olduğunu gördüler. Bir süre ondan beslenerek eski sağlıklarına kavuştular. Ardından hiçbir kayıp vermeden Medine’ye döndüler. (Buhari, 4361-2) Sadece bu olay bile onun komuta yeteneğini göstermektedir. Bundan dolayıdır ki Resulullah, Mekke’nin fethinde onu ordu kuvvetlerinden birinin başında görevlendirdi. (Müslim, 86, 1780)
Allah Resulü’nün sevgili dostu
Hz. Peygamber, ticaretten anlaması, en önemlisi de güvenilirliği nedeniyle onu beytülmal işlerinde görevlendirdi. Nitekim görüşmeler sonunda vergi vermeyi kabul eden Necranlılar bunun tahsili için kendilerine güvenilir birinin gönderilmesini istediler. Efendimiz de “Sizlere tam anlamıyla emin olan birini göndereceğim.” dedikten sonra, “Ebu Ubeyde ayağa kalk!” buyurdu. Ayağa kalkınca da “Bu, bu ümmetin eminidir.” (Buhari, 4380) deyip onu Necran’a gönderdi. Bundan sonra artık “Eminü’l-Ümme” yani “ümmetin emini” lakabıyla anılmaya başladı. (İbn Asakir, Târîhü Medîneti Dimeşk, XXV, 435)
Ebu Salebe adlı biri Medine’ye gelip kendisini eğitecek birinin görevlendirilmesini rica edince Allah Resulü onu Ebu Ubeyde’ye yönlendirip şöyle buyurdu: “Seni hem ilmini hem de ahlakını güzelleştirecek birisine yolluyorum.” (Taberani, Kebir, 368) Resulullah (s.a.s.) nezdinde o kadar sevgili bir insandı ki onu cennetle müjdeledi (Tirmizi, 3447) ve “Ebu Ubeyde ne güzel bir insandır.” (Tirmizi, 3795) buyurdu. Bunun yanında Hz. Aişe annemiz de Resulullah’ın Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’den sonra en çok onu sevdiğini söylemiştir. (Tirmizi, 3657)
Resulullah’ın ardından
Hz. Peygamber’in vefatından sonra devletin başına kimin geçeceği hususunda müzakerelerin yapıldığı yere Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Ebu Ubeyde birlikte gittiler. Burada Hz. Ebubekir, Hz. Ömer veya Ebu Ubeyde’nin halife olmasını teklif etti. Hz. Ömer’in konuşması üzerine de herkes Hz. Ebubekir’e biat etti. (Buhari, 3668) Halife seçilen Hz. Ebubekir, mali konularda tecrübeli ve güvenilir olan Ebu Ubeyde’yi beytülmalin başına getirdi. Daha sonra da Suriye tarafına fetih için gönderdiği dört komutandan biri olarak onu atadı.
Hz. Ebubekir’in vefatıyla devlet başkanı seçilen Hz. Ömer zamanında fetihler hızlı bir şekilde devam ederken halife bir ara görev değişikliğine gitti. Halid b. Velid’i görevden alarak bölgedeki orduların genel komutanlığına Ebu Ubeyde’yi atadı. Büyük komutan, mütevazı insan Halid de görevden alınmasına içerlemeden Ebu Ubeyde’nin emrine girdi ve herkese şunu dedi: “Bu ümmetin emini başınıza geçti.” (İbn Abdilber, İstiab, III, 125) Bunun ardından yeni komutanın idaresinde Antakya dâhil olmak üzere bugünkü Suriye bölgesinde pek çok yer fethedildi.
Savaş olmadan fethedilen Kudüs’ün teslim alınmasından önce ise ilginç bir olay yaşandı: Patrik ile halk, şehrin teslim anlaşmasını ve anahtarının takdimini bizzat halifeyle yapmak istediler. Bunun üzerine Ebu Ubeyde, Hz. Ömer’e haber gönderdi. Meşakkatli bir yolculuktan sonra teşrif eden halifeye şehrin anahtarları bizzat patrik tarafından teslim edildi ve halife Kudüs halkına eman verdi. (Takkûş, Târîhu’l-Hulefâi’r-Râşidîn, s. 273 vd.; Mahmud, el-Fethu’l-Umerî, s. 188) Sonrasında Ebu Ubeyde’nin gönderdiği birlikler Urfa ve Maraş’a kadar ilerlediler. Ardından Hz. Ömer onu fethedilen yerlerin valisi olarak atadı ve vefat edene kadar bu göreve devam etti.
Vefatı
Ebu Ubeyde (r.a.), Kudüs yakınlarındaki Amvas bölgesinde ortaya çıkan büyük veba salgınına yakalandı. Hastalığı süresince Muaz b. Cebel’den vakit namazlarını kıldırmasını istedi. Hastalıktan kurtulamayarak 18/639 yılında, elli sekiz yaşındayken vefat etti. Namazını kıldırmadan önce halka seslenen Hz. Muaz şöyle dedi: “Ey insanlar! Bugün öyle birini kaybettiniz ki çok üzüldünüz. Allah’a yemin ederim ki Allah’ın kulları arasında ondan daha çok gıybetten uzak duran, ondan daha takvalı, kötülükten daha uzak, ahireti daha çok seven, halka karşı ondan daha samimi bir kul görmedim.” (Hâkim, Müstedrek, 4158) Hz. Muaz bu konuşmasıyla esasında insanların duygularına tercüman oluyordu. Hz. Ebu Ubeyde’nin kabri Ürdün’de Belka şehrindedir.
