DİJİTAL ÇAĞIN ETİK SORUNLARI
YAPAY ZEKÂ VE AHLAK

Doç. Dr. Seyithan CAN
Siirt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

İnsan yaşamının tüm alanlarını etkileyeceği düşünülen yapay zekâda en önemli sorun, ahlaki değerlerimizle uyumlu davranıp davranmayacağı hususudur. Her ne kadar bazı bilim insanları yapay zekânın ahlaklı davranabileceğini kabul etse de bazı nedenlerden dolayı bunun pek mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Bu sebepleri şu şekilde sıralayabiliriz:
İyi ve kötünün subjektifliği algoritmik yapıya uymamaktadır
Yapay zekâ, doğası gereği duygulara veya bilinçli bir ahlaki anlayışa sahip değildir. Sistemleri, veri analizi ve öğrenme algoritmaları aracılığıyla kararlar alır. Bu nedenle yapay zekâyı ahlaklı veya ahlaksız olarak nitelemek mümkün değildir. Ancak, yapay zekâ söz konusu olduğunda etik kuramların uygulanması noktasında sayısallaşmanın ve veri / algoritma yönelimli çözümlerin dikkate alınması gerekir. (Köse, 2022, 74-75.) Algoritmaların kurulabilmesi için de sayısal bir niteliğin olması zorunlu görünmektedir. Şayet bir şey kendi doğası gereği duruma göre değişkenlik gösterebiliyorsa bu değişkenliği, tüm durumları kapsayacak şekilde sayısal bir algoritmaya dönüştürmek mümkün görünmemektedir. Ahlakın temeli şeklinde kabul ettiğimiz iyilik ve kötülüğün de zamana, duruma, amaca, niyete ve şartlara göre değişebilen niteliklerini göz önünde bulundurduğumuzda, ahlakın sayısal bir veri şeklinde algoritmik olarak yansıtılması mümkün değildir. İnsan öldürme eylemini ele alalım. Bu eylemin etik açıdan “kötü” olarak sınıflandırılması ve bu etik yargının bir algoritmaya kodlanması, her zaman ve her koşulda insan öldürmenin yanlış olduğunu savunmak anlamına gelir. Bu durum, meşru müdafaa veya savaş gibi durumlarda insan öldürmenin kabul edilebilir olduğu gerçeğini göz ardı eder. Benzer şekilde, “iyi” kavramının da algoritmik olarak tanımlanması, bağlama ve niyete bağlı olarak değişen karmaşık bir kavramı basitleştirmeye ve indirgemeye yol açabilir. Algoritmalar, etik değerlendirmelerin nüanslarını ve karmaşıklığını anlamak ve yansıtmak için yeterli kapasiteye sahip değildir. Etik yargılar, sadece mantıksal kurallara değil aynı zamanda duygusal değerlendirmelere, kültürel bağlamlara ve bireysel inançlara da dayanır. Algoritmalar bu faktörleri tam olarak hesaba katamaz ve bu nedenle etik açıdan sorunlu sonuçlara yol açabilir.
Evrensel ahlak düşüncesi herkes açısından kabul görmemektedir
Konuyla alakalı akla gelebilecek en önemli hususlardan birisi, evrensel ahlak ilkeleri hususudur. Zamana, topluma ve koşullara göre değişen bir ahlak anlayışına sahip olması, evrensel bir ahlak çerçevesine dayalı yapay zekâ tasarımı fikrini zorlaştırmaktadır. Farklı toplumlar ve kültürler, “iyi” ve “kötü” kavramlarını farklı şekilde tanımlayabilir ve bu durum, yapay zekânın evrensel olarak kabul görmüş etik ilkelerle uyumlu davranmasını zorlaştırır. Günümüzde evrensel kabul görmüş etik ilkelerin bile zamanla değişebileceği ve farklı yorumlara açık olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin, bazı toplumlarda bireysel özgürlükler ön plandayken diğerlerinde kolektif refah daha önemli kabul edilebilir. Bu durum, yapay zekânın hangi durumlarda bireysel mahremiyeti korumak için tasarlanması gerektiği ve hangi durumlarda kamu güvenliğini sağlamak için bireysel özgürlükleri kısıtlayabileceği gibi etik ikilemlere yol açabilir. Yapay zekânın etik açıdan kabul edilebilir bir şekilde geliştirilmesi ve kullanılması için, farklı toplumların ve kültürlerin etik değerlerini ve inançlarını göz önünde bulunduran kapsamlı bir etik çerçeveye ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak bunun pratikte pek de mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü evrensel ahlak ilkeleri, tüm insanlar için geçerli olduğu savunulan ahlaki normları ve değerleri kapsar. Bu ilkeler, insan onuruna saygı, adalet, dürüstlük, yardımseverlik gibi kavramları temel alır. Her ne kadar kâğıt üzerinde birçok kişi tarafından kabul görse de evrensel ahlak ilkelerinin herkes için ne kadar geçerli olduğu tartışma konusudur. Farklı kültürler, kişisel çıkar çatışmaları, değişen koşullar ve yaptırım eksikliği gibi unsurlar, bu ilkelerin tutarlı bir şekilde uygulanmasını engellemektedir. 21. yüzyılda medeni ve gelişmiş insan haklarının en üst seviyede olduğu iddia edilse de dünyanın gözü önünde Filistin’de yaşanan soykırım, bu iddiayı çürütmektedir. Sözde evrensel ahlak ilkelerini koyan ülkelerin desteğiyle gerçekleşen bu soykırım insan hakları ve hukukunda görmezden gelinmektedir. Bu durum, evrensel bir ahlak anlayışının mümkün olmadığını açığa çıkarmaktadır. Ayrıca dünya üzerinde çeşitli faktörler neticesinde farklılık gösteren insan topluluklarının muhatap olacakları zeki sistemlerin evrensel etik ilkeler çerçevesinde bir sinerji yakalayabilmeleri dünya tarihi ve günümüz düzeni açısından bakıldığında mümkün görünmemektedir. Mevcut küresel düzende, yapay zekânın “iyi” ve “kötü” olarak tanımlanması, büyük ölçüde Batı’nın, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri’nin çıkarlarına ve bakış açısına göre belirlenmektedir. Bu durum, yapay zekânın etik ve siyasi boyutlarında önemli sorunlara yol açmaktadır. Batılı bakış açısıyla yapay zekânın “iyi” olması, Batı’nın statükoyu korumasına ve uluslararası sistemdeki hegemonyasını sürdürmesine yardımcı olacak şekilde geliştirilmesi ve kullanılması anlamına gelir. Buna karşın yapay zekânın “kötü” olması, Batı’nın çıkarlarına veya ABD’nin dış politikasına aykırı olarak görülen her türlü gelişmeyi kapsayacak demektir.
