DEİZMİN PAYANDALARI
Abdurrahman AKBAŞ
DİB Başkanlık Müşaviri
Son yıllarda gençlerin dinî eğilimleriyle ilgili pek çok anlatıya tanık oluyoruz. Nesillerin tevhidden uzaklaştığına, yeni inanç akımlarına yöneldiğine ve özellikle deizmin gençler arasında revaç bulduğuna dair ciddi endişeler dile getiriliyor. Toplumun önünde yeni bir tehlike olduğu savıyla deizme karşı mücadele stratejileri geliştirmek için ciddi platformlarda konferanslar, paneller, sempozyumlar tertip edilip akademik çalışmalar ve tezler yapılıyor. Bu tür çalışmaların önemsiz olduğu elbette söylenemez. Başta deizm olmak üzere varoluşun ve hayatın anlamı noktasında tebarüz eden tutarsız ve mesnetsiz anlayışlara karşı doğru dinî bilginin hikmetli bir dille ortaya konulması, Müslümanların uhdesinde ihmal edilemez bir görevdir. Ancak bu konuda gündeme taşınan iddia ve kaygıların abartılı olduğu da göz ardı edilemez bir gerçektir.
Her şeyden önce deizmin yeni bir inanç akımı olduğu düşüncesinin gerçeği yansıtmadığının altını çizmek gerekir. Yani deizmin entelektüel bir çabanın neticesinde ulaşılmış yeni bir inanç akımı olarak ele alınması, temelsiz ve gerçeklikten uzak bir yaklaşımdır. Bu bağlamda, “Bir Cahiliye Tutarsızlığının Modern Görünümü” başlıklı önceki yazımızda bu meseleyi ana hatlarıyla irdelemiştik. Söz konusu inanç akımının, kadim zamanlardan bu yana insanlığı hakikatten uzaklaştıran şirk ile pek çok açıdan benzerlik gösterdiğine dikkat çekmiştik.
Deizmin İslam toplumlarında veya Müslüman gençler arasında yaygınlık kazandığı iddiasının da abartılı bir söylem olduğunu görmek gerekir. Zira söz konusu inanca dair bilinçli ve toplu bir yönelişten bahsedebilmek için elde tutarlı, sağlıklı ve kapsamlı bir veri bulunmamaktadır. Münferit örnekler üzerinden genelleme yapılarak gençlerin deizme yöneldiği yönündeki söylemler, İslam karşıtı ideolojik bir propagandanın etkisinden kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte, kökeni oldukça eskiye tarihlenen söz konusu inanç akımının Müslüman bir toplumda az da olsa karşılık bulmasının arkasındaki sebepleri de görmezden gelemeyiz. Bugün deizm ve benzeri inanç eğilimlerinin gündemi fazlasıyla meşgul etmesine zemin hazırlayan ve bu tür eğilimleri destekleyen üç temel sorun vardır:
Birincisi, modern dönemde sahih bilginin ve tefekkürün göz ardı edilmesidir. İnsan, doğru bilgiden ve tefekkürden uzak kalınca muhakeme kabiliyetini kaybetmekte ve kolaylıkla manipüle edilebilmektedir. Özellikle metafizik boyutu sebebiyle gelişigüzel söylemlerin bile kitlelerde karşılık bulduğu inanç alanında bu durum kendisini daha fazla hissettirmektedir. Nitekim tefekkürün ihmal edildiği zamanlarda tutarsız ve mesnetsiz pek çok fikrin toplumda yaygınlaşması tarihî bir gerçekliktir. Böyle zamanlarda genellikle sorgulama, araştırma ve kıyaslama yapmadan kabullendiği bilgilerle yetinen pek çok insan, ne yazık ki gerçeklikten ve tutarlılıktan uzaklaşarak fanatizme mahkûm olmuştur.
Bu bağlamda modern çağın öne çıkardığı bir diğer sorun da zihin ile gönül arasındaki bağın kopmuş olmasıdır. Ontolojik açıdan bu daha vahim bir sorundur. Çünkü bilgi, bilinç ve mantığı ifade eden akıl ile duygu, sezgi ve inancı temsil eden kalbin birlikteliği hayati bir gerekliliktir. Akıl ile kalp arasındaki bağ koptuğunda insanın dengesi bozulmakta; ruhsal, duygusal ve düşünsel savruluşlar yaşamakta; tutarsız ve mesnetsiz fikirlerin ardına düşerek gerçeklikten büsbütün uzaklaşmaktadır.
