DAVETTEN REKABETE DİJİTAL DÜNYADA DİN
Dijital dünya, dinî hayata çok farklı olanaklar sunuyor. Dinî bilgiye ve kaynaklara erişim, din eğitimi, dinî sosyalleşme, çeşitli ibadetleri yerine getirme gibi uygulamalar dinî hayat ile dijital dünya arasındaki etkileşimin boyutlarını gösteriyor. Hatta dinî hayatı artık dijitalleşmeden bağımsız değerlendirmek, neredeyse imkânsız gibi. Buna bağlı olarak dijital dünyaya davet motivasyonuyla giren birbirinden farklı yapılar var. Din eğitimi başta olmak üzere çok boyutlu hizmetler sunan kurumlar, dinî gruplar ve kanaat önderleri, dinî referanslarla hareket eden insani yardım kuruluşları dijital dünyadaki geleneksel eğilimi temsil ederken hedef kitlesini genişletmek isteyen kült hareketler, eylemlerini dinî gerekçelerle meşrulaştırmak isteyen örgütler, şifa seanslarıyla alternatif maneviyat sunduğunu iddia eden seküler yapılarsa başka bir eğilimi. Elbette bu sayılanlarla sınırlı değil ve hepsini tek kategoride sınıflandırmak beyhude bir çaba. Zira dijital dünyada din şemsiyesinin altına bireyler ve gruplar toplanmaya devam ediyor.
Evvela geleneksel bakış açısıyla dijital dünyaya girişin temel amacının “davet” olduğu konusunda neredeyse mutabakat var. Dijital evreni “İslam’ın mesajıyla” dönüştürme motivasyonu güçlü bir temel olarak güncelliğini koruyor. Bununla birlikte dini farklı anlama ve yorumlama tarzındaki çeşitlilik, dijitalde “rekabet” motivasyonu zorunlu kılıyor. Yani “davet” motivasyonu tek başına yeterli değil. Dolayısıyla dijital dünyadan dinî içerik sunma gayreti davetten rekabete uzanan bir yol. Neden mi?
Her şeyden öte dijital dünya, kendisine uyumu icbar ediyor. Dini anlayış ve yaşayış biçimi ne kadar farklı olursa olsun dijitalde varlık göstermenin ön koşulları ve devamlılık şartları var. Bu mecburiyetin izlerine bakacak olursak, görselliği bulunmayan paylaşımların anlamlı bir değeri bulunmadığını söyleyebiliriz söz gelimi. Yine “olağan” şeyler yayımlıyorsanız “durağan” karşılanıyorsunuz; sükûnetle ifade edilen sözler, tartışmalar kadar değer görmüyor.
Bir başkası, dijital mecraların etkileşime dayalı yapısı, ne kadar etkili göründüğünüzü bildiriyor size ve herkese. Siz de mesajınız ne olursa olsun nicel verileri (beğenme, paylaşma, yorumlama vd.) göz ardı etmiyorsunuz. Size rekabetin kapısını aralıyor bütün bunlar. Mecranın kendine özgü dinamikleri, dinî içerik sunmayı hiç hissettirmeden davetten rekabet motivasyonuna bağlıyor. Bu da zaman zaman sorun yumağını açığa çıkarıyor. Dijital dünyada rekabete dayalı sorunlar neler peki?
Beni Takip Edin Değerli Cemaat
Dijitalde davet, öncelikle dijitale adaptasyona ya da dijital yetkinliğe mecbur bırakıyor. Örneğin dijital dünyada anlamlı olmak ve kalmak, itibar edinmek abone sayılarıyla mümkün. Bunun için kanala abone olma, beğenme, paylaşma, yorum yapma gibi pratikler bilhassa önemseniyor ve paylaşılan içeriğin kenarında köşesinde bu mesajlarla karşılaşıyorsunuz: “Kanalıma abone olmayı unutmayın”, “Sayfamı takip edin”… Dinî içerikler sunan video paylaşım sayfalarında ya da sosyal medya hesaplarında, dijital vaizlerde bu türden abonelik ve takip davetlerini görmek de pekâlâ mümkün. Bir gün “Beni takip edin değerli cemaat!" sözünü duyarsanız şaşırmamalısınız, zira dijital dünyanın inşa ettiği davet yöntemi, takip ya da abonelikle eş değer. Abone olduktan sonra etkileşim istekleri peşi sıra geliyor. Bunun sorunlu yanıysa mecranın realitesinin geleneksel davet yöntemlerini dönüştürmüş olması. Kanala davet, aynı zamanda rekabeti yansıtıyor. Rekabet ne kadar güçlüyse dijitalde etkinlik ve yetkinlik o kadar yüksek. Bu rekabet bir yere kadar makul görünebilir. Ancak dahası var.