Şahsiyeti
Hz. Ebu Ubeyde son derece mütevazı, dünya malına ehemmiyet vermeyen, züht ehli ve hayâ sahibiydi. Hz. Peygamber’in değer vermesinin ve akçeli işlerde onu görevlendirmesinin, emin olarak vasfetmesinin nedenlerinden biri de buydu. Aynı şekilde Hz. Ömer de onu bu yönleriyle o kadar severdi ki bir Mecusi tarafından hançerlendiğinde, “Ebu Ubeyde hayatta olsaydı onu yerime halife bırakırdım.” (Taberi, Tarih, IV, 227) demiştir.
Hz. Ömer ile Ebu Ubeyde arasında yaşanan bazı olaylar hem aralarındaki muhabbeti hem de Ebu Ubeyde’nin ihlasını ortaya koymaktadır: Şam valiliği görevindeyken Medine ve civarında bir ara kıtlık oldu. Hz. Ömer valilerinden erzak göndermelerini istedi. Bunun üzerine Ebu Ubeyde dört yüz deve erzak hazırlayarak bizzat Medine’ye getirdi. (İbn Kesir, Bidaye, VII, 90)
Hz. Ömer, Ebu Ubeyde’nin Şam valiliği sırasında Şam’a geldi. Şehrin önde gelenleri kendisini karşıladılar.Onlara sordu: “Kardeşim Ebu Ubeyde nerede?” Onlar da “Gelmek üzere.” dediler. Birazdan, boynuna ip bağlanmış sıradan bir deve üzerinde çıkageldi. Sonra birlikte Ebu Ubeyde’nin evine gittiler. İçeri girince kılıç, kalkan ve eyer yanında birkaç basit eşyayı görüp şaşıran ve gözlerinden yaşlar dökülen Hz. Ömer, “Biraz evine eşya alsaydın?” dedi. O da ona şu cevabı verdi: “Müminlerin emiri! Ahiret yurduna ulaştıracak dünyalık sana yeter.” Hz. Ömer de ona şöyle karşılık verdi: “Ebu Ubeyde! Dünya herkesi değiştirdi ama bir tek seni değiştiremedi.” (Ebu Davud, Zühd, 115; Zehebi, Nubelâ, III, 13)
Hz. Ömer bir başka zaman yine Şam’ı ziyaret etmek için yola çıkmıştı. Giderken kendisine Şam bölgesinde veba çıktığı haberi verildi. Bu arada Ebu Ubeyde de onu karşılamak üzere oraya gelmişti. Hz. Ömer ne yapacağı hususunda istişarelerde bulundu ve geri dönmeye karar verdi. Tam bir teslimiyet insanı olan Ebu Ubeyde, “Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?” diyerek hayretini belirtti. Hz. Ömer de ona mükemmel bir cevap verdi: “Evet, Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz. Şuna ne dersin peki? Senin develerin olsa, iki yamacı olan bir vadiye inseler. Yamaçlardan biri mümbit, diğeri ise otsuz olsa ve sen develeri mümbit arazide gütsen Allah’ın kaderi ile gütmüş; otsuz yerde gütsen yine Allah’ın kaderi ile gütmüş olmaz mısın?” Hz. Ömer bu sözü dedikten sonra o an orada olmayan Abdurrahman b. Avf da çıkageldi ve Hz. Peygamber’den işittiği şu hadisi nakletti: “Bir yerde veba salgını olduğunu duyarsanız sakın oraya gitmeyin. Bulunduğunuz yerde salgın yayılmışsa sakın oradan da dışarıya çıkmayın.” Hz. Ömer bunu duyunca Allah’a hamd eder ve geri döner. (Buhari, 5729) Ebu Ubeyde daha sonra valilik bölgesinde kalır.
Rivayet ettiği hadislerden
Kur’an’ı ezberleyen sahabilerden olan ve hayatı cihat meydanlarında geçen Ebu Ubeyde (r.a.), Allah Resulü’nden on beş hadis rivayet etmiştir. Biri şudur: “Kim, Allah yolunda malının fazlasını infak ederse Allah katında bunun karşılığı bire yedi yüzdür. Kendisi için veya ailesi için harcarsa ya da bir hastayı ziyaret ederse veya zarar verici bir şeyi yoldan kaldırırsa iyiliğin karşılığı bire ondur. Hakkıyla tutulan oruç, kişiye kalkandır. Allah, kişinin bedenine bir musibet verirse o musibet, onun günahına kefaret olur.” (Müsned, 1700)