DOĞU’NUN KURTARICI FİGÜRÜ
SELAHADDİN EYYUBİ VE
KUDÜS ALGISI

Doç. Dr. Derya COŞKUN


Kudüs işgal altındayken ben nasıl gülebilirim ki…
(Selahaddin Eyyubi)
Mehmet Akif Ersoy’un, şiirinde “Şarkın En Sevgili Sultanı” olarak yücelttiği Selahaddin Eyyubi, Haçlıları ve Haçlı zihniyetini anlamak adına önemli bir isimdir. Kim olduğu, nerede doğduğu nasıl bir zekâ ve merhamete sahip olduğuyla ilgili fazlasıyla bilgilendirici olan kaynaklar, ona duyulan hayranlıktan da bahsetmektedirler. Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet adına farklı anlamlar ifade eden Kudüs’ü haçlı zulmünden kurtarmış olması da tarihsel süreçte onu farklı bir konuma yerleştirmektedir. Sahip olduğu dinî kimlikler dolayısıyla barışın ve kardeşliğin sembolü olması gereken Kudüs, tarih boyunca hak ettiği sükûneti ve barışı görememiş âdeta kan ve gözyaşının temsili bir mekân haline gelmiştir. Kudüs’te görünürde her ne kadar din odaklı mücadeleler dikkat çekse de asıl mesele siyasi güçlerin var olma savaşından başka bir şey değildir. Siyasi teşekküller tarafından yakılıp yıkılan, işkence ve zulümlere şahit olan Kudüs, dönemin güçlü hükümdarlarından Selahaddin Eyyubi tarafından Latin Krallığının elinden alınarak İslam topraklarına katılmıştır. Selahaddin Eyyubi ile özgürlüğüne kavuşan Kudüs’ün bu rahatlama süreci uzun sürmemiş, dönemin siyasi güçleri tarafından tekrar ele geçirilerek istikrarsız bir sürece dâhil edilmiştir.
Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü Kurtarma Ülküsü
Selahaddin Eyyubi, siyasi hayatı boyunca Kudüs’ü haçlılardan temizlemeyi hedeflemiş ve bu ülküsünü arkadaşı Kara Sungur’a şu sözlerle anlatmıştır: “Bak Kara Sungur, Biz Kudüs gibi bir yârin hasretiyle yanan âşıklarız. Ona kavuşuncaya kadar bize rahat yoktur. Hatta ona kavuşmak bir zorluk ise onu elde tutmak başka bir zorluktur. Ama aşk ehli bunlara bakmaz, nazlı Kudüs şimdi ne hâldedir; hiç onun güzel yüzünü görüp ona bakabildik mi?”
Kudüs’ün Selahaddin Eyyubi tarafından ele geçirilme sürecine bakıldığında oldukça meşakkatli bir yol karşımıza çıkmaktadır. Kudüs’e giden bu yolun ilk basamağı Hıttîn Savaşı oluşturmaktadır. Hıttîn Savaşı Haçlıların ağır bir hezimete uğramasıyla sonuçlanınca Haçlı gücü büyük ölçüde kırılmış, bir de buna Kudüs Krallığında meydana gelen olağan dışı gelişmeler eklenince Selahaddin Eyyubi’nin beklediği uygun ortam oluşmuştu. Hıttîn Savaşı sonrası birçok şehir ve kaleyi ele geçiren Selahaddin Eyyubi’nin hedefi artık Kudüs’tü. Kudüs Kralı IV. Baudouin’in 4 Nisan 1185 tarihinde ölmesiyle yerine henüz çocuk yaşta olan yeğeni V. Baudouin’in geçmesi Kudüs için kısa vadede bir otorite boşluğuna neden oldu. Siyasi boşluk, idari kaosu da beraberinde getirince Selahaddin Eyyubi’nin aradığı ortam böylelikle oluşmuş oldu. Kudüs Krallığı bünyesindeki kuvvetler, daha önceki mücadelelerde yorgun düştüğünden Haçlı güçleri iyice zayıflamıştı. Kudüs nüfusundaki orantısız artış, şehrin mülteci barınağı hâline gelmesine neden olmuş, bu durum Haçlılar aleyhine gelişen başka bir durum olarak kendini göstermiştir. Selahaddin Eyyubi’nin öncelikli amacı, Kudüs’ün daha fazla zarar görmemesi için barışçıl yollarla ele geçirilmesi şeklindeydi. Bu amaç doğrultusunda da Haçlı heyeti ile Askalân’da görüşmüş fakat tüm çabalarına rağmen Hristiyanlar, şehri teslim etmeye yanaşmamışlardı. Selahaddin Eyyubi uygun ortam oluşur oluşmaz harekete geçmesi gerektiğinin artık farkındaydı. Mısır’dan bir donanma getirterek hazırlıklara başladı, Frankların da yolunu keserek onları saf dışı bıraktı.
