DÜNDEN BUGÜNE
İMAM-HATİPLERİN GÖREVLERİ
Dr. Mehmet BULUT
DİB Emekli Başkanlık Müşaviri
1930’lu, 1940’lı yıllarda “imam-hatiplerin görevleri nedir?” diye sorulduğunda bir cümleyle “Cami ve mescitlerde vakit, cuma, teravih ve bayramlarını kıldırmak, cuma ve bayram hutbelerini okumaktır.” şeklinde cevap verilebiliyordu. Bu hizmet erbabının temel görevlerini ifade etmesi açısından bu tanım yerinde görülebilir; ancak bir yönüyle de o yılların şartlarında din hizmetlilerine getirilen kısıtlamayı ortaya koyar. Günümüzde nasıl “İmam-hatibin görevi sadece camide namaz kıldırmak değildir.” deniyorsa sözü edilen süreçte de tam tersi, imamın namaz kıldırmanın dışında bir hizmette bulunması sakıncalı karşılanıyordu; buna, Kur’an öğretimi, vaaz ve dinî sohbetler de dâhildi. Sonuç itibarıyla bu tutum, sözü edilen yıllarda imam-hatipler de dâhil hayrat hademesinin hizmet mekânlarının cami ve mescitlerle sınırlı kalmasına sebep oldu.
Günümüzde yürürlükte olan Başkanlık mevzuatında; mesela 2010 tarihli Başkanlığın yeni teşkilat kanununda, 2014 tarihli Diyanet İşleri Başkanlığı Görev ve Çalışma Yönetmeliğinde, 2019 tarihli Cami Hizmetlerinde Verimliliği Artırma Genelgesinde, 2020 tarihli Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Uygulama Genelgesinde imam-hatiplerin görevleri çok detaylı bir şekilde sıralanmıştır. Bu mevzuatta artık onlardan cami içi din hizmetleri yanında özellikle cami dışında kapsamlı irşat hizmetleri beklenmektedir. Hâlbuki hayrat hademesine ilişkin 1928 ve 1935 tarihli nizamnamelerde, 1952 tarihli tüzükte imam-hatiplerin görevlerinin ne olduğuna ilişkin hiçbir kayıt yer almamış, sadece bazen görevin nasıl yapılacağına dair bazı hususlara yer verilmiştir. Hatırlatalım ki memur statüsünde olmadıklarından, 1965 yılına kadar Başkanlıkla ilgili mevzuatta imam-hatiplerin görevleri zaten hiçbir şekilde yer almamıştır. Sözü edilen nizamnameler ise Diyanet İşleri Reisliğinden bağımsız olarak hazırlanmış düzenlemelerdir.
İmamın yegâne görevinin teamüllerle biliniyor olmasından tüzüklerde böyle bir bahse yer verilmediği düşünülebilir; bununla birlikte yukarıda belirtildiği gibi dönemde din hizmetlilerine getirilen sınırlandırma da göz ardı edilemez. Hâl böyle olunca Osmanlı döneminde imamların çok kapsamlı olan görev çerçevesi, Cumhuriyet sonrasında fevkalade daralmış, hatta teke düşmüştür.
Yasal bir düzenlemede değil ama dönemin Diyanet İşleri Reisi Ahmet Hamdi Akseki’nin şahsi gayretinin bir nişanesi olarak 1947 yılından itibaren teşkilata gönderilen genelgelerde ilk defa imam-hatiplerin görevlerinden, daha doğrusu onlardan hangi hizmetlerin beklendiğinden söz edilmiştir. 1950’de camilerin ve cami görevlilerinin idaresinin Vakıflar Umum Müdürlüğünden Diyanet İşleri Başkanlığı’na iadesini müteakip, Akseki imzasıyla teşkilata gönderilen 18 Nisan 1950 tarihli genelge buna örnek olarak gösterilebilir.
Bir yasal düzenleme içinde imam-hatiplerin namaz kıldırmanın dışında görevine ilk 1965 tarih ve 633 sayılı Başkanlık teşkilat kanununda yer verildi; o da müftünün izniyle isteyenlere cami içinde Kur’an-ı Kerim öğretmek, ibadetle ilgili konularda cemaate bilgi vermekten ibaretti. Bu kanuna dayanılarak 1967’de çıkartılan Cami Görevlileri Yönetmeliğinde de bu hüküm biraz daha detaylandırıldı. Bunlar vakit, cuma ve bayram namazlarının kıldırılması ve cuma ve bayram hutbelerinin usulüne uygun okunması yanında, söz konusu kanun maddesinde olduğu gibi cami ve mescit içinde, müftünün izni ile ibadetle ilgili konularda halkı aydınlatmak ve ayrıca “Kur’an-ı Kerim okumasını öğrenmek isteyen Müslümanlara, müftünün izni ile ve Kur’an Kursları Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine uygun olarak Kur’an-ı Kerim okumasını öğretmek” şeklinde sıralandı. Yönetmeliğe göre, müezzini olmayan camilerde ezan okuma görevi de imam-hatiplere aittir. Görüldüğü gibi 1960’lı yılların sonuna geldiğimizde bile, imam-hatip için öngörülen hizmetler cami içi ile sınırlıdır. Sözü edilen yönetmelikte hatiplerin görevi -bu yıllarda az sayıda da olsa imamlıktan ayrı sadece hatip olarak görevli kişiler bulunuyordu- tek cümle ile “Din İşleri Yüksek Kurulunca büyük ve selâtin camilerinde yalnız cuma ve bayram hutbelerini usulüne göre okumak üzere atanan hatipler, kendisi veya müftülük tarafından hazırlanan cuma ve bayram hutbelerini usulüne uygun okumak” şeklinde belirlenmiştir.