İslam’ı Kendine Hasretme
Dijital dünyada, hitap edilen kitleyi sabitkadem kılmanın temel noktalarından biri İslam’ı, kendi yorumuna sabitleme problemidir. İslam, inançtan düşünceye, ahlaktan pratiğe, ticaretten aile hayatına dek uzanan, satırlara sığmayacak bir bütündür. Sınırları ve yoruma açık kısımları da tayin eder. Ancak gelin görün ki zaman zaman bir yorumun temel, değişmez, yorumlanmaz biçimde aktarıldığı görülüyor. Muhtelif sembollerle dinî imaj çizen fenomenlerin, başka fenomenlerin videolarını (açık ya da örtük) yorumlamadan başlayıp sataşma ve tartışmaya varan ölçüde içerikler yayınladığını hatırlatmak, zannedersem konuyu daha net açıklar.
Mikrofonla Tartıştırmak
“Hikmet ve güzel öğütle davet” ilkesi (Nahl, 16/125) herhâlde dijital dünyadaki kadar ihmal ve ihlal edilmemiştir. Dinî bir kisve giyip logolarında simge değeri yüksek görseller kullanarak sokaklarda mikrofon uzatan fenomenlerin “din adına” yaptırdıkları sorgulamalar, tartışmalar ve hatta kavgalar bu ilkenin ne kadar göz ardı edildiğini ortaya koyuyor. Kamera ve mikrofonla özel olarak belirledikleri mekânlarda insanların dinî bilgilerini alaya alarak sorgulama; kalabalık ortamlara girerek dinî konularda insanları kışkırtma ve tartışmaya davet etme; insanların sabrını sosyal deney kılıfıyla zorlayarak kavga çıkarma gibi davranışların davet metodu olarak kullanılması kabul edilebilir mi? Tamamen rekabet atmosferine uygun formlar bunlar.
Etkileşime Ram Olma
Muhtemelen hepimiz, dijital evrende paylaştığımız yazı, fotoğraf ya da videoya olan ilgiyi merak ediyoruz. Bu alakamızı sevk eden unsur, dijitalin etkileşime dayanan teknik yapısı. Ne tür içerikler daha fazla etkileşim alıyorsa buna göre paylaşımlar yapma gereği hissediyor ve mecranın tetiklediği konulara ya da biçimlere yöneliyoruz. Kim gayret ettiği (!) bir içeriğin görmezden gelinmesine tahammül edebilir ki?
Dinî içerikli mesajlar yayınlayan fenomenler için de aynı şey geçerli. Kaç takipçilerinin olduğu, paylaşımlarının kaç kişiye ulaştığı üzerinde özel olarak duruyorlar. Etkileşimin bulunmadığı içeriğe yönelme gibi bir durum da söz konusu olmuyor tabii ki. Bununla beraber insanların din duygusundan yararlanan mesajlarsa sorun yumağının ilginç bir yönünü temsil ediyor:
“Dua için yoruma bir nokta koy."
“Salavat zinciri kuruyoruz, bu mesajın altına salavat yaz."
“Bu gönderinin altına gözleri kapalı kaç kişi Allah yazar?"
“Bu bebeğin şifa bulması için yoruma Ya Şafii yazar mısın?”
“Bu mesajı 10 kişiye göndermeyenin başına gelenler”
Niyetlerden bağımsız olarak ifade edelim ki bu metinlerin temelinde etkileşime ram olma realitesi var. Dua etmek için neden bir noktaya ihtiyacım olsun ki? Salavat zincirinin altına salavat yazmadan salatüselam getirmek mümkün değil mi? Gözleri kapalı Allah yazmanın dinen karşılığı nedir?
Dinî gayelerle dijitale yönelmenin bilgi aktarma ya da bilgi edinme isteğinden kaynaklandığı aşikâr. Ancak bu motivasyonları sorunlarından azade düşünmek, gerçekle bağdaşmıyor. Dijital dünyada, bir taraftan dinî anlamda zengin bilgilere ulaşılabilirken diğer taraftan da dinî hassasiyetleri zedeleyen içeriklerle karşı karşıya kalınabiliyor. Dolayısıyla sorