DUYGULARI YÖNETME MESELESİ VE ÖFKE DUYGUSU
Sema ÖZDAMAR
Psikolog
İnsan dünyaya geldiği ilk andan itibaren birçok duyguyu hissetmektedir. Bu durum beraberinde duyguları düzenleme ve yönetme sorumluluğunu getirmektedir. Duyguları düzenleme hususu erken çocukluk döneminde kazanılan bir beceri olmakla birlikte duyguları tanıma, bedendeki tezahürünü fark etme ve ifade etme süreçlerini içermektedir.
Bireyler, erken çocukluk yaşantılarında duygularını düzenleme ve sakinleştirme becerilerine henüz sahip değildir. Rahatsızlık yaşadığında; açlık hissetme, tuvalet ihtiyacı duyma, canı yanma, korkma gibi bedensel ve duygusal ihtiyaçlarını, dil gelişimi tamamlanana dek “ağlama” davranışı ile ifade ederler. Bebekler, olumlu veya olumsuz duygularını bakım verenleri sayesinde düzenleyebilir. Bebeğin ihtiyaçlarının karşılanması ile bebek için olumsuz duyguyu anne düzenlemekte ve olumlu dönüşle bebeğe geri vermektedir. Bu sayede bebek, ihtiyaçlarının karşılanacağına güvenir ve duyguları düzenleme yetisinin tohumları ilk çocukluk döneminde atılmış olur.
Anne, bebek için önce duyguyu hisseder ve sindirir. Duyguyu bebeğe geri verirken yetişkin için bu süreç tek başına işleyen bir süreçtir. Bir yetişkin için duyguları, kendi bünyesinden ve kendi zihinsel süzgecinden geçerek yalnız yönettiği bir durum hâline gelir. Artık bireyden duygularını muhakeme etmesi ve düzenlemesi beklenir.
Akıl, kelime anlamı itibarıyla “bağlamak” anlamına gelir. Duygu düzenleme konusu bağlamında duygu ve olayları birbiriyle ilişkilendiren, yöneten ve sonrasında karar vermeyi destekleyen bir uzuvdur esasında. Duygu yönetim sürecinde aklın rolü bu anlamıyla da önemli görülmelidir. Zira bazı duyguların, bireyin bilişsel melekelerini etkileyecek kadar aktif ve karmaşık etkileri olabilir. Bu duyguların başında öfke duygusu gelmektedir.
Öfke, bireyin canlılığı için önemli bir fonksiyon ve duygudur. Bireyin potansiyelini kullanması, kendisini gerektiğinde koruması ve yaşamda kalabilmesi için gerekli bir duygudur. Bunu bilerek konuya yaklaşmak önemlidir. Öfke, kişiler arası ilişkide sağlıklı bir şekilde ortaya çıkıp ilişkiyi düzenleyebilirken ötekiyle kurulan ilişkide dil bulamayan yanlarımızın ifadesi olabilir. Öfkenin sağlıklı ifadesinin yolunu öğrenmek, yine öfkeyi sağlıklı karşılamak, insanların öfkeli yanlarının anlaşılması birey için önemlidir. Zira öfke duygusu, bireyin kendi ihtiyaçlarına dair haber getiren ve ilişkilerini düzenlemeye yarayan önemli bir sinyaldir. İçimizde narin taraflar olduğu kadar hoyrat ve yıkıcı taraflar da mevcuttur ve bu, insanın yapısı gereğidir.
Öfke, bireyi hızlıca tepki vermeye iten bir duygudur. Öfke kelimesinin son zamanlarda sıklıkla “öfke kontrol bozukluğu” veya “öfke patlaması” ifadeleriyle anılması bunun göstergesidir. Aşırılığı hâlinde bilinç bulanıklığı gibi muhakeme becerilerini bozan bir yönü vardır öfkenin. Bu nedenle öfke, ancak düzenlendiğinde ve kontrol edildiğinde sağlıklı yaşanabilen bir duygudur.
Öfkenin bedendeki ilk uyarısı kalp atışlarının hızlanması, göz bebeklerinin büyümesi gibi temel fizyolojik aktivasyonlardır. Ayrıca beyin-davranış ve hormonal sistemi araştıran nöropsikolojik araştırmalar sayesinde öfkenin, beyindeki korku merkezi olan amigdalada aktif hareketlenme gösterdiğini, düşünme ve muhakeme yeteneğini barındıran prefrontal korteksinin etkinliğini baskıladığını, kortizol seviyesinde artış ve serotonin seviyesinde düşüş gerçekleştiğini biliyoruz. Bu durumda bir kimsenin yönetilmemiş veya sindirilmemiş öfkesi ile bedensel sistemde önemli bir uğraş söz konusudur. Öfkenin yönetiminde, bedensel etkileri fark etmek ve bireyin bu duygusunu yaşarken tanımak, birinci aşamadır. Ayaklanan fizyolojik sistemin öncelikle sakinleşmesi elzem görülmelidir. Öfkeyi muhakeme edebilmek, bu aşamadan sonra gerçekleşebilir.
Birey bu duyguları düzenleme yetisine henüz sahip değilse tıpkı anne bebek ilişkisindeki gibi duyguları yönetmek için ötekiyle ilişkiye ihtiyaç olabilir. Zira insan duygu düzenleme sistemini sağlıklı hâlde deneyimleyemediyse ikame bir ilişkide bu özelliği bir ötekinin tanıklığı ile duygularını tanımlayarak var olan duygu düzenleme kapasitesini kullanmayı öğrenebilir.
Kimileri ise öfkesine dair meramını yok saymayı bir yol edinebilir. Bu öfke psikosomatik rahatsızlıklar ile dile gelebilir. Zira beden, duyguları misafir eden bir ev gibidir. Yapılan araştırmalar, öfkeyi bedenselleştiren bireylerin, duygu ifadelerini fark etmeksizin bedende deneyimlediklerini ve öfkeyi ifade etme aşamasına henüz geçemediklerini göstermektedir. Elbette kültürel etkiler burada önemlidir.
İnsanın öfkesi sağlıklı kişilik örgütlenmesinin sesi olabildiği kadar patolojik karakter örgütlenmelerini de besleyen bir duygu olabilir. Agresyona dökülmüş veya pasifize edilerek bastırılmış hiçbir öfkeye sağlıklı bir duygu yaşantısı demek mümkün değildir. “Öfkeyi yutmak” tabiri bilinçli bir süreci ifade eder. Burada bilinçsiz bir bastırmaya işaret edilmemektedir. Öfke bilinçli bir farkındalık ile parçalara bölünerek, belki bir parça üzülerek, içindeki duygu parçalarını sindirerek tekâmül yolculuğundaki büyüme sürecinin vesilesi olabilir. Öfke, bireyin canlılığında nasıl var ise onunla ilişki kurmak ve irade göstermek potansiyel olarak da varlığımızda mevcuttur. “Burada ne oluyor bana?” diyebilmek ve gerçekten merak etmek, ötekine bilek gücümüzü göstermekten evvela kendimizde ne olduğunu anlamak yapılması gereken ilk adımdır.
Ezcümle, öfke duygusu biraz da dil bulamayan yanlarımızın ses vermek isteyen bazen çocuksu bir arzusu bazen ise kendinize dair, değerler sisteminizin haklı savunucusu olabilmektedir. Aslında öfkeli yanlarımızı anlamak, kendilik yolculuğundaki, kendini tanıma meselesine katkı sağlayan önemli bir konudur. İnsan, öfkesine dair anlayış geliştirdikçe kendisine ve diğerlerine karşı sevgi ve anlayışı barındıran ilişkiler geliştirmeye başlar. Kendisine anlayış geliştirmesiyle birlikte öz şefkat gibi önemli bir sakinleştirme becerisinin de filizlerini yeşertmiş olur. Bu sayede öfkenin fizyolojik ve psikolojik karmaşalarını yatıştırmaya katkı sağlayan doğal unsurlar da hayatına dâhil olur.