Zeynep UZUN
İlk karşılaşmamız… Teslimiyetin buğusu çökmüş, Maraş’ın kahraman dağlarının üstüne. Sabahın sükûnunu örseliyor yağmurun şıpırtısı. Alaeddin Özdenören, şiir ülkesi olarak tanımlıyor burayı. Sütçü İmam’ın, Gül Yetiştiren Adam’ın, zarif kalemlerin yurdu; ruhun kıyılarını aşındıran bir şiir, büyüleyici bir tasvir gibi her bir karışı. Elbistan, Pazarcık, Türkoğlu… Her birinde binlerce yıllık hatıralar gizli. Birçok kültürün ortaklaşa yazdığı efsane misali upuzun bir nazım.
Kahramanmaraş, 14 bin yıllık tarihiyle direncin, reddedişin ve tevekkülün şehri olmayı başarıyor. Zülfikar’ın yiğitlerinden Malik Ejder, manevi bekçilik ederken Yalnızardıç, kuzey rüzgârlarına göğsünü siper ediyor. Sonbaharın sarı yapraklarını elinde asasıyla adımlayan bir derviş heybetiyle Akdeniz’in kadim illerinden Maraş, tüm güzellikleriyle şiirine buyur ediyor okumak isteyenleri. Dolaştıkça ve okuma gayesiyle baktıkça her bir bucağına memleketin, ata yadigârı kök yakalıyor insan denen meçhul.
Güneşin ayla selamlaştığı sabahın erken saatlerinde, gündüz geceyi iplik iplik dokurken Maraş’a varıyorum. Sonbahara mahsus hafif bir rüzgâr yanaklarımı okşuyor. Havaalanında bavulumu beklerken bir yıldızlar geçidi oluyor önümde. Yazarlar, şairler sıra sıra dizilmiş aynı amaç uğruna beklemekteler. İçlerinden birkaçıyla selamlaşıyorum. Meğer büyük bir kitap fuarı varmış. Onun için gelmişler. Bu ilk karşılamada Maraş, bereketinden bir cüz sunuyor içime. Havaalanından otele geçiyorum. Eşyaları bıraktıktan sonra bir rehber eşliğinde gezinin ilk durağına doğru yol alıyoruz. Rehber, kentin kısa bir tarihçesini sunuyor. Tarih öncesinde Maraş civarı, coğrafya ve iklimin etkisiyle, zengin yer altı ve yer üstü kaynakları, verimli tarım arazileri hasebiyle büyük medeniyetlerin cazibe merkezlerindenmiş. Kazı alanlarından çıkarılan taştan yapılmış aletler, boyalı çanak çömlek kalıntıları, mühürler, insan ve hayvan kemikleri, toplu mezarlarda ve yerleşim alanlarındaki kül kalıntıları bölgede büyük bir yerleşim alanı kurulduğunu gösteriyormuş ve kentin mazisinin MÖ 7000-7500’lere dayandığı sonucuna götürüyormuş. Hititler ve Asur Krallığı, Medler, Persler, Roma, Bizans, Memlükler, Osmanlı gibi devletler için önemli bir yere sahip olmuş. Tarih boyunca Margaji, Marah, Margas, Markaji, Gurgum, Zülkadiriyye şeklinde isimlendirilen kent, bugün ise istiklal mücadelesinde kazandığı büyük zaferden dolayı verilen unvan ile birlikte Kahramanmaraş olarak kullanılıyor. Maraş ili, Ermeni, Moğol gibi saldırı ve işgallerin yanı sıra, Millî Mücadele Dönemi’nde Fransızlarca işgale uğramış. İşgalci Fransız askerlerine ilk kurşunu sıkarak Anadolu’daki mücadelenin sembol ismi olan Sütçü İmam da yine bu toprakların ulu şehididir.
Ulu Cami (Cami-i Kebir)
Güz mevsimine inat yemyeşil dallarını cami giriş kapısına dolayan büyük ağaç karşılıyor gelenleri. Mukarnas Kavsaralı Taç Kapısı olarak adlandırılan giriş, ibadet ve ziyaret ehline huzur fısıldıyor inceden. Şehrin en eski tarihî yapılarından biri olan cami, Dulkadiroğlu Beyliği dönemine ait. Ancak yapının farklı inşa tarihi bulunuyor. Dulkadirli Beyi Alaüddevle’nin 1501 yılında yenilenircesine yaptırdığı onarım sebebiyle bu tarih yapının inşa tarihi olarak kabul ediliyormuş. Kahramanmaraş Kalesi güney tarafında, kent meydanında yer alan yapıda, Memluklu ve Selçuklu etkisi göze çarpıyor. Biraz eğimli bir araziye inşa edilen Ulu Cami’nin muazzam bir minaresi var. Adına “köşk minaresi” deniyor. Bu tarz minareye çok eski yapılarda ancak rastlanabiliyor. Şehrin 500 yılına şahitlik eden Ulu Camii, Maraş istiklal mücadelesinin en önemli olaylarından biri olan “Bayrak Olayı”nın başlangıç noktası da sayılıyor. Bayrak Olayı’ndan kısaca bahsetmek gerekirse; kalede Fransız bayrağını gören halkın ve Rıdvan Hoca’nın Ulu Cami’nin minberinden yükselen “Hürriyet olmayan yerde cuma namazı kılınmaz.” sedası, önce Maraş’ta sonra tüm Anadolu’da istiklal mücadelesinin simgelerinden biri olmuş ve Maraşlılar bayraklarını tekrar dikmek için kaleye buradan koşmuş. Ah! Dokunduğumuz, gördüğümüz, kokladığımız mekânların ruhumuzu ilmek ilmek işlemesi yok mu? Nasıl da sızlatıyor kemiklerimizi yakın geçmişin izleri. Nasıl da göğsümüzü kabartıyor ulu ve şanlı direniş. Köklerimiz, göklere bakışımızı daha da derin ve ulvi bir manzaraya gark ediyor.
Namazı kılıp kalın taş sütunların avuç içlerime üflediği kadim nefesi hissettikten sonra yola revan oluyorum. Sırada Tarihî Maraş Çarşısı var.
Tarihî Maraş Çarşısı (Suk-ı Maraş)
Çarşı, caminin yukarısından bir merdiven çıkarak ulaşabileceğiniz kadar yakında. Birkaç kıyafet mağazasını solunuza alarak ilerliyorsunuz. Kocaman bir tabela ve giriş buyur ediyor sizi içeri. Ulu Cami, Kıbrıs Meydanı ve Çarşıbaşı arasında kalan bu bölge, yaklaşık 700 yıldır Maraş’ın ticari hayatının kalbini oluşturuyormuş. Geleneksel el sanatlarından otantik hediyelik eşyalara, yöresel lezzetlerden modern kafelere kadar birçok seçenek mevcut. Dericileri, ceviz oymacıları, bakırcıları, sepetçileri, yemenicileri, mazmanları, semercileri, kazzazları ve demircileriyle harika bir el sanatları zenginliği sunuyor ziyaretçilere. Demircilere uğradığınızda, bıçak, dahra, balta, şiş, sac, ızgara ve diğer metal eşya üreten küçük dükkânlarda çark ve çekiç seslerini dinleyerek duyulmamış bir senfoniye kulak kabartabilirsiniz. Kalay dükkânlarındaki harlı ateşi seyre dalıp kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Kahramanmaraş’ın yöresel yemeni ve çarıklarının nasıl üretildiğini görmek istiyorsanız bakırcılar ve semerciler çarşısı ile birlikte semerciler çarşısına dik uzanan sokağa girmelisiniz. Tarihî özelliği bulunmayan çarşıda bir köşkeri, deriye şekil verirken izleyebilirsiniz. Hediyelik anahtarlık, çarık alabilirsiniz. Keskin deri kokusunu burnunuza uzun uzun çekebilirsiniz. Kıl yastık ve döşek satanlar, silah kılıfı, çanta kemer işleyenler, eyer ustaları işlerinde hâlâ mahir bir edayla çalışıyorlar. Ceviz oymacılığıyla ünlü büyük alandan geçerken ağaç kokusuna doyamayacaksınız. Sandıklar, mobilyalar, ufak hediyelik eşyalar, taraklar… Ceviz oyma ustaları bir anahtar-sandık oyunu yaparak işi çözebilene hediye bile veriyor. Ne dersiniz? Denemeye değer…
Tematik Mutfak Müzesi
Gargıntılı ya da eşgili çorbayı daha önce duydunuz mu? Ben duymamıştım. Fakat hayatımda içtiğim en iyi üç çorba listesinde muhakkak yer alır. Mutfak müzesinin ve tabii belediyenin ikramı olarak orada her gün pişiyor ve bahçede ziyaretçilere sunuluyor. Sumak ekşisi ve patlıcanın nohut ve yarmaya eşlik ettiği bu çorba, besleyici ve oldukça doyurucu. Onu içtikten sonra, müzeyi gezmek için kalkıyorum. Müze, Kahramanmaraş’ın mutfak kültürünün gelecek nesillere aktarılması, yöresel lezzetlerinin toplanması, geleneğinin gösterilmesi, yöresel yemeklerin nasıl yapıldığının fotoğraf ve canlandırmalarla tanıtılması amacıyla kurulmuş ve 2017 yılında ziyarete açılmış. Tam olarak yapım tarihi ve yaptıranı bilinmeyen ancak mimari özellikleriyle 19. yy Osmanlı dönemine ait olduğu değerlendirilen konağın avlusu, odaları ve birbiri üstüne yükselen balkonları derin köklere sahip. Kahramanmaraş mutfak kültürünün tarladan sofraya uzanan serencamına yüzlerce yıldır şahitlik eden bu dilsiz hazinelerin anlattıkları, dinleyenleri mest ediyor.