Kudüs’ün fethi sırasında Selahaddin Eyyubi’nin karşı karşıya geldiği kişilerden biri de Balian b. Barzan’dı. Hıttîn Savaşı sonrasında Sûr’da mülteci olarak kalan ve Hristiyan halk tarafından oldukça sevilen bir kişi olarak bilinen Balian, Kudüs’ün fethi öncesi halkı için kaygılanmaya başlamış, Selahaddin Eyyubi tarafından özel bir izin almak suretiyle Sûr’dan ayrılarak Kudüs’e gitmek istemişti. Merhametli bir yapıya sahip olan Selahaddin Eyyubi, Balian’ın bu isteğini geri çevirememiş ve özel şartlar çerçevesinde kısa süreliğine onun Kudüs’e gitmesine izin vermişti. Selahaddin Eyyubi, tamamen iyi niyeti ve merhameti dolayısıyla bu izni vermiştir. Fakat Balian bu iyi niyeti suistimal etmiş, Kudüs’e gittikten sonra halkın çaresizliğini öne sürerek Selahaddin Eyyubi’ye vermiş olduğu sözü tutmayacağını bir mektup vasıtasıyla bildirmişti. Buna rağmen bile Selahaddin Eyyubi, onun bu davranışını anlayışla karşılamıştı. Düşmanına dahi merhametini esirgemeyen ve kendisine karşı savaşacağını bile bile ona anlayış gösteren Selahaddin Eyyubi gibi bir liderin insani yaklaşımları takdire şayandır.
Balian, Kudüs’e geldikten kısa bir süre sonra halkı için hazırlıklara başladı. Savaş konusunda yetenekli kişileri seçerek onları şövalye ilan eden Balian, Haçlı ordusuna taze kan bulmaya çalıştı. Zira Balian, bunun bir ölüm kalım savaşı olduğunun fazlasıyla farkındaydı. Haçlıların 1098 yılında yapmış oldukları katliam sonucunda Selahaddin Eyyubi’nin Müslümanların intikamını almaya ant içtiğini bildiğinden bu mücadelenin ne gibi ağır sonuçlar getireceğini de tahmin etmekteydi. Yapılacak savaş için maddi arayış içine giren Balian, Mezar Kilisesi’nin üzerindeki gümüşleri söktürerek savaş hazırlığında harcanmak üzere hazır hâle getirtti. Balian, Patrik Héraclius’un da kendisine eşlik etmesiyle artık mücadelenin tek komutanı durumundaydı.
