DÎVÂN

Mustafa Mirza DEMİR

Klasik Türk edebiyatı için eski Türk edebiyatı, saray edebiyatı, yüksek zümre edebiyatı gibi tanımlamalar yapılsa da şairlerin şiirlerini bir divanda toplamaları hasebiyle genel tanım divan edebiyatı şeklindedir. Divan şiirinde 11. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar çok sayıda eser kaleme alınmıştır. Bu şiirin en önemli temsilcileri arasında Âşık Paşa, Fuzuli, Baki, Şeyh Galip, Nabi, Nef’î ve Nedim gibi isimler hatırlıdır. Kalemin ustalığı, dildeki sanatlı anlatıma bağlıdır. Nazım birimi, beyittir; şiirde konu bütünlüğünden çok parça bütünlüğüne yani beyit güzelliğine önem verilir. Zira her beyit kendi başına bir anlam taşır. Gazel, kaside, mesnevi, müstezat, başlıca nazım biçimleridir. Aruz ölçüsüyle yazılan şiirlerde tema genellikle aşktır ve bu aşk da çoğunlukla dinî tasavvufi bir kimliğe bürünür.
Diyanet TV ekranlarından aşina olduğumuz Ömer Demirbağ Hoca’nın Dîvân adlı eseri, Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları arasında yerini aldı. Bu eser, akla ilk geldiği şekliyle meşhur divan şiirlerinden bir seçki değil, Türk İslam edebiyatına gönül vermiş kıymetli bir isim olan Ömer Demirbağ’ın kaleme aldığı şiirlerini bir araya getirdiği kendi divanı. Klasik Türk edebiyatının gelenek ve ölçülerine sadık kalınarak yazdığı şiirler arasında güncel meselelere değinen şiirler de var: Sevgili Peygamberimize hadsizce hakaretler eden sözüm ona karikatüristten mazlum Gazze’ye çoluk çocuk demeden bomba yağdıran Siyonistlere, çağımızın buhranlarından şairin kendi gençliğine serzenişlerine…
Divan tarzında yazılan ve dört bölümden oluşan eserin Dibace (girizgâh) adlı kısmında Demirbağ, şu cümlelere yer vermiş: “…Yüzyıllar önce değil, Cumhuriyet döneminde kaleme alınmış ve gün yüzüne çıkmasına yol verilmemiş nice divanlar var. Elinizdeki şu kitap, o mahcup ve münzevi benzerlerinin oluşturduğu sessiz koroya katılır ve ilan eder ki: Divan şiiri devam ediyor!” Kitabın bölümleri ise gazeller, musammatlar, nazm’lar ve Ayşe’ye dair… Bu son kısmı, “…Kendisini yedi yaşındayken ancak görebildiğim ve yirmi beş yaşına kadar da ‘baba’ hitabını ağzından duyamadığım evladıma dair yazdıklarım…” diye takdim eden Ömer Hoca’nın dibacesi, şu mütevazı cümlelerle son buluyor: “…Değil mi ki şair, ne kadar hakperest olursa olsun, kendi şairliğini konuşturmaktadır. Öyleyse Allah kelamı ve Allah elçisi karşısında, yani mutlak hakikat önünde, kul ve beşer sözü şiir, elbette hiç hükmünde ve yalan!”
Divan şiirinin incelikleriyle, güzellikleriyle bezeli bu kıymetli eseri; okurların, şairlerin, şiire gönül verenlerin zevk-i selimine emanet eder, herkese keyifli okumalar dileriz.