2010 tarih ve 6002 sayılı Başkanlığın yeni teşkilat kanununa dayanılarak 2014 yılında çıkartılan Görev ve Çalışma Yönetmeliğinde imam-hatiplerin ve kariyer imam-hatiplerin ortak ve ayrı görevleri sıralanmıştır. İmam-hatiplere bilinen cami içi hizmetler yanında, bu defa kapsamlı bir görev çerçevesi sunularak vaaz etmek, isteyen vatandaşlara camilerde veya müftülükçe uygun görülecek yerlerde Kur’an-ı Kerim okumayı öğretmek ve dinî bilgiler vermek, yaz Kur’an kurslarında görev almak, Türk Medeni Kanununa göre akdedilen nikâhtan sonra isteyenlere nikâhın dinî merasimini icra etmek gibi görevler tahmil edilmiştir. 14 Kasım 2019’da yayımlanan Cami Hizmetlerinde Verimliliğin Artırılması Genelgesinde de imam-hatiplerin görevlerini verimli bir şekilde ifaları açısından öngörülen kurallara yer verilmiş, ayrıca “cami derslerinden” söz edilmiştir. Din görevlilerine ilişkin hazırlanmış oldukça kapsamlı bir genelge olan 2023 tarihli Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Uygulama Genelgesinde ise imam-hatiplerin görevleri ayrıntılı bir şekilde sayılmıştır.
Tarihî süreçte imam-hatiplerin namaz kıldırma görevleri üzerinde detaylı durulmazken hutbeler ve imam-hatiplerin cuma ve bayram hutbelerini okuma görevleri üzerinde genişçe durulmuş ve konuda azami titizlik gösterilmiştir. Öteden beri imamet ve hitabet hizmetleri çoğunlukla aynı kişiler tarafından yerine getirilmişse de Osmanlı döneminde ve Millî Meclis Hükûmetleri yıllarında (1920-1924) olduğu gibi kuruluşundan 1935 yılına kadar Reislik döneminde de bazı camilere imamdan ayrı hatip tayinine devam edilmiş, bu tarihten sonra bu kadrolarda boşalma oldukça bu iki hizmetin birleştirilmesi cihetine gidilmiştir. İstisnai durumlar hariç, bu tarihten sonra her iki hizmeti yerine getirmek üzere sadece imam-hatip tayin edilmiştir. Buna göre, cuma ve bayram namazlarında hutbe iradı, imamdan ayrı hatip tayin edilmişse hatiplerin, aksi hâlde bütün imam-hatiplerin asli görevlerinden biri olmuştur.
Hatiplik, özel yetenekleri gerektiren bir hizmet dalıdır; imamlık ehliyeti yanında hatibin hitabet yönüyle de donanımlı olması beklenmiştir. Bu açıdan belli bir tarihe kadar vaizlik ve hatiplik görevleri Başkanlık mensubu olmayan ancak bu konularda yetkin olan kişilere de verilebilmiştir.
Cuma namazına ve hutbeye atfedilen önemin bir sonucu olarak Osmanlı döneminden tevarüs edilen tarihî bir tatbikatın devamı niteliğinde 1920’li, 1930’lu yıllarda her cami ve mescitte hitabet hizmeti verilmemiş, hâliyle her camide cuma namazı kılınmamıştır; cuma namazlarının merkezî camide büyük bir cemaat hâlinde edası esas alınmıştır. Ancak 1940’lı yıllara gelindiğinde Başkanlığın aldığı kararlarla müftülüklerin izni ile her camide hutbe okunup cuma namazı kılınması cihetine gidilmiştir.
Reislik, kuruluşundan itibaren bütün tarihi boyunca camilerde okunacak hutbelere ilişkin taşra teşkilatına gönderdiği çok sayıda genelgede imam-hatiplerden Reislik veya müftülüklerce belirlenmiş hutbelerin okunmasını, belirlenen konu veya kendilerine verilen hutbe metinlerinin dışına çıkılmamasını, bilhassa irticali hutbe okunmamasını ısrarla talep etmiştir. Hutbe konusu belirlemede bazen siyasi erkin talepleri yanında dönemin sosyal ve ekonomik şartlarının da müessir olduğu kuşkusuzdur.
Yine Akseki merhumun kişisel çabalarıyla 1940’lı yılların sonundan itibaren hutbelerin içeriklerine bir seviye kazandırılmak istenmiş, etkili hutbe okumanın yolları aranmıştır. Böylece hutbelerle halkın dinî irfanının geliştirilmesi hedeflenmiştir.