İslam Topraklarına Katılma Sürecinde Kudüs
Kudüs’ün idaresi Balian ve Patrik Héraclius elinde bulunuyordu. Selahaddin’in Kudüs’e yaklaştığı sırada öncü birliklerinden ayrılan Emir Cemaleddin, Haçlıların baskını neticesinde şehit düşmüş; bu olay, Selahaddin Eyyubi’nin hızlı bir şekilde harekete geçmesine neden olmuştu. Artık büyük gün gelmiş Selahaddin 20 Eylül 1187 tarihinde askerî karargâhları belirlemişti. Oldukça korunaklı surlara sahip olan şehrin kuzeyine mancınıklar yerleştirildikten sonra savaş başladı. Savaş başladığı sırada savunmada kalan Haçlılar, bu stratejiden olumsuz yönde etkilenince ordu içinde çözülmeler meydana geldi. Selahaddin’in ordusu karşısında aciz kaldıklarını kabul etmek zorunda kalan Balian, Selahaddin Eyyubi ile görüşerek aman diledi. Selahaddin Eyyubi, Müslümanlara daha önce yapılan kıyımı hatırlatarak aman vermeyeceğini, Müslümanların kanının her bir damlası için hesap soracağını bildirdi. Bu sözler üzerine dehşete kapılan Balian son çare olarak Selahaddin Eyyubi’ye şu cümleleri söyledi:
“Ey Sultan! İyi bil ki, biz bu şehirde Tanrı’dan başkasının bilemeyeceği kadar büyük bir kalabalığa sahibiz. Bu topluluk aman almak umuduyla savaşa ara verdi. Sen diğer şehirlerin halkına aman verdiğin gibi onlara da aman verirsin zannettiler. Onlar yaşamak istiyorlar, ölmek istemiyorlar fakat ölümden başka çare olmadığını görürsek Tanrı’ya yemin ederiz ki çocuklarımızı ve kadınlarımızı öldürüp mallarımızı ve eşyalarımızı ateşe veririz. Size bu mallardan istifade ettirmeyiz. Ne bir erkeği ne de bir kadını esir alamazsınız. Kubbettü’s Sahra’yı, Mescid-i Aksa’yı tahrip eder daha sonra esir Müslümanları öldürürüz. Bunların sayısı beş bindir. Sonrada size karşı saldırıya geçer, canını ve kanını müdafaa etmek isteyen insanlar gibi savaşırız. O zaman öldürülenlerin sayısı kadar adam öldürmedikçe ölmeyiz. Ya şerefimizle ölür ya da şerefli şekilde muzaffer oluruz.”
Bu sözlerin içeriğine bakıldığında Haçlı ordusunun bu mücadeleyi kaybettiği ve aciz durumda olduğu ortadadır. Savaş sırasında gerek Selahaddin Eyyubi gerekse Balian’ın orduları ağır zayiat vermişlerdi. Selahaddîn’in askerleri şehrin ana surlarına dayanarak surlardan içeri girmeyi başarmışlardı. Bu nedenle Selahaddin Eyyubi, Balian’a dönerek kararlı bir şekilde; “Sancaktarlarım ve askerlerim içeriye girdikten sonra bana ne diye şehri teslim etmeyi ve sulh yapmayı teklif ediyorsunuz? Çok geç. Görüyorsunuz ki şehir artık benim.” ifadelerini kullandı. Sonrasında da Müslümanların surlardan atıldığını görünce savaşın seyrini değiştiğini fark ederek Balian’ın ertesi gün yanına gelmesini söyledi. Balian ertesi gün Selahaddin Eyyubi’nin yanına gelerek Kudüs’teki Hristiyanların canlarının bağışlanması karşılığında şehri ona teslim edeceğini bildirdi. Şehrin tam teslimiyeti anlamını taşıyan bu görüşme sonrasında Selahaddin Eyyubi, onun bu teklifini erkeklerden on dinar, cinsiyet fark etmeksizin çocuklardan ikişer dinar, kadınlardan da beşer dinar alınmak suretiyle bu meblağının kırk gün içinde verilmesi şartıyla kabul etti. Selahaddin Eyyubi, insani kimliğini bir kez daha ön plana çıkarmak suretiyle belirlenen parayı ödeyemeyecek durumda olan yaklaşık yedi bin kişinin otuz bin dinar ödemesi karşılığında serbest bırakılmasına karar verdi. 2 Ekim 1187 tarihinde şehir, Selahaddin Eyyubi’ye teslim edildi.
Yaklaşık yüzyıl boyunca Hristiyan güçler tarafından zulüm ve adaletsizlik ekseninde idare edilmeye çalışılan Kudüs, artık refah bir döneme girmişti. Selahaddin Eyyubi’nin iyi bir strateji izleyerek Ortodoks Hristiyanlarıyla iş birliği yapması, başarıyı kaçınılmaz hâle getirmişti. Cuma günü şehre giren Selahaddin Eyyubi ve Müslümanlar, Kubbetü’s-Sahra’nın üzerindeki altın yaldızlı haçı sökmüşler ve akabinde sevinç çığlıkları atarak bu başarıyı kutlamışlardı. Sadece Müslümanların değil Hristiyan halkın da çığlıkları şehri yerinden oynatmıştı. Tek fark, onların çığlıklarında üzüntü ve serzenişin olmasıydı.
