DİL VE AFETLERİ
Dr. Ahmet OĞUZ
Suudi Arabistan Cidde Din Hizmetleri Ataşesi
لَا يَسْتَقِيمُ إِيمَانُ عَبْدٍ حَتَّى يَسْتَقِيمَ قَلْبُهُ، وَلَا يَسْتَقِيمُ قَلْبُهُ حَتَّى يَسْتَقِيمَ لِسَانُهُ، وَلَا يَدْخُلُ رَجُلٌ الْجَنَّةَ لَا يَأْمَننُ جَارُهُ بَوَائِقَهُ
“Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı da doğru olmaz! Kulun dili doğru olmadıkça kalbi de doğru olmaz! Komşusu zarar ve eziyetinden emin olmadıkça da kişi cennete giremez.”
(İbn Hanbel, Müsned, 20/343 [13048].)
Yüce Allah, insanı mükerrem/şerefli bir varlık ve mükemmel bir kıvamda yaratmış (İsra, 17/70; Tin, 95/4.), ruhundan üflemek suretiyle onu şereflendirmiş (Hicr, 15/29; Secde, 32/9.), onu yüce zatını tanımak ve ona kulluk etmek için (Zariyat, 51/56.) yaratmıştır. Ayrıca böylesine değerli bir varlığı başıboş bırakmamış (Kıyamet, 75/36.), ona doğruyu eğriden ayırt edecek anlayış/akıl vermiş (Enfal, 8/29.), onu peygamberler ve vahiyle irşad etmiştir. (Bakara, 2/2, 87,119,129,151; Nisa, 4/165; Enam, 6/130; Hadid, 57/25.) Yüce Allah, insana el, ayak, ağız, dil, kulak, göz vb. organları lütfetmiş ve bunların yerli yerince kullanılmasını emretmiştir. Zira emanet olarak verilen organlar amacına uygun kullanıldığında sahibini yüceltir, aksi hâlde değerini düşürür. Bu organların başında dil gelir. Dilin kendisi küçüktür, fakat kendisiyle yapılan ibadet veya isyan büyüktür; zira iman da küfür de dilin şehadetiyle ortaya çıkar. (Gazali, İhyaü Ulumi’d-din, 3/108.) Ayrıca dil vasıtasıyla insanlarla iletişim sağlanır, Allah zikredilir, Kur’an okunur ve İslam dini tebliğ edilir. Bunlar aynı zamanda dilin görevleri sayılır. Bunların başında doğru söylemek gelir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler; yoksa şeytan aralarına girer. Kuşkusuz şeytan insanların apaçık düşmanıdır.” (İsra, 17/53.) Hz. Peygamber de (s.a.s.) şöyle buyuruyor: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kişi ya hayır söylesin ya da sussun.” (Ebu Davud, Edeb, 122-123 [5154].)
Ebu Zerr el-Gıfari (r.a.) der ki: “Can dostum Muhammed (s.a.s.) bana yedi şeyi emretti: 1- Miskin ve yoksulları sevmeyi ve onlara yakın olmamı, 2- (Dünyalık işlerde) kendimden daha yukarıda değil, daha aşağıda olanlara bakmamı, 3- Onlar bana sırtını dönse bile akrabayla alakayı kesmememi, 4- Kimseden hiçbir şey istemememi, 5- Acı da olsa hakkı/gerçeği söylememi, 6- Allah yolunda kınayanın kınamasından korkmamamı, 7- ‘La havle ve-la kuvvete illa billah’ sözünü çokça söylememi emretti ve bu sözün, arşın altındaki hazinelerden biri olduğunu bildirdi.” (İbn Hanbel, Müsned, 35/327 [21415].) Bu hadiste dikkatimizi çeken hususlardan biri, hakkı ve hakikati haykırmaktır.