1970’li yıllara kadar okuyacağı hutbeyi kendisi hazırlayabilecek birikime sahip imam-hatiplerin sayısının çok az olduğunu tahmin etmek zor değildir. Esasen Başkanlık, yayınladığı bir kısım nizamname ve teşkilata zaman zaman gönderdiği iç genelgelerde görevlinin kendisinin hutbe hazırlayıp okumasını bazı şartlara bağlamıştır. Bilindiği gibi 2020 tarihli Din Hizmetleri Uygulama Genelgesi çerçevesinde hutbeler Başkanlık Din Hizmetleri Genel Müdürlüğünce oluşturulan komisyon tarafından hazırlanarak sanal ortamda yayınlanmakta ve görevliler bu metinleri oradan alıp okumaktadırlar.
Günümüz itibarıyla namaz kıldırma ve hutbe okuma dışında mevzuatta imam-hatiplerin görevleri cümlesinde sayılan diğer birkaç hususa daha burada kısaca değinmekle yetinelim.
İrşad hizmetleri söz konusu olduğunda ilk başta vaizler akla gelse de bu hizmetlerin de aslında merkezinde imam-hatipler bulunmaktadır. Çünkü en küçük yerleşim birimlerinde dahi bulunan görevli, imam-hatiptir. Günümüz yasal mevzuatında da irşad hizmetleri onların görevleri arasında sayılmıştır. Nitekim imam-hatipler bilgi, birikim ve becerisi ölçüsünde bu görevi yapmaktadırlar.
Kur’an öğretimi, yukarıda zikredildiği gibi artık imam-hatiplerin en önemli görevleri arasındadır ve Başkanlığın cami hizmetlilerinden beklentisi de bu yöndedir.
Tarihî süreçte cenaze namazlarının kıldırılması yanında ve bilhassa belediye teşkilatı bulunmayan yerlerde vefat eden Müslümanların gasil, tekfin ve definleri cami görevlileri tarafından yerine getirilmiştir. Ancak belediye teşkilatı olan yerlerin çoğunda günümüzde cenaze namazları da dâhil bu hizmetler belediyelerce görevlendirilen kişiler tarafından yapılmaktadır. 2020 tarihli Din Hizmetleri Uygulama Genelgesinde cenaze hizmetleri kapsamında imam-hatipler için sadece, “Gerektiğinde teçhiz ve tekfin işleri cami görevlileri tarafından yerine getirilecektir.” kaydına yer verilmiştir. Şunu da ilave edeyim ki Başkanlık, süreçte bu hizmetlerin İslami usullere uygun bir şekilde ifası için titizlik göstermiştir.
İmam-hatiplerin görevleri çerçevesinde nikâh duası yapılmasına da yukarıda temas edilmişti.
1950 öncesinde camilerde Sakal-ı Şerif (Lihye-i Saadet) ziyaretlerinin organizesinde Başkanlık cami görevlilerine, bazen de müftülerimize sorumluluk yüklemiştir; günümüzde bu hizmet bir görev olarak değil de gönüllülük esasına göre icra edilmektedir.
İlk başlarda teamüller çerçevesinde ve bilahare tanzim edilen yönetmelik ve yönergelerde, camilerin temizlik ve bakımında imam-hatiplere de görevler yüklenmiştir. Ancak günümüzde bu önemli hizmet daha çok başka yollarla yerine getirilmektedir. Ülke olarak günümüzde şehirlerimizin ulu camilerinden en küçük köy camilerine kadar mabetlerimizin temizlik ve bakımı konusunun memnuniyeti mucip bir konuma geldiğini söylemeliyiz. Öteden beri yayınlanan özel düzenlemelerde camilerin teberrükât eşyasının korunması konusunda başta müezzinler olmak üzere imam-hatiplere de terettüp eden görevler olmuştur.
Özetle belirtmek gerekirse;
İmam-hatiplerin asli görevi mihrap ve minber hizmeti ile cami cemaatini dinî konularda aydınlatmaktır. Bunların dışında Başkanlık mevzuatında birçok görev ve sorumluluk yüklenmiştir. Buna bağlı olarak günümüzde imam-hatiplerin görev tanımları da farklılaşmıştır. İmam-hatip, artık sadece camide namaz kıldırıp hutbe okuyan bir görevli olmaktan öte halkın mürşidi olarak değerlendirilmektedir. Başkanlık, imam-hatiplerin cami dışında yapacakları dinî hizmetlere daha bir önem atfetmektedir.
Esasen imam-hatiplerin görev ve hizmetleri, ilgili mevzuatta yer verilenlerle sınırlı değildir. Unutmamak gerekir ki imam-hatiplik mesleğinde mevzuat hükümlerinden ziyade yazılı olmayan, teamüllere dayanan prensipler daha bir önem arz etmektedir. Teorik kuralların ilgililerce ne kadar okunup bilindiği de ayrı bir konudur. Doğrusu şu ki yapacağı hizmeti çeşitlendirecek ve bir hizmet yolu geliştirecek olan, imam-hatibin bizzat kendisidir.