ABD’nin her yerde ve her zaman savunduğu demokratik ilkelerin, kendisine karşı olan rejimlere karşı yapılan darbelere sessiz kalması, ahlak ve etik kavramların evrensel geçerliliğini sorgulatmaktadır. Bu durum, söz konusu kavramların Batı ve ABD gibi ülkeler tarafından kendi çıkarları doğrultusunda manipüle edildiğini açık bir şekilde göstermektedir. Dolayısıyla herkesin faydası ve zararına yönelik eylem anlayışı değişkenlik göstereceği için yapay zekânın temeli olarak kabul edeceğimiz ahlakiliğin tam anlamıyla sağlanmasının mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü insan odaklı yapay zekâ, güvenilirlik, güvenlik, gizlilik, mahremiyet, açıklanabilirlik, yorumlanabilirlik, şeffaflık, hesap verilebilirlik, sorumluluk, sosyal adalet ve eşitlik, ön yargı gibi hususlarda algoritmik nitelemelerden sıyrılamayacaktır. (Henkoğlu, 2023, 30-31.)
Yapay zekânın toplumun değerlerinden bağımsızlaşamaması hususu
Yapay zekânın zaman içerisinde kendi ahlaki normlarını belirleyebilecek seviyede olabileceğini düşündüğümüzde de aynı sonucun gerçekleşeceğini söyleyebiliriz. Çünkü makineler en nihayetinde toplumsal veya etik tereddütlerimizi okumayı veya algılamayı öğrense bile büyük ölçüde değerlerimize, inançlarımıza ve zihniyetimize göre yaşayacaklardır. (Leonhard, 2018, 36; Köse, 2022, 105-109.) Daha açık bir şekilde ifade edecek olursak yapay zekâ sistemleri, insan toplumuna entegre edildikçe ve kullanıldıkça sürekli bir öğrenme ve gelişme sürecine girerler. Bu süreçte, insanlardan aldıkları geri bildirimler, kullandıkları veriler ve etkileşime girdikleri ortamlar yoluyla şekillenirler. Bu durum, yapay zekânın, “toplum tarafından şekillendirildiği” ve “toplumla birlikte geliştiği” şeklinde ifade edilebilir. (Armstrong, 2014, 33-34.)
Neticede, soyut olguların algoritmalar içerisinde hâlen net bir biçimde oluşturulamadığını kabul ederken insani kuramlarla sayısal bileşenler arasında birtakım köprüler kurmamız gerekli olacaktır. (Köse, 2022, 74-75.) Bu aşamalar sağlansa bile iyi ve kötü kavramları üzerinde genel bir kabul oluşmayacağından yapay zekâya evrensel ahlak ilkeleri üzerinden algoritma oluşturmak mümkün görünmemektedir. Öte yandan, insan güdülerimiz ile modern teknoloji ve örgütlenmenin bir araya gelişi bugün insanın her zamankinden daha fazla şiddet kullanması sonucunu doğuracaktır. (Winston, 2011, 308.) Stuart Armstrong, “Bir yapay zekânın bir süper insan düzeyinde sosyal yeteneklere, teknolojik gelişime, ekonomik beceriye sahip olması durumunda şu ya da bu yolla dünyamıza hâkim olmasının muhtemel olduğunu savunur. Yapay zekânın yeteneklerini insan düzeyine geliştirebilmesinin, kısa süre içerisinde süper insan düzeyine ulaşmasının da muhtemel olduğunu söyler. Yani bu yeteneklerden bir tanesi bile bir bilgisayara programlanırsa dünyamızın gelecekte yapay zekâ veya yapay zekâların güçlendirdiği insanlar tarafından yönetileceğini varsayar.” (Armstrong, 2014; Leonhard, 2018, 73.) Dolayısıyla yapay zekâ ile ilgili çalışmalarda sınırlılığın tüm evrensel ilkeler bağlamında sağlanması kanaatimizce mümkün görünmemektedir. Yapay zekânın gelecekteki muhtemel bu durumu göz önüne alındığında, ahlaki bağlamda hiçbir kaygısı olmayan yapay zekânın insanlık için yarardan çok yok oluş getirme riski her zaman için daha fazladır.