DEVŞİRME SİSTEMİ

Yusuf YILDIZ

Ordu Olmazsa Olmaz mı?

Ordu, bir devletin olmazsa olmaz kurumlarındandır. “Savaş”, “asker” ve “ordu” kelimeleri hiç kuşkusuz insanlık tarihi kadar eskidir. Çünkü insanlık, medeniyet inşasında hem oluşturduğu devlet teşkilatını hem de içerisinde barındırdığı halkı muhafaza ve müdafaa etme durumundadır. Bu, bir ihtiyaçtan daha ziyade zorunluluktur. İnsan için güvenlik de en az barınma ve iaşe temini kadar önemlidir. Bu nedenle ordu, devletlerin temel teşkilatlarından, olmazsa olmazlarındandır.

Devlet teşkilatlanmasının temelinde ordu ve askerî birlikler de bulunur. Ordu teşkilatlanması fütuhat ve toprak elde etmenin yanı sıra güvenlik ve korunma amacını da içerisinde barındırır. Güçlü orduların caydırıcılık gibi yadsınamaz bir özelliği de vardır. Türk-İslam tarihi okumalarında bunun onlarca hatta yüzlerce örneğini görmek mümkün.

Bu bağlamda ordu ve askerî birliklerin temini ve devamlılığı elzemdir. Burada hatırıma Abdülhak Molla’nın enfes bir beyti geldi:

"Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz-ü felâh;

Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh."

Yani; bütün devletler kurtuluş başarısını bu ibretlik sözde bulur; şayet barış istiyorsan savaşa hazır ol.

Türk İslam Kaynaklı Osmanlı Ordusu

Sultan Melikşah zamanında Orta Çağ’ın en büyük askerî gücü hâline gelen Selçuklu ordusu, zamanının en düzenli ve sistemli ordularındandı. Selçuklu ordusu; çeşitli kavimlerden seçilerek tören ve protokolde sultanı korumak için özel saray terbiyesi almış ve doğrudan doğruya sultana bağlı “gulaman-ı saray” askerleri, seçkin komutanların eğitimi altında her an savaşa hazır “hasse ordusu”, meliklerin, şıhnelerin (valilerin) ve devlet erkânının askerleri ve sipahilerinden teşekküldü. Dönemlerinde de muazzam başarılara imza atmışlardı. Anadolu’nun hem yurt edinilmesinde hem millî hem manevi alanda tesir altına alınmasında hiç kuşkusuz bu güçlü ordunun payı büyüktü.

Osmanlı ordusu da bu Türk İslam ordu geleneğini kendisine miras almış ve kuşkusuz daha ileri seviyelere ulaştırmıştı.

Osmanlı ordu yapısında adından en çok söz edilen, en gözde teşkilat hiç şüphesiz yeniçerilerdir. Yeniçerilerin kıyafetleri, ağır silahları, savaş teknikleri birçok tarihî kaynakta anlatılır. Özellikle Avrupalıların kaynaklarında çokça gündeme getirilmiştir. Avrupalıların zihninde yeniçeri ocağı şu anlamı ifade ediyordu:

“Türkler, Hristiyan çocuklarını alıp Türkleştiriyor. (Burada Türkleştirmekten kastettikleri mana çocukların Müslüman olmasıdır.) Türkleştirdikleri bu çocukları yine Hristiyan devletlere karşı savaştırıp topraklar fethediyorlar.”

Avrupalılar, yeniçerileri bu bağlamda değerlendirdikleri için algıları ve dikkatleri bu askerî sistem üzerindeydi. Hatta öyle ki çoğu Avrupalı, Osmanlı ordusunun sadece yeniçerilerden oluştuğunu sanıyordu.

Yeniçerilerin gözde olmasının başka sebepleri de vardı elbette. Bu teşkilat, Osmanlı Devleti’nin payitahtı yani başkenti olan İstanbul’da bulunuyordu. Hem devletin hem de ordunun merkezindeydi. Bu, onların dikkat çekmesi için yeterli bir sebepti esasında. Aynı zamanda neredeyse bütün askerî ihtilaller yeniçeriler tarafından yapılmıştı. Tarihçiler hâliyle ilginç, fevkalade, sıra dışı, gizemli, esrarlı olayları çok severler. Yeniçeriler de bu manada ciddi bir araştırma alanıydı. Pek çok yazarın da hayalinde yeniçeriler, olağanüstü kurguların başkahramanı rolünü üstlenmişti.

Devşirme Sistemi Nedir?

Devşirme sistemi; Osmanlı Devleti’nde, asker ve yönetici olarak görev yapmak üzere Hristiyan ahali arasından erkek çocuklarının seçilmesi ve yetiştirilmesi usulüdür.

Yeniçeri ocağı ve diğer kapı kulu ocaklarının insan kaynağı bu uygulamayla karşılanıyordu. Çelebi Mehmet döneminde (1413-1421) kapı kulu ocaklarının ihtiyacını karşılamak için savaş esirlerinin yerine, Osmanlı topraklarında Hristiyan halklardan çocukların toplanması yoluna gidildi ve böylelikle devşirme sistemi ortaya çıkmış oldu.

II. Murat döneminde (1421-1451) çıkarılan fermanlarla devşirme sistemi belirli bir kurala bağlandı ve geliştirildi. İlk başlarda ekseriyetle Yunan ve Arnavut kökenliler arasında uygulansa da daha sonraları bütün Balkanlardan ve Anadolu’da bulunan Hristiyan tebaadan çocuklar devşirilmeye başlandı.

Devşirme sistemi uygulanmadan önceki dönemlerde yeniçeri ocağının insan kaynağı “pençik sistemi”yle karşılanıyordu. Bu sistem, savaşlardan esir olarak elde edilenlerin beşte birinin orduda asker olarak istihdam edilmesidir. Devşirme sistemiyle kurulan askerî birlikler, Osmanlı Devleti’nin düzenli ve her zaman savaşa hazır bir orduya sahip olmasını sağlıyordu. Daha sonraki dönemlerde devşirme sisteminin bozulması, Osmanlı Devleti’nin bu önemli askerî kaynaktan mahrum kalmasına sebep olacaktır.

Devşirme sistemini şöyle özetleyebiliriz: Balkanlar ve Avrupa’ya doğru sınırları genişleyince Osmanlı Devleti’nde devşirme sistemi uygulanmaya başlandı. Bu sistemle fethedilen bölgelerdeki çocuklar seçilir, saraya getirilir, iyi bir eğitimden sonra devlet kademelerinde görevlendirilirdi. Bu sistem sayesinde Kuyucu Murat Paşa, Sokullu Mehmet Paşa, Rüstem Paşa ve Pargalı İbrahim Paşa gibi idareciler, sadrazamlık makamına çıkarıldı. Devşirme sistemi derken köleleştirme mantığından değil yetenekli insan yetiştirme sisteminden bahsediyoruz denilebilir.