Bugün tam da böyle bir zamanı yaşıyoruz. Hayatın hız, haz ve konfor eksenli tasarlandığı modern çağ, akıl ve kalp birlikteliğinin her geçen gün daha fazla örselendiği bir döneme karşılık gelmektedir. Maddi olanın ön plana çıkarılıp mananın ihmal edildiği ve dolayısıyla varlığın aşkın boyutuyla irtibatın zayıfladığı böyle zamanlarda hayata dair tercihler, büyük oranda duygusal saikler ve nefsani arzular doğrultusunda şekillenmektedir. Sağduyunun yitirildiği böyle durumlarda insan, kutsalı yok sayan ve onun hayattaki etkisinin kırılmasını isteyen düşünceler karşısında daha da savunmasız kalmaktadır. Nihayetinde yüce bir varlığa teslim olma, onun buyrukları doğrultusunda bir hayat yaşama iradesi ortaya koymak yerine benmerkezci bir anlayışla kendi arzularını ilah edinmek gibi bir düşüklüğe bile sürüklenebilmektedir.
İkincisi, son birkaç asırdır Müslümanların bilgi, bilinç ve ahlak açısından içinde bulunduğu durumdur. İslam dünyası bugün ne yazık ki tarihte hiç olmadığı kadar dağınık ve zayıf bir görünüme bürünmüştür. İslam’ın medeniyet ufkundan uzaklaşınca çağın gerektirdiği bilgiyi üretme ve onu hayata dönüştürme noktasında yaşanan zafiyet, Müslümanları küresel boyutta edilgen bir konuma düşürmüştür. Bunun sonucunda ortaya çıkan ve hayatı kuşatan devasa sorunlar, Müslümanların insanlığa umut olma misyonuna halel getirmiştir.
Gelinen noktada İslam dünyasında dinî ve ahlaki açıdan bir temsil sorunu yaşandığı, Müslümanların inandıklarıyla yaşadıkları arasında kalın bir duvar oluştuğu, yadsınamaz bir gerçektir. Bu duvar yükseldikçe ne imanın nuru hayata yansıyabiliyor ne de yaşanan hayat imana şahit olabiliyor. İnançla hayat arasında tebarüz eden çelişkiler, nesillerin din algılarında ve inanç, duygu, düşünce dünyalarında derin kırılmalara; şahsiyet, kimlik ve aidiyet bilinçlerinde ciddi travmalara sebep oluyor. Neticede Müslümanların gerek küresel boyuttaki pasif duruşları gerekse dinî alandaki ihmalleri sebebiyle kendilerini boşlukta hisseden gençlerin yeni arayışlara yönelmesi kaçınılmaz hâle geliyor.
Öte yandan İslam’ın hakkıyla temsil edilememesi, özellikle hakikati şahıslar üzerinden tanımlama yanılgısına düşenlerin din ve dinî değerlerle ilişkisini de olumsuz bir şekilde etkiliyor.
Üçüncüsü, İslam karşıtlarının manipülatif ve ayartıcı kavramlar üzerinden nesilleri dinden uzaklaştırma çabasıdır. Bugün deizmin entelektüel bir çabanın neticesinde ulaşılmış yeni bir inançmış gibi takdim edilmesi, böyle bir çabanın göstergesidir. İslami literatürde inanca dair temel ilkeler ve kavramlar son derece açık ve net olduğu için İslam’ın hayat veren hakikatlerini gölgelemek isteyenler, bilinçli bir şekilde yeni kavramlar üzerinden gençlere yönelik algı operasyonu yapmaktadır. Esasen yeni bir inanç biçimi olarak lanse edilen ateizm, deizm, agnostisizm gibi akımların durumu da böyledir.
Ayrıca İslam literatüründe bütün boyutlarıyla ele alınıp çürütülmüş herhangi bir inancın farklı isimler altında yeniden gündeme getirilmesi, onun yeni bir şey olduğunu göstermez. Kaldı ki bir şeyin yeni olması, onun iyi bir şey olduğu anlamına da gelmez. Dolayısıyla bu tür girişimleri, kendi içinde pek çok tutarsızlığı bulunan bir inanç akımını meşrulaştırma ve ona masumiyet kazandırarak toplumda normalleştirme girişimi olarak görmek gerekir.
Sonuç olarak gençliğe ve geleceğe dair mezkûr endişelerin izalesi, ancak hakikate kasteden bütün bu sorunların üstesinden gelindiğinde mümkün olacaktır.