DİJİTAL
DÜNYADA
SANAT

Tuba KAPLAN
Yeni dijital icat karşısında sanat ve şiirin bir savaşı var mı?

Dijital savaş, dijital propaganda. Tüm kavramlara fütursuz bir manipülasyon kattılar. Şiir bundan nasibini almayacak mı?

Radyoyla başlayan, televizyonla devam eden ve bugünkü hâliyle cep telefonu, bilgisayar gibi teknolojik cihazlar sanata ve insana etki etmiş durumda. İnternetin ve sosyal medyanın hayatımıza girmesi, alışkanlıklarımızı değiştirirken insan ilişkilerini, iletişimi, değerlerimizi menfi etkilemeye devam ediyor. Fakat yaşama giren yenilik yalnız olumsuz olarak karşılanabilir mi?

"Pound sesleniyor size! İhtiyar Pound size sesleniyor!" 2. Dünya Savaşı yılları, radyonun çekiciliğine kapılan Ezra Pound bir mektubunda: "Yazacağıma kükrüyorum. Yeni bir teknik/yazıdan sonra çok çok ilginç." diyor. Yazı karşısındaki ısrarcı, aslında muhafazakâr tepkilere parantez oluyor bu çıkış ve hız. Savaşın kızıştığı yıllar mesaj kaygısı aslında iletişim telaşı, savaş dönemlerinin ortaya çıkardığı mecburiyetleri barındırıyor. Teknolojinin hız kazandığı şu dönemde insanı saran anlaşılma telaşı yine insanın yepyeni arayışlarına dokunacaktır. Sanatın dijitalle birlikte yeni bir ses ya da anlam bulmaya kapı açması kaçınılmaz elbette. Fakat dijital sanat manevi bir anlama, arayışa, ilahi bir dokunuşa ya da dünyevi bir mücadeleye ses olabiliyor mu?

Zamanın ve sesin sıkıştığı dönemlerde yenilik ve hız arayışına girmek normal ayrıca poetik bir kaygı. Çağın tanımına uygun, çağın ritmine karşı bir ses ve üslup arama refleksi karşısında şiirin ve sanatın kıvraklığı boş durmayacaktır. Garip’te ortadan kalkan mısranın çağın ritmi ve muhtevasıyla bir alakası vardı şüphesiz. Türk şiirinin ethos damarından gelen Namık Kemal’den İsmet Özel’e kadar şiir hızdan yanadır. Düşüncenin hızına ve yaşantının kışkırtıcılığına karşı mısra kırma, imge kurma, fikir ve kavgaya yer açma duygusuna karşı; sesle uyum, ahenk şiirin kavgasıdır. Fakat burada dikkati, şiirin dışında mekanik bir kurguya, robotların şiir yazmasına çekersek konu başka bir yere geliyor. İnsandan çıkan, içindeki düğümü açan, insanı dönüştürücü bir gücü olan şiirin mekanik sesi hangi manevi duyguyu harekete geçirebilir?

Dijital dünya, ilahi kavrayıştan uzak mı sanat yapıyor?

1980 ile 1990 yılları arasında ilk örneklerine rastlanan bilgisayar-şiiri (computer-poetry), metinsel distopyada, benzer özellikleri olan eserlerin yer arayışını ve dijital şiir metinlerine olan gereksiniminde doğarak gündeme gelmişti. Her alanda gittikçe daha çok yayılan robotlar, şiire de el attı. Bu alana girmek insana karşı başkaldırının, Tanrı olmaya oynamanın son sınırı belki. Çünkü şiir salt insanın sekmeden parmaklarının sürçmesiyle ya da zekâyla kurguladığı bir kelime yığını değildir. Ruh ve anlam, derin bir kavrayış, sezgi ve soyut bir güçtür. İlahi söze yakın bir meziyet. Fakat şimdi şair robotlar, yaratıcılık gerektiren bir alanda ilk kez “turing eşiği”ni geçmeyi başardı. Turing eşiği, bir makine tarafından yazılan herhangi bir metnin, onu okuyanların en az yüzde otuzunu, bir insan tarafından yazıldığına ikna etmesi anlamına geliyor. Bir makinenin bu yetiye sahip olması anlam dünyamızda nasıl bir karşılık bulacaktır?

Rönesans’ın ustaları tarafından yapılan ünlü eserleri, yapay zekâ algoritmalarını kullanarak daha önce benzeri görülmemiş kompozisyonlara dönüştürülüyor. Batı sanat tarihinin ünlü şaheserleri, bilimin katkısıyla yepyeni bir ortamda yeni bir sanat eseri şeklinde hayata döndürülüyor. Son yıllarda dijital dünyanın sanatın geleceğini belirlediği açıkça görülüyor. Dijital veriler renk olarak, algoritma ise fırça olarak kullanılıyor. Sanatın geleceğini yeniden tanımlayan fiziksel dünya ile dijital dünya arasında bağlantı kurmayı hedefleyen ve bünyesinde yaratıcı coderlar, mühendisler, akademisyenler ve sanatçılar barındıran bir ajans/stüdyo olarak performansın sergilendiği yerler oluyor.

