DOĞU’DAN BATI’YA İLİM DÜNYASINA DAMGASINI VURAN BİR BAŞYAPIT:

MUKADDİME

Dr. Elif ERDEM

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Kitap telif geleneğimizde eserlere ön söz veya giriş mahiyetinde yazılan kısımlar “mukaddime” olarak isimlendirilir. Mukaddime isimli eserin adlandırılmasında da bu geleneğin etkisi vardır. Mukaddime, İbn Haldun künyesiyle meşhur olan Ebu Zeyd Veliyyüddin Abdurrahman b. Muhammed’in (ö. 808/1406), el-İber’e yazdığı ön söz ve eserin birinci bölümünden oluşur. Müellif Mukkadime’de yaratılışın başlangıcından kendi zamanına kadar geçen bütün hadiseleri anlatır. Okuyucuyu el-İber’in diğer bölümlerine hazırlayan bu kısımlar müstakil bir eser olarak değerlendirilmiş ve Mukaddime ismiyle anılmıştır.

Mukaddime, tarih felsefesiyle birlikte toplumsal ve beşerî ilimlerin temellendirildiği toplum metafiziğine dair bir eserdir. Kendi dönemine kadar yazılan tarih eserlerini inceleyen İbn Haldun, bunlarda gördüğü hataları dikkate alarak tarihin nasıl okunması ve yazılması gerektiğine dair kafa yormuş ve nihayetinde özgün fikirler ortaya koymuştur. Bu doğrultuda Mukaddime’sine tarih ilminin önemi ve tarih yazımında izlenen yöntemlerden bahsederek başlar. Tarih yazımında yapılan yanlışlara dikkat çekerek olayları dönemin şartları içerisinde değerlendirmemek, her anlatılanı doğru kabul ederek nakletmek, makam mevki sahiplerine hoş görünmek için eser telif etmek, fikrî ve mezhebî taraftarlık gibi birçok sebebin tarihçileri hata yapmaya sevk ettiğini ifade etmiştir. Ardından tarih ilminin kapsamlı bir tarifini yapan müellif, kendi tarih anlayışını ortaya koymuştur. Ona göre tarihî anlatıda hadiselerin birbirinden bağımsız olaylar silsilesi olarak aktarılması doğru değildir, konuyu eksik bırakır. Tarihçi bir kıssacı ve hikâyeci gibi sadece birtakım olayları aktarmakla iktifa etmemelidir. Tarihî olaylar ve toplumsal hadiseler birlikte ele alınmalı ve sebep sonuç ilişkisi içerisinde değerlendirilmelidir. Çünkü tarihî ve toplumsal olayların iki yönü vardır; birincisi zahirî yönüdür ki hadiseleri bu yönüyle biliriz. İkincisiyse bâtın yönü yani iç yüzüdür ki bu da olayların birbiriyle ilişkisini ifade eder, tarihi anlamada asıl olan da budur. Tarihî ve sosyal olaylar başından itibaren bir zincirin halkası gibi birbirine bağlıdır. Tarihî olaylarda tesadüfilik veya keyfîlik olmadığını belirten İbn Haldun, hadiselerin seyrinde bir düzen ve kanunun var olduğu fikrini ortaya atarak toplum hayatına hâkim olan bu kanunları konu alan “beşeri umran ilmi” adını verdiği yeni bir ilim dalı kurduğunu ifade eder. Bugünkü sosyoloji ilmine karşılık gelen umran ilminin esaslarından ayrıntılı bir şekilde bahsederek tezini açıklığa kavuşturur.

İbn Haldun, tarih yazımında siyasi değişimleri esas alan tarihçilerin aksine hadiselerin açıklanmasında iktisadi şartların değişmesi, göçebelikten yerleşik hayata ve köy hayatından şehir hayatına geçişin etkisini ön plana çıkarır. Din, ahlak, hukuk, siyaset, ilim ve estetik gibi pek çok konuya toplumla ilişkisi bağlamında temas eden müellif, bir yandan toplum teorisi geliştirirken bir yandan da devletin varlık ve işleyişine dair görüşler serdederek siyaset, iktisat ve din sosyolojisinin ilgi alanına giren özgün düşünceler geliştirmiştir. Devletlerin de insanlar gibi doğma, büyüme, gelişme evrelerinden geçip sonunda yok olduklarına dikkat çeken İbn Haldun israfın artması, manevi-kültürel değerlerin önemini kaybetmesi, ekonomik sorunların çoğalması, güven duygusunun azalması gibi hususların toplumu çöküşe götürdüğüne dikkat çekmiştir. Müellif, düşünce tarihine ilham veren bu görüşlerini tarihten örnekler vermek suretiyle temellendirmeye gayret etmiştir.

İbn Haldun, daha sonra üzerinde bazı tasarruflarda bulunduğu Mukaddime’yi İbn Selame Kalesi’nde beş aylık bir sürede telif ettiğini belirtir. Bu kısacık zaman dilimi buz dağının görünen kısmıdır elbette. Modern ilimlere öncülük eden görüşleri muhtevi böylesine derinlikli bir eserin vücut bulması, devlet kademelerinde yıllarca siyasi ve idari vazifeler yürütmüş bir âlimin ilmî, idari, siyasi ve toplumsal tecrübelerinin mahsulüdür. Bireysel tecrübesinin yanı sıra müellifin ilim ve siyaset dünyasında nüfuz sahibi bir aileden geliyor olması, tarihî olayları geniş bir perspektiften değerlendirmesinde etkili olmuştur. Öte yandan İbn Haldun’un düşüncelerinin olgunlaşmasında en büyük faktörlerden biri de içinde yetiştiği ilmî atmosferdir. Nitekim kendisi; İbn Arabi, Fahreddin Razi, İbn Teymiyye gibi İslam düşünce geleneğinin önemli simalarının öncülüğünde felsefİ düşüncenin her alanda geliştiği bir ilmî ve kültürel zeminde yetişmiştir.

Mukaddime, insanlığı geçmişin bilgisiyle buluşturan en kapsamlı eserlerden birine giriş mahiyetinde yazılmışken eserin aslını gölgede bırakacak bir şöhrete kavuşarak İslam düşünce tarihinin seçkin klasikleri arasında yerini almıştır. Tarih felsefesi, sosyoloji ve iktisat gibi sosyal bilimlerde ortaya attığı çarpıcı fikirlerle modern ilimlere öncülük eden bu çalışma sadece Doğu’da değil Batı’da da ilim çevrelerinin ilgisine mazhar olmuştur. Kütüphanelerde çok sayıda yazma nüshası bulunan eserin Türkçe, Fransızca, İngilizce, Latince, İtalyanca, Urduca, Hintçe, Portekizce, İbranice ve Farsça gibi pek çok dile çevrilmesi dünya genelinde gördüğü itibarın en somut göstergesidir.