Kurtuluş fidyesini veren Hristiyanlar, güvenlik tedbirleri altında şehirden çıkarıldılar. Selahaddin Eyyubi onların şehirden çıkartılması sırasında gereken tüm tedbirleri almış, can ve mal güvenliklerini sağlamıştı. Dul ve yetimlere hazineden hediyeler verilmesi üzerine çeşitli suistimaller meydana gelmiş, bu duruma kayıtsız kalmayan Selahaddin Eyyubi, durumdan sorumlu olan kişileri en ağır şekilde cezalandırmıştı. Patrik ise sadece on dinar ödeyerek sahip olduğu altın, gümüş ve arabalar dolusu servetiyle Kudüs’ten ayrılmıştı. Selahaddin’in bu insanca davranışı, Kudüs’ü zapt eden Haçlıların vahşetiyle tam bir tezat teşkil etmektedir.
Templier, Hospitalier ve Balian idaresinde olmak üzere üç grup hâlinde yola çıkan Haçlılardan ayrı olarak Ortodoks ve Yakubîler, cizye ödemeleri mukabilinde Kudüs’te kalmışlardı. Miraç Kandili’ne denk düşen 2 Ekim 1187 Cuma günü Selahaddin Kudüs’e girdi. Haçlıların seksen sekiz yıl önce kana buladıkları şehirde hiçbir taşkınlık yapılmamasına dikkat edildi. Hristiyanlara ait kutsal yerlerin idaresi, Ortodoks kilisesine teslim edildi. Bir süre Kudüs’te kalan Selahaddin Eyyubi, Haçlılar tarafından saray olarak kullanılan Mescid-i Aksa’yı camiye çevirdi. Zarar gören surlar ve burçlar tamir ettirilerek çevresine derin hendekler kazıldı. Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ün idaresini Fakih Ziyâeddin Îsâ’ya vermişse de onun 585/1189 yılında ölümüyle yönetime Hüsâmeddin en-Necmî getirildi. Haçlıların Kudüs’ten ayrılmasıyla harekete geçen Selahaddin, burada dua etmeden önce Dımaşk’a haber gönderip dört-beş deve üzerinde Mescid-i Aksa’yı yıkamaya yetecek kadar gül suyu getirtti. Mabed, gelen bu gül sularıyla yıkandıktan sonra tepesindeki dev haç, yerinden söküldü. Müslümanlar yere düşen haçı, Davud Kulesi’ne kadar yerlerde sürükleyip parçaladılar. Selahaddin, Mescid-i Aksa ve çevresindeki temizlik işlemleri bittikten sonra bu zaferi kendisine bahşettiği için Allah’a dua edip şükretti. Şehirden ayrılan Hristiyanlar gidene kadar da Kudüs’te kaldı.
Yüz yıla yakın bir zaman, Haçlı işgal ve hâkimiyetinde kalan Kudüs’ü onların elinden kurtaran Selahaddin Eyyubi’nin İslam’a olan bağlılığı bu fethin gerçekleştirilmesini sağlayan en önemli etkendir. O, hükümdar ailesinden gelmemesine ve saltanatını babasından miras olarak almamasına rağmen, kendi şahsiyet ve dehasıyla insanların güvenini kazanmayı başarmış önemli bir kişiydi. Halkın ona duyduğu sevgi ve bağlılık onun en yüksek makama ulaşmasını sağladı.


Tarihte
bu ay neler oldu?

Türk Lirası’ndan altı sıfır atıldı. (1 Ocak 2005)
Soyadı Kanunu yürürlüğe girdi. (2 Ocak 1936)
Arif Nihat Asya vefat etti. (5 Ocak 1975)
Ahmet Hamdi Akseki vefat etti. (9 Ocak 1951)
Mîsâk-ı Millî kabul edildi. (28 Ocak 1920)
BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi yürürlüğe girdi. (12 Ocak 1951)
Sarıkamış Harekâtı sona erdi. (5 Ocak 1915)