Dedeoğlu Konağı (Olgunlaşma Enstitüsü)
Üç katlı olarak taş ve ahşabın muazzam uyumuyla inşa edilen konağın dıştan ilk iki katı düz taş duvarlar üzerine yükseliyor. Yüksekçe bir duvardan enikli kapı ile girilen yapının avlusu taşla döşeli. Köşede çeşme ve günümüzde kullanılmayan ocak var. Çeşmenin suyundan muhakkak yudumlayın. Şifa niyetine, yumuşacık içim bir aziz… Sizi üst katlara taşıyan asimetrik merdivenler göz alıcı. Bu binanın beş kuşağın bir arada oturduğu bir aileye ait olduğu biliniyor. Günümüzde Maraş’ın unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarını yeni nesillere aktarmaya çalışıldığı, geleneksel sanatların icra edildiği bir merkez konumunda. Keçeleri, işlemeleri, oyaları görebilir, hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz. Konağın avlusunda biraz oturup soluklanmayı unutmayın. Zira merdivenler oldukça dik.
Yedi Güzel Adam Edebiyat Müzesi
Kocaman gövdeli ağaçların, sarı, kahverengi ve yeşilin bir harmoni oluşturduğu mekânın daha ilk adımda sizi şiire boğduğu bir yer burası. Taş binanın görkemli duruşunu uzun uzun seyredebilirsiniz. Müze, şiir ve edebiyatseverler için geniş bir hafıza sunuyor. Müzede, edebiyatın tarihi ve bu alanda Maraş’ın önde gelen kalem sahiplerinin hayatları; kiokslar, projeksiyon cihazları ile seslendirme ve video-film teknolojileri ile anlatılıyor. Tasarımı ve görsel özeni ile uluslararası düzeyde bir müze özelliği taşıyor. Bahçesinde oturup şehri seyretmek huzur verici.
Maraş’ın en önemli sembollerinden biri olan bu müzeyi muhakkak ziyaret etmelisiniz. Yedi güzel adamın da kimler olduğu müze ziyaretine gidenler için sürpriz olsun.
Germenicia Antik Kenti
Özel mülkiyette olduğu için henüz kazı süreçleri tamamlanmayan antik kentin kazıyla ortaya çıkarılmış küçük bir kısmına şahitlik ediyoruz. Yaklaşık 1500 yıl toprağın altında kendini saklayan Antik Çağ’a ait taban mozaikleri, o dönemin günlük hayatından kesitler sunuyor. Renklerin soft ve geçişli kullanıldığı mozaiklerin büyük bir ustalığın ürünü olduğu aşikâr. Saray ya da benzer bir yapının kalıntıları olabileceği tahmin ediliyor. Kenti gezdikten sonra kapısında mozaik denemesi yapabilmeniz için küçük bir atölye mevcut. Umarız ki kazılar ivme kazanır ve bu alan, tarihin pek çok bilinmeyenin ışık tutar.
Kahramanmaraş, en az on gününüzü ayırarak gezebileceğiniz bir kent. Abdülhamit Han Camii, Arkeoloji Müzesi, Dondurma Müzesi, Kurtuluş Kent Müzesi, Yeşil Göl, Kale ve daha nice mekânıyla muhakkak gezi planlamalarında olması gereken bir Anadolu şehri. Sultan’üs Şuara Sünbülzade Vehbi’den, büyük devlet adamı ve hükümdar Alaüddevle Bozkurt Bey’e kadar nice kıymetli şahsiyetin yurdu bu vatan toprağı. Maraş, gerek tarihi, gerek mutfak lezzetleriyle ziyaretçilerini eşi görülmeyen bir misafirperverlikle kucaklıyor. Antep’e çok yakın mesafede olmasına rağmen Antep mutfağından farklı tatları var ve bir gastronomi şehri olmaya aday. Tarhanası, eli böğründesi, mumbar dolması, kuru dolması, kuru domates, çemeni, baharatı, fıstık ezmesi, yöresel Maraş çöreği ve tabii dondurması ile kapılarını gelenlere sonuna kadar açıyor. Unutmayalım, Antep’in baklavasını yemek için Maraş’ın dondurması olmalıdır. Tüm şehirlerimizin apayrı güzel ve birbirini tamamlayan kardeşlikleri var. Ve tabii yazacak çok şey de var, ancak yaşanacak olanların peşinden koşmaya devam diyerek yazımızı burada noktalayalım. Kalın sağlıcakla.