DÖRT
Muhammed Kâmil YAKAN
“Dört tarafı örter dört.”
Asım Gültekin
Mükemmel biçimde icra edilmiş bir musiki hangimizin gönül telini titretmez ki? Ya da hiçbir boşluk kalmayacak şekilde tamamlanmış bir kurgu roman hangi okura sıkıcı gelir? Veya koskoca bir kubbe, Sinan’dan yadigâr, korkunç derecede heyecanlandırmaz mı altında duranı?
Yapılan bir eylemin olması gereken en güzel şekilde tamamlandığını bildiren bir ikileme var dilimizde: “Dört dörtlük.” Muhteşem, harikulade, müthiş anlamında bu ikileme. Peki niye dört; niye beş beşlik, on sekiz on sekizlik değil mesela?
Sorumuzu sorduğumuza, acaba neden böyle fikrini saçtığımıza göre dimağlarımıza; hazırız! Başlıyoruz.
Son söyleyeceğimizi başta söyleyerek başlayalım. Dört, öyle alelade bir sayı değildir. Dört, tamam olmanın, mükemmele erişmenin sayısıdır.
Her an genişleyen, genişledikçe genişleyen kainat; bir denge ve ölçü içinde yaratıldı. Biraz su, bir tutam hava, yeteri miktarda ateş ve aldığı kadar toprak. Anasır-ı erbaa olarak adlandırılan bu asli evren unsurlarının sayısına bakalım haydi. Su, hava, ateş ve toprak. Evet, doğru cevap. Dört.
Son olarak şunları söyleyebiliriz: Dört öyle alelade bir sayı değildir. Dört, tamam olmanın, mükemmele erişmenin sayısıdır. Çünkü dörde ulaşan tamamlanmıştır. Bir masa gibi ayakları dengeli ve sapasağlam yere basar. Veya kare gibi dört bir kenarı tastamam tamamlanmış ve kapanmıştır. Ya da bin olmuştur, dört basamağa ulaşmıştır birer birer sayılan tüm adetler. Ve hepimiz kendimize güvenilecek, sığınılacak bir yuva ararız, evimizdir orası, dört duvarımızdır.
BİLİYOR
MUSUNUZ?
Dört sayısı sadece temel elementlerle sınırlı değil. Matematik, mantık, tabiat ilimleri ve ilahiyat ilimleri felsefi ilimlerin dört temel kolu olarak adlandırılır kadim medeniyetlerde.
Matematik ilimleri ise yine kendi içinde dörde ayrılır: Aritmetik, geometri, astronomi ve müzik.
Müzik demişken, kulağa en güzel gelen tınılardan biri dört dörtlük ölçü ile çalınan notaların bileşkesinden mürekkep.
Mevsimler sonra; sonbahar, kış, ilkbahar, yaz. Dört ediyor sayılarını toplayınca.
Mevsim demişken doğa olayları tabii ki: Sıcaklık, soğukluk, ıslaklık ve kuruluk.
Dört ana cihet: Ön, arka, yukarı, aşağı.
Ve tabii ki dört yön: doğu, batı, kuzey, güney.
Ana rüzgârları da unutmadan zikredelim: Saba (doğu Rüzgârı), debur (batı rüzgârı), kuzeyli soğuk rüzgârlar, güneyli sıcak rüzgârlar.
Maddi âleme dair nice örnekler var, biraz da manevi dörtlülere bakalım. Yunus diliyle bu bahsi açalım: “Şeriat tarikat yoldur varana / Hakikat marifet andan içeru”
Âlem içre âlemler anılır ilahilerde, kasidelerde: Melekut âlemi, ceberut âlemi, nasut âlemi ve lâhutî âlem.
Ve tabii ki geleneklerimizdeki bed-i besmele törenleri: Kur’an eğitimine başlanılan gün. Çocuğun 4’üncü yaşının 4’üncü ayının 4’üncü günü.
Ve tabii ki sayıların ta kendisi. Dörtlü sistemle tamamlanır tüm sayılar. Birden bine dört basamakla ulaşılır. Dokuz yüz doksan dokuz tane bire bir tane daha bir eklersek dörtlü sisteme geçeriz. Her dört basamakta bir kademe atlar, yeni büyüklüklere yelken açarız.
BİRAZ
KİTABİ BİLGİ…
Sayıların bilinenden öte sadece sayı olmadığı hepimizin malumu. Biz insanlara pek çok farklı yönden etki eden pek çok olay ve ilim dalı, sayılarla doğrudan bağlantılı. Fizikten kimyaya, arkeolojiden astrolojiye sayısız inceleme ve araştırma, sayılar ve bunların insanlara olan etkisi üzerine inşa edilmiş.
Sayı bilimi denildiğinde akla tabii ki “ebced” geliyor. Elif harfini bir, be’yi iki, he’yi beş, peltek se’yi beş yüz alan her harfe bir sayı karşılığı veren sistemin adı ebced. Ebced ile tarih düşürme, not tutma, çocuklara isim koyma ve şifreli yazışma gibi pek çok iş ve işlem yapılagelmiştir geçmişten günümüze. Ebced konusunu bir başka yazıda başlı başına ele alalım diyerek bu babı kapatalım. Son olarak ebcedde 4 sayısına karşılık gelen harfi de söyleyelim: “Dal.”
Sayılara değer biçme ilmi sadece bize münhasır da değil. Antik Mısır’a kadar pek çok kadim kültürde bu ilim, farklı isim ve metodla kendine yer buluyor. Bugün bilinen en yaygın isim ise numeroloji.
DAHA FAZLASINI
MERAK EDENLERE
Geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan Merhum Asım Gültekin’in sayıların gizemli dünyasına yaptığı etimolojik yolculuk: Birden Bine - Türkçede Sayıların Kökeni Üzerine Denemeler.
Daha çok edebî eserleriyle tanıdığımız İtalyan yazar Umberto Eco’nun klasik zamanlardan günümüze insanlardaki güzellik duyarlılığını kaleme aldığı eşsiz araştırma-inceleme kitabı olan Güzelliğin Tarihi.