DİJİTAL ÇAĞDA
EBEVEYN OLMAK


Doç. Dr. Olgun GÜNDÜZ
Kadın Statüsü Genel Müd. Yard.


İletişim araçlarının çeşitliliği, internet teknolojilerinin çoğalması ve yaygınlaşması, yapay zekâ kullanımının artışı gibi gelişmeler günümüz dünyasında yaşamın kolaylaşmasına imkân tanırken bu araçlar düzleminde kurulan iletişim belli güçlükleri de beraberinde getirmektedir. Çok kolay erişim sağlanan sosyal medya platformları ve dijital uygulamalar özellikle çocuklar üzerinde referans etkisi yaratarak oradaki bilgi, tutum ve değerlerin yaygınlaşmasına ve benimsenmesine zemin hazırlamaktadır. Sosyalleşme sürecinde sanal mecralarla küçük yaşlarda tanışan çocukların da yaşamı algılama biçimi bu mecralarda dolaşıma giren içeriklerden önemli ölçüde etkilenmektedir. Başta dijital oyunlar olmak üzere pek çok dijital mecra; güç, şiddet, haz, konfor, rekabet gibi unsurların baskın olduğu bu içerikleri dolaşımda tutmaktadır. Çocuklar bu ortamlarda farkında olarak veya olmayarak pek çok olumsuz durum ve mesajla karşı karşıya kalmaktadır. Bu mecralar sağlıklı yönetilmediğinde çocukların zihinsel, fiziksel ve psikolojik gelişimlerini olumsuz etkilemektedir.
Dijital Çağda Değer Aktarımı
Teknoloji çağında güçlüğü yaşanan durumların başında değer aktarımı gelmektedir. Değerler; ekonomi, din, eğitim, sağlık, adalet, aile gibi toplumda düzenleyici işlevi olan toplumsal yapının en önemli bileşenlerinden biridir. Soyut ve yazısız olmalarına rağmen toplumsal düşünce ve davranış üzerindeki rolleri bakımından somut kalıplar ortaya koyar. Bu sebeple değerleri bir sistem olarak görmek, işlevlerini daha iyi anlamak açısından açıklayıcı olur. Değerler, bir yanıyla geleneğin aktarımına imkân verdiği gibi diğer yanıyla da kuşaklar arası sosyal bağların sağlıklı tesisine zemin hazırlarlar.
Bilindiği üzere değerlerin edinildiği yerlerin başında aile gelmektedir. Çocuk; sevgi, saygı, hoşgörü, tahammül, adalet, merhamet, doğruluk, dürüstlük, yardımlaşma, iyilik gibi bir dizi temel değeri ailede öğrenir. Öğrenme sürecinin önemli bir kısmı da etrafında olup biteni gözlemleyerek, tutum ve davranışları rol model alarak sosyal öğrenme şeklinde gerçekleşir. Bu noktada tavır ve davranışlarıyla anne ve babanın çocuklar için ilk temel referans noktası oldukları akılda tutulmalıdır. Bu referans, aile içi iletişimin niteliği ve teknolojik araçları kullanma biçimiyle de doğrudan ilişkilidir. Evde akıllı telefonlar başta olmak üzere, televizyon, tablet, bilgisayar gibi ekranlarla sürekli meşgul olan ebeveynlerin var olduğu bir ailede yüz yüze ilişkiler ve çocuklarla nitelikli zaman geçirme gibi durumlardan bahsetmek mümkün olmayacaktır. Böyle bir ortamı gözlemleyen çocuk da muhtemelen kendini kendi ekranının yalnızlığına taşıyacaktır.
Değer aktarımının en önemli unsuru yüz yüze iletişimdir. Ailede bu iletişim ortamlarını yaratabilmek en az değer aktarımı kadar mühim bir beceridir. Anne ve babalar evde mümkün olduğunca başta akıllı telefonlar olmak üzere teknolojik aygıtlardan uzak durmaya gayret etmeli, birlikte geçirilen sınırlı sürenin kaliteli hâle gelmesi için çaba sarf etmelidir. Ailece yenen akşam yemekleri ve “ekransız süre” gibi belirlenecek özel zamanlar, yüz yüze iletişimin gelişmesine katkı sağlar. Yüz yüze iletişim kurulan aile ortamlarında da çocuğun anne ve babasına güven, aidiyet ve bağlılık gibi duyguları daha çok gelişecektir.