Peki, bunca imkân modern insanın kaygı ve yalnızlığına bir kapı aralayabilecek mi? Dijital sanatın anlama, idrak etme açlığı var mı? Tanrısını yitiren Batı’nın, yerine ikame ettiği insan sonrasında, post hümanist çağda, sanat dâhil her şeyin dikey olanla irtibatı zarar görmüş ve büyük kopuş gerçekleşmiştir. Bu ontolojik kopuş beraberinde insanın hakikatten kopuşunu ve yalnızlığını getirecektir. Bu durumda sanat savrulmuştur. Çünkü insan sınırsız ve sonsuz soyut, sezgisel dokuyla vardır. İnsan maddeyle sınırlı olmadığını ifade eder ve bunu muhteşem eserlerle somutlaştırır. Bu yüzden nereye giderseniz gidin gördüğünüz en güzel eserler ibadethaneler olur. Mesela, Tanrısal çağrışımların yansıması piramitler, zigguratlar, pagodalar, kilise veya havralar ve mimarinin bedii örneği olan camiler insanın kavrayışına örnektir.

Dijital dünyanın putlarını yıkma cesareti

2000’li yıllardan bu yana popülerliği gittikçe artan ve sanat ile teknolojinin eşsiz birlikteliği olarak kabul edilen dijital sanatın geçmişi, aslında daha eskilere dayanıyor. Geleneksel sanat ve dijital sanat arasındaki temel fark, tasarlandığı alanın ayrı olması. Örneğin geleneksel sanatta bir ressam, eserini üretirken tuval kullanıyor. Dijital sanatta ise eserin tasarımında bilgisayar ya da fotoğraf makinesi gibi dijital araçlar kullanılıyor. Dijital sanat kavramı, geniş bir alanı kapsar. Grafik düzenlemelerinden fotoğraf, heykel, resim gibi geleneksel sanat formlarının yeniden üretilip kopyalanmasına; mühendislik inşasından yapay zekâ uygulaması içeren projelere kadar pek çok uygulama, dijital sanat başlığı altında incelenebiliyor. Aslında Ezra Pound gibi bakarsak elimizde sanatın tüm formlarını ayyuka çıkaracak bir güç var. Modern insan bu kalabalık kavrayışa cevap üretecek dinginliğe, manevi doygunluğa sahip mi ve bu savaşa hazır mı?

Tartışılması gereken şey şu olabilir: Teknolojinin gelişimiyle çevremizdeki hemen her şey dijitalleşiyor. Robot dışında teknolojinin hayatımıza girmesiyle birlikte etki alanını geliştiren dijitalleşme yeni bir yöntem ve kurguyu karşılayacak potansiyele sahip mi? Yirminci yüzyılın son dönemlerindeki deneysel şiir, çağdaş teknolojiyle bir araya geldi ve kitlesel medya aracılığıyla görsel, işitsel imgeleri tüketen “dijital şiir” adını aldı. Böylece, deneyimsel şiirin somut şiir, fonetik şiir, polinom-şiir, kod-şiiri ve siber şiir gibi alt yansımaları da ortaya çıktı.

Dijital şiir, görüntü, ses ve metinden oluşan bir sanata dönüşür. Ses, hareket ve video teknikleriyle yeni ve farklı sunum olanaklarına da kavuşan e-şiir, hızlı erişim imkânlarıyla, bilgisayar ekranlarını okuyucuya ulaştığı platform olarak kullanır; kopyalanabilen, geliştirilebilen ve ilave edilebilen bir edebî metin iletişimi hâline gelir. Van Gogh, İsmet Özel’in deyişiyle Tanrı’sına tüm benliğiyle inanan bir adamdır. Tanınmış sanat eserlerinin çoğunda dine adanmışlığın bir göstergesini yeryüzünde somutlaştırma vardır. Dijital sanatın hayata ve edebiyata etkisi tecrübe ve zamana yayılmadan hakkında hüküm verilemeyecek esnekliğe sahip. Fakat ciddi bir soru hakkını kuşanmak ve tedirgin olmak hakkımız. Şiir ve sanat insan olduğu sürece ilahi bir arayışın devamlılığına ses olacaktır bu doğru. Fakat soru şu:

Peki, bunca yaygınlık kazanan dijital sanatın böyle bir kaygı taşıdığını söyleyebilir miyiz?