DİJİTAL AKTİVİZMİN ADI

GAZZE

 

M. Cüneyd ÇİĞDEMLİ

DİB Başkanlık Müşaviri

 

Gazze’de, iki yıldır insanlığın vicdanını kanatan günler yaşanıyor; yaşanan her acı ve katliam, tarihin kara sayfalarına kazınıyor. Bir asırdır devam edegelen saldırılar ve abluka, 7 Ekim 2023’ten sonra şiddetini artırarak koca bir halkı açlıkla ve ölümle kuşattı. Yaşamını yitirenlerin sayısı 65.000’e ulaştı. Bu rakam, yalnızca bir istatistik değil yıkılmış hayallerin, tükenmiş nefeslerin ve sönmüş ocakların acı bilançosudur. Uluslararası insan hakları örgütleri ve birçok ülke, Gazze’de yaşananları açıkça “soykırım” olarak tanımlamaktadır.

Dünya bu vahşetten ve sebep olduğu acılardan yoğunlukla dijital mecralar üzerinden haberdar oldu. Gazeteciler, sosyal medya fenomenleri ve sivil vatandaşlar, canlarını riske atarak yaşananları kayda aldı. Böylece geleneksel medyanın görmezden geldiği olaylar ve siyonistlerce engellenen haberler, sosyal medya aracılığıyla dünyanın gündemine düştü. Nitekim İsrail, bu dijital tanıklığı yapanları susturmak için onları doğrudan hedef aldı. Gazze, 2023’ten bu yana gazeteciler için dünyanın en ölümcül çatışma bölgesi hâline geldi. 270’ten fazla basın mensubu hayatını kaybetti.

Bütün bu baskılara rağmen dijital mecralarda ortaya konan sivil çabalar, Gazze’de yaşanan zulmü dünyaya duyurmayı başardı. Yalnızca bombardımanların yol açtığı yıkımı değil açlığa mahkûm edilen masumların çaresizliğini de görünür kıldı. Temmuz 2025’te Gazze’de derinleşen açlık krizini dünyaya duyurmak için oluşturulan #GazaIsStarving (Gazze Açlıktan Ölüyor) etiketi, kısa sürede küresel bir karşılık buldu. Sadece Arapça versiyonuyla bir sosyal medya platformunda 227 binden fazla gönderide bulunularak gündemin üst sıralarına çıktı. Doğu’da ve Batı’da milyonlarca insanın sokaklara taşması, dijital tanıklığın küresel ölçekte nasıl bir etki doğurduğunu gösterdi. Dijital aktivizm, soykırımı ekranlara taşıyarak İsrail’in maskesini düşürdüğü gibi Gazze halkının sesi, soluğu ve adalet arayışının küresel lokomotifi oldu.

Diğer taraftan küresel çapta yürütülen hashtag kampanyaları, çevrim içi imza girişimleri ve boykot çağrıları dijital direnişin yeni bir boyutunu oluşturdu. #FreePalestine (Özgür Filistin), #PrayForGaza (Gazze için Dua Et), #CeasefireNOW (Ateşkes Hemen Şimdi) gibi etiketler, farklı dönemlerde küresel trendler hâline gelerek dijital direnişin hafıza kaydında yerini aldı. Bu kampanyalar bir yandan Gazze halkıyla dayanışma duygusunu pekiştirirken diğer yandan hükûmetler ve şirketler üzerinde baskı oluşturdu. Özellikle 2023 sonrasında sosyal medyada bir araya gelen kitleler, tepkilerini sokaklara taşıdı ve tüketim alışkanlıklarına yansıttı. İsrail’e destek veren markalara karşı yürütülen boykot çağrıları, pek çok ülkede satışları düşürdü. Bu tablo, dijital kampanyaların yalnızca sembolik protestolar olmadığını, reel ekonomiyi ve gündelik yaşamı etkileyebildiğini de gösterdi.

Çevrim içi imza kampanyalarının yanı sıra viral içerikler de bu direnişe eklendi. Dünya genelinde yaklaşık 30 milyon sosyal medya platformu kullanıcısı, İsrail’in Gazze’de yerinden edilmiş sivillere yönelik saldırılarını protesto etmek amacıyla yapay zekâ ile üretilmiş “All Eyes on Rafah – Tüm Gözler Refah’ta” yazılı çarpıcı görseli paylaştı. Refah’taki katliamın ardından üretilen bu görsel, kısa sürede küresel bir simgeye dönüşerek dijital dayanışmanın ortak dili oldu. Böylesine kitlesel bir dijital eylem, aynı zamanda sosyal medyada Filistin’i destekleyen içeriklere uygulanan sansüre karşı bir tepki olarak da değerlendirildi.

Ne var ki dijital aktivizmin bu güçlü örnekleri, beraberinde slaktivizm tartışmasını da gündeme getirdi. Slaktivizm, en yalın tanımıyla yalnızca çevrim içi tepki vermekle sınırlı kalan bir “sözde aktivizm” biçimidir. Slaktivizm, bireylere yalnızca “üzerine düşeni yapmış” hissi vererek vicdanlarını rahatlatır. Ancak bu destek gösterileri daha zahmetli ve riskli eylemlere katılma motivasyonunu azaltır. Bir gönderi paylaşmak ya da bir etiketi kullanmak psikolojik tatmin sağlasa da değişim için gereken gerçek etkiyi doğurmaz. Bu nedenle slaktivizm, dijital dünyanın pasif bir konfor alanı olarak kalır. Buna karşın dijital aktivizm, slaktivizmin gölgesinde kaybolmaması gereken daha kapsamlı ve etkili bir eylemlilik biçimidir. Dijital aktivizm; sosyal medyada kampanya yürütmek, boykot çağrıları yapmak, kamuoyu baskısı oluşturmak ve bu dijital hareketliliği gerçek hayata taşımakla anlam kazanır. Dolayısıyla denge noktası açıktır: Şayet çevrim içi tepkiler, yalnızca sembolik bir “vicdan gösterisi” olarak kalırsa slaktivizme hapsolur. Ancak gerçek hayata yansıtıldığında ve somut adımlara dönüştürüldüğünde dijital aktivizmin gücü ortaya çıkar.

Dijital aktivizmin önündeki bir başka büyük engel ise sansür ve baskılardır. İsrail, gazetecileri öldürerek gerçekleri karartmaya çalışırken teknoloji devleri algoritmalar ve kısıtlamalarla Filistin’i destekleyen sesleri susturmak istemiştir. Nitekim İnsan Hakları İzleme Örgütü, yalnızca 2023 sonbaharında 1050 içerik kısıtlaması tespit etmiş, bunların neredeyse tamamı Filistin yanlısı barışçıl paylaşımlar olduğu belgelenmiştir. Diğer yandan bir sosyal medya paylaşım platformundaki “gölge yasak” (hesap görünürlüğünün gizlice düşürülmesi), hashtag gizlemeler ve içerik kaldırmalar, küresel kamuoyunda ‘algoritmik apartheid’ (algoritmalar aracılığıyla içeriklere taraflı ve sistematik ayrımcılık uygulanması) eleştirilerini doğurdu. Aktivistler ise kelime oyunları, sembol kullanımı veya alternatif platformlarla bu engelleri aşmaya çalıştı. Ancak mesele sadece dijital alanla sınırlı değildi; iletişim altyapısının bombalanması, basın ofislerinin vurulması gibi fiziki saldırılar, sanal sansürle birleşerek Gazze’de görünmez bir kuşatma oluşturdu.

Neticede Gazze, dijital dünyanın hem gücünü hem de sınırlarını bütün çıplaklığıyla ortaya koydu. Şöyle ki sosyal medya, enkaz altındaki çığlıkları küresel vicdana taşıdı ve hafızayı diri tuttu. Boykotlardan sokak eylemlerine kadar reel sonuçlar doğurdu. Fakat aynı zamanda algoritmaların görünmez zincirleri ve slaktivizmin tatlı rehaveti, bu çabanın etkisini gölgelemeye çalıştı. Buradan çıkarılacak ders açıktır: Dijital mecralar bir amaç değil araçtır. Amaç, zulmü durdurmak, hakikati savunmak ve adaleti tesis etmektir. İşte bu nedenle dijital aktivistler, etik ilkelere bağlı kalıp nefret söyleminden uzak durarak dezenformasyona karşı doğru bilgiyi öne çıkarmalı, sansürü aşmanın teknik yollarını bulmalı, farklı toplumlara ulaşacak çok dilli kampanyalar yürütmeli, nihayetinde çevrim içi farkındalığı sahici toplumsal eylemlere dönüştürmelidir. Bununla birlikte, yaşananların unutulmaması için dijital hafıza arşivleri kurulmalı, algoritmaların engellerine karşı stratejik bilinç geliştirilmelidir. Aktivizmin sesi uluslararası dayanışma ağları ile büyütülmeli; hakikat, güçlü görsel ve işitsel içeriklerle görünür kılınmalıdır. Çünkü bazen bir telefon ekranına düşen tek bir hakikat, zulmün en kalın duvarlarını yıkacak kadar güçlü bir farkındalık doğurabilir. Zira Gazze, susturulan her gerçeğin aslında nice hayatlar kararttığını acı bir şekilde kanıtlamıştır.