İslam ahlakı hakkında eser yazan bazı âlimler dil ile kazanılan sevaplara değindikleri gibi onunla işlenen günahlara da yer vermişler ve bunu “dilin afetleri” başlığı altında ele almışlardır. Bu âlimlerin başında İmam Gazali (ö. 505/1111) gelmektedir. Nitekim İhyaü Ulumi’d-din adlı eserinde bu konuya uzunca yer vermiştir. Dilin başlıca afetleri şunlardır: Yalan söylemek, yalancı şahitlik yapmak, iftira, gıybet, dedikodu, arkadan çekiştirme, malayani (kişiye dinî ve dünyevi fayda sağlamayan gereksiz söz) ile meşgul olmak, suizan, alay etmek, İslam ahlakıyla bağdaşmayan argo içerikli sözler söylemek.
Günümüzde en çok işlenen dil afeti gıybettir. Gıybet, Arapça bir kelime olup dedikodu anlamına gelmektedir. Birinin ardından, olumsuz yanlarını söylemeye gıybet denir ve gıybet haramdır. Allah’ın “Settar” isminin, kulların kusur ve günahlarını örtmek manasında oluşu bu konuda insanlara iyi bir örnek olmalıdır. Kur’an-ı Kerim’de dedikodu yapan kişi, yapılan işin çirkinliğinden dolayı ölü hâldeki kardeşinin etini yiyen kişiye benzetilmiştir. (Hucurat, 49/12.)
Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resulüllah (s.a.s.): “Gıybet nedir bilir misiniz?” diye sormuş, sahabe de “Allah ve Resulü daha iyi bilir.” cevabını vermişler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.): “Kardeşini onun hoşlanmadığı bir nitelik ile anmandır.” diye tarif etmiştir. Kendisine, “Kardeşimde dediğim nitelik varsa ne buyurursunuz?” denilmesi üzerine, “Eğer dediğin sıfat kardeşinde varsa işte o zaman gıybet olur. Yoksa ona bühtan ve iftira etmiş olursun.” buyurmuştur. (Müslim, Birr, 70 [2589].)
Hz. Aişe validemiz der ki: “Bir gün Hz. Peygamber’e (s.a.s.), ‘Ey Allah’ın Elçisi! (Kısa boylu oluşunu kastederek) şöyle şöyle olan Safiye sana yeter.’ dedim. Bunun üzerine bana, ‘Ey Aişe! Öyle bir söz söyledin ki eğer o söz denizin suyu ile karışsa her hâlde onu ifsat eder, tadını ve kokusunu bozardı.’ buyurdu.” (Ebu Davud, Edeb, 40 [4875].)
Süfyan b. Abdullah (r.a.) der ki: “Peygamber’e, ‘Ey Allah’ın Resulü, bana sımsıkı sarılacağım bir amel söyle!’ dedim. O da şöyle buyurdu: ‘Rabbim Allah’tır de, sonra dosdoğru ol!’, ‘Ey Allah’ın Resulü! Benim hakkımda en çok korktuğunuz şey nedir?’ dedim. O da eliyle dilini tutup sonra: ‘İşte şu!’ buyurdu.” (Tirmizi, Zühd, 60 [2410].) Ukbe b. Amir (r.a.) şöyle demektedir: “Ey Allah’ın Resulü! Kurtuluş yolu nedir, dedim. Allah Resulü de (s.a.s.) şöyle cevap verdi: Diline sahip ol, (fitne zamanında) evinden çıkma, günahların için gözyaşı dök.” (Tirmizi, Zühd, 60 [2406].)
Resulüllah’a (s.a.s.), “İnsanları cennete en fazla götürecek şey nedir?” diye soruldu. Resulüllah (s.a.s): “Allah’a saygı (takva) ve güzel ahlaktır.” buyurdu. “İnsanları cehenneme en fazla götürecek şey nedir?” diye sorulunca da: “Dil ve şehvettir.” buyurdu. (Tirmizi, Birr, 62 [2004].)
Yazımıza Sevgili Peygamberimizin bir tavsiyesi ve bir duası ile son vermek istiyoruz: Bir adam, Hz. Peygamber’e (s.a.s.): “Ey Allah’ın Resulü! İslamiyet’in emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım bir şey söyle.” dedi. O da şöyle buyurdu: “Dilin hep Allah’ı zikretsin!” (Tirmizi, Deavat, 4 [3375].)
“Allahım! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve şehvetimin şerrinden sana sığınırım.” (Tirmizi, Deavat, 74 [3492].)