DÜNÜRCÜ GELENEĞİ
Ayşe ÜNÜVAR
“Kabağımıza tuz istemeye gelmedik”
“Oğlumuza kız istemeye geldik…”
Eskidendi, eskimeyen zamanlardan, dağların dağlara kavuştuğu, insanın insanı anladığı, yürekçe konuşulduğu zamanlardan…
Evlilik tüm toplumlarda kutsal bir değer olup Türk toplumunda da dinen ve kültürel olarak onanan, çeşitli törenler icra edilerek kutsanan bir kurumdur. Evlilik birliği ve mutluluğu her iki tarafın da (kız ve erkek) onayı alınarak yapılır. Kimi zaman ailelerin onayı gençlerin onayından daha önemli olup yöreden yöreye ve zamanla değişiklik göstermektedir. Eski dönemlerde kız ve erkek birbirini neredeyse hiç görmeden evliliğe adım atarlarmış. Buna “görücü usulü evlilik” denilirmiş. Kimi zaman kız babası ile oğlan babasının gençleri uygun görmesi yeterliymiş. Ya da oğlan annesinin kızı çarşıda, pazarda, tarlada, çeşmede yolda görüp beğenmesi, oğlunun yaşına başına uygun görmesi ile yakınlarını yanına alıp kız evinin kapısını çalması ile evlilik gerçekleşirmiş. Kimi zaman da oğlan uzaktan gördüğü kıza gönlünü düşürür, ana babasını kız evine görücü yollarmış. Buna “görücü gitme” geleneği denilmiş olup toplumsal yapıdan onay alan ve “Falancalar, kızınıza görücü geleceklermiş, izin isterler.” söylemine “Buyursunlar buyursunlar, başımızın üstünde yerleri var.” diye karşılık verilen bir gelenek hâlini almış…
Eski zamanlarda görücü gitmeden önce kızın tarlada, bağ bahçede nasıl çalıştığına, kaç testi su taşıdığına, çapayı nasıl vurduğuna, peyniri nasıl yaptığına, elinin maharetine bakılırmış. Kendi söküğünü dikmekle yetinmesin, ihtiyacı olanın da yardımına koşsun istenirmiş. Her şeyden önce iyi huylu olsun ki yuvası şen bahtı da güzel olsun, denilirmiş. Böylece başlardı görücü geleneği. “Oğlana bir kız buldum, bir çamaşır yıkamış, tütüsü dokuz mahalleye varmış.”, “Boyu boyuna huyu huyuna uygundur, deyiverin görücü varalım”, “Nakış dersen desen desen. Dikiş dersen entari entari donatmış yedi mahalleyi. Bir maharet bir çeviklik maşallah maşallah, gelinimiz olur inşallah”
Yeni zamanlarda ise genellikle oğlan kızı, kız oğlanı görüp beğenir, anlaşır. Ardından aileler tanışır. Âdet yerini bulsun diyerek oğlan annesini ve yakınlarını kız evine görücü yollar. Kimi zaman da aileler, beğendikleri kız yahut oğlan için evlatlarının fikrini alır, gençler de anlaşırsa şayet evliliğe önayak olurlar. Elbette ki aslolan gençlerin tanışıp anlaşması, bir ömür aynı yastığa baş koyacağı insanı kendi rızaları ile seçmesidir. İş, ailelerin tanışmasına geldiğinde kız evi olumlu bir yaklaşım içerisinde ise “görücü kadınlar” haneye buyur edilir. Hem kız tarafı oğlan evini tanır, hem oğlan evi kız tarafını. Böylece iki taraf birbirini daha yakından anlar, niyetler söylenir, kız ve oğlanın özelliklerinden bahsedilir…
Görücü gidilmesi her seferinde illa dünürcülük edilip kızın istenilmesi anlamına gelmez. Bazen büyüklerin uygun gördüğü gençler anlaşamaz, evliliğe istekli olmaz. Bu durumda son söz gençlerindir, kararları saygıyla karşılanmalıdır. Yine de âdetimiz gereği gelen misafir hep baş üzerinde tutulmaya, misafirliğin adaplarına uyulmaya çalışılır… Bazı yörelerde “dünürcü başı” denilen kadınlar vardır. Bu kadınlar çok kız istemiş, çok evliliğe şahitlik etmiş ve hâlihazırda görücü gitmeyi, kız istemeyi ezber etmiş kadınlar olduklarından, ağzı dualı bir büyük olarak görücü sedirlerinde başköşeye otururlar. Oğlan tarafı kapıyı çalar. Kız tarafı nazikçe buyur eder. “Olur olmaz nasiptir!” der gelenler. Çok da ifşa edilmez niyetler… Bazı yörelerde kız evinin hiç haberi olmadan çalınır kapı. Evde evlilik çağına gelmiş bir kız varsa hafiften işaret eder anne kızına; “Görücü olabilirler.” diye. Kız ona göre kendine çekidüzen verir, oturuş kalkışına dikkat eder. Kimsiniz kimlerdensiniz? Beyiniz kimlerden? Bizim Bey tanıyordur belki vb. konuşmalar yavaş yavaş kızın özelliklerini sorup soruşturmaya kadar gelirse anne, kızına ikinci işareti verir. Kız kalkar ve kahvelerini nasıl içeceklerini sorar. Görücü kadınlar kabul görülmüş gibi gülümseyerek “Şekerli olsun şekerli, ağzımız tatlansın.” derler. Kız, kıvamında bir kahve yapar ve görücülere tutar. Kahvenin yanında, oğlan tarafının elimiz boş gitmeyelim, zengin duralım, görgülü bulsunlar diyerek götürdükleri, baklava, çikolata, lokum vb. ikram edilir. Eğer kız tarafı görücüleri uygun bulmamışsa ya da isteksizse bu hediyeler açılmaz ve çoğu yerde kabul edilmeden kızın bir yakını tarafından dünür başı kadının koltuğunun altına verilip, kusura bakılmasın kızımızın gönlü yok, denilir. Ya da kız, görücülerin yanına hiç çıkmaz ve yakınları yine aynı şekilde çay ikram ederek yolcu ederler görücü kadınları…
Görücü kadınlar demişken görücü gitme geleneğimizde kız evine çok fazla kadın gitmez. Kız görmeye oğlanın annesi, kız kardeşleri, varsa büyükleri olan kadınlar ve dünür başı kadın gider. Dünür başı kadınlar, kız görmeden sonra olumlu bir yanıt alınırsa erkek evi tarafından elbiselik kumaşla ödüllendirilirler. Hatta dünür başı seçildiklerinde giydikleri elbiseleri gösterip falancanın kız bitirmesinden derler. Kız bitirmek; görücü gidilip beğenilen kıza dünürcü gönderilmesi ve kız evi tarafından bu isteğe evet denilmesi anlamına gelir. “Kız evi naz evi”dir ve görücülerin bu naz kültürüne yaslanıp kız evinin kapısını birkaç defa çaldıkları da olur. Öyle ya, nazını çekebileceğin kızı al. Böylece çalınır kapılar, gelir mis gibi kahveler, lokumlar, deyişler ve sözler… Kız oğlanı, oğlan kızı görür ve sonu izdivaçtır nasipse…
Elimde bir kutu fıstıklı lokum, yanımda birkaç bilge kadın bir güzelin kapısını çaldık. Kapı sevgiyle açıldı, kahvemiz tadında geldi. Oğlan kızı, kız oğlanı görmüş sevmiş… Bize de “Allah tamamına erdirsin” demek kaldı.