Dijital Çağda Çocuk Ebeveyn Arasındaki Mesafe Artıyor
Günümüz dünyasında çalışma hayatı ve teknoloji ile birlikte ebeveynler ile çocuklar arasında oluşan mesafe -yer yer kopuş- hızla büyümektedir. Giderek fertlerin aile bağlarından uzaklaşarak kendi meşguliyetlerine ve yalnızlıklarına çekildiği bir dönemi yaşıyoruz. Anne babalarının yakın sevgi ve ilgisine muhtaç oldukları özellikle okul öncesi dönemde yaşanan duygusal boşluklar ilerleyen yaşlarda çocukları farklı arayışlara sevk edebiliyor. Çocukların savunmasız dünyası, üçüncü şahıslar karşısında onları daha kırılgan hâle getiriyor. Bu şahısların bir kısmı çocukların kırılganlığını ve duygusal boşluğunu kullanıyor. Bu kötü niyetli teşebbüsler gerçek yaşamda olduğu kadar sanal mecralarda da görülebiliyor. Özellikle sosyal medya ile birlikte birçok çocuğun dijital oyunlar veya sohbet uygulamaları ile tanımadığı insanlarca siber zorbalığa ve istismara açık hâle geldiğini görüyoruz.
Ebeveynler Sanal Tehlikenin Farkında mı?
Peki aileler çocuklarının maruz kalabileceği tehlikeler konusunda ne kadar bilinç sahibi? Yapılan araştırmalar gösteriyor ki ailelerin önemli bir kısmı söz konusu tehlikelere dair bilgi sahibi değil. Çocukların genellikle kendi kendilerine teknoloji ile meşgul olmaları onlara da konforlu bir alan sunuyor. Kısaca çoğu aile için kendilerinden uzak kaldıkları ölçüde çocuklar internette süresiz vakit geçirebilir anlayışı örtük olarak hâkim. Bu anlayışın ciddi riskleri ve tehlikeleri beraberinde getiren bir tutum olduğunu başta söylemeliyiz. Çocukların çevrim içi iletişimde oldukları muhataplarıyla neler yaşadıklarını, ne tür paylaşımlar yaptıklarını, kendi özel alanlarının ne kadarını açık ettiklerini bilemiyoruz. Bir süre sonra sanal iletişim neticesinde çocukların siber zorbalık denilen şiddet ve tehditlerle kuşatılmış bir dünyaya itildiklerine tanık oluyoruz. Aile bağlarının ve aile içi iletişimin sağlıklı olmadığı ortamlarda çocukların itildiği çaresizlik sarmalından kurtulması da oldukça güç. Bu sebeple aile içi iletişimin sağlıklı ve çocuğun yaşadığı en küçük bir olumsuzluğu dahi anne ve babasına anlatabilecek esneklikte olması önem arz ediyor. Çocuk, ancak anne ve babasının kendisine koşulsuz destek olacağını ve kendisini yargılamayacağını bildiğinde başından geçenleri onlarla rahatça paylaşabilir. Bu açıdan ebeveynlerin mümkün olduğunca yargılayıcı ve suçlayıcı bir dilden uzak şekilde çocuklarıyla iletişim kurmaları doğru olacaktır.
Diğer yandan ebeveynlerin hayatın risklerine karşı takındığı temkinli tavrı sanal mecralar karşısında göstermediğini de görüyoruz. Çocuklarını sokakların risklerinden korumaya çalışan çoğu ebeveyn, söz konusu internet sokaklarının riskleri olunca oldukça rahat ve kayıtsız olabilmekte. Hakikat, çoğunlukla ortaya çıkan problemlerle yüzleşince anlaşılıyor. Yani çocukların başına olumsuz bir şey geldiğinde fark edilmiş oluyor ancak bu fark edilme zamanı geldiğinde ise geç kalınmış olabiliyor.
Bütün bunların olmaması için ebeveynlere çocuklarının bakım ve yetiştirme yükümlülükleri noktasında rollerini yeniden üstlenmelerini hatırlatmamız gerekiyor. Çocukların en çok muhtaç olduğu motivasyon bakım ihtiyacından daha fazla sosyal ve duygusal destektir. Bu desteği anne ve babasından alamayan her çocuk için boşluklardan sızan tehditler var olmaya devam edecektir. Çocuklara ihtiyaç duydukları sevgiyi, saygıyı, takdiri, ilgiyi göstermek onları başka duygusal arayışlara sevk etmenin de önüne geçecektir.
Teknoloji çağında ebeveyn çocuk ilişkisinde dikkat edilmesi gereken bir diğer unsur, çocukların sanal deneyimler yaşadıkları bu ortamlarda uzun süre kalmamaları, mümkün olduğunca gerçek deneyimler yaşamalarının sağlanmasıdır. Dijital oyunlar yerine sokak oyunları, çocukların fiziksel bir aradalığını ve yüz yüze iletişimini; paylaşma, yardımlaşma, dayanışma, rekabet, mücadele gibi duyguların gelişimini artıracaktır. Aksi durumda çocuklar sanal oyunda bir tuşla yapabildiği birçok eylemi gerçek hayatta aynı kolaylıkta yapamayacağını bilemez hâle de gelebilir. Bu konuda en büyük güçlük sosyal beceri yoksunluğu olarak karşımıza çıkmaktadır. Fiziksel aktivite azlığı, obezite gibi diğer problemler de yine dikkat edilmesi gereken hususların başında gelmektedir. Bu yönüyle dijital mecralar çocukların sadece sosyal duygusal gelişimini değil fiziksel gelişimini de olumsuz etkileyebilmektedir.
Teknolojinin yarattığı güçlüklerden bir diğeri de adabımuaşeret adı verilen sosyal davranış kurallarının aktarımında yaşanan sorunlardır. İletişim kanallarının çokluğu ve çeşitliliği ile 24 saatlik bir çevrim içi ortamın varlığı, her an için iletişimin açıklığını ve tesisini mümkün kılarken nerede nasıl davranılması, kiminle nasıl iletişim kurulması gibi hususlar giderek belirsizleşmeye başlamıştır. Sosyal medya hesapları bu noktada, cinsiyetine, ünvanına, kimliğine bakılmaksızın, küçük büyük ayırt edilmeksizin herkesin herkesle aynı seviyede iletişim kurabildiği bir sanal sosyal iletişimi mümkün hâle getirmiştir. Bu durum iletişimde gözetilmesi gereken saygı, mesafe, ölçü, üslup gibi unsurları da önemli ölçüde aşındırmıştır. Sosyal medya başta olmak üzere internet teknolojileri üzerinden kurulan sanal iletişimde takip edilmesi gereken adabımuaşeret kuralları sosyal gündelik hayattan farklı olmamalıdır. Nasıl ki gündelik hayatta hiç tanımadığımız birisi ile samimi iletişim kurmuyorsak veya tanıdığımız biri dahi olsa acil durumlar olmadıkça gecenin bir yarısı onu aramaktan kaçınıyorsak bu mecralarda da iletişimi gündelik hayattaki kurallarla uyumlu hâle getirmeliyiz. Yine sosyal platformlarda Türkçeyi düzgün kullanmaya özen göstermeli ve mümkün olduğunca saygılı ve nazik bir dille iletişim kurmaya çaba sarf etmeliyiz. Bu süreç ebeveynlerin yol göstericiliğinde doğru yönetilirse, çocuk da bu sağlıklı yolu aynı şekilde takip edecektir.
Günümüz dünyasında teknolojik gelişmelerin imkân verdiği dijitalleşme hayatın neredeyse her alanını kuşatmış durumdadır. Bu yeni çağın aktörleri olan çocuklar da teknolojiyi doğru kullanmak ve ondan yaratıcı ve geliştirici şekilde istifade etmek konusunda daha fazla bilinçlenmelidir. Geleceğin dünyası, bize, teknolojinin pek çok alanda daha fazla egemen olacağı bir dünyanın işaretlerini şimdiden vermektedir. Bu dünyaya adaptasyon da teknolojik becerileri gelişkin bir nesille ancak mümkün olabilir.
Çocukları teknoloji çağına hazırlamak anne ve babaların gözetmesi gereken bir öncelik olarak karşımızda durmaktadır. Bunu yaparken bir yandan aile içinde değer aktarımını sağlıklı şekilde sağlamak diğer yandan da çocukların teknoloji ile olan münasebetlerini yaş ve gelişim özelliklerine göre düzenlemek önem arz etmektedir. Çocukların teknolojinin sadece tüketicisi olmadıkları aynı zamanda üreticisi de oldukları bir dünya için onları sağlıklı ve bilinçli bir şekilde yetiştirmek her ebeveynin yükümlülüğü olmalıdır. Teknoloji ile birlikte ortaya çıkan yeni durumları yönetmek zor olsa da imkânsız değildir. Mühim olan, oluşan sorunlara karşı yeni yönetim becerileri kazanmak ve sürekli gelişen teknoloji karşısında bilgi ve farkındalık seviyesini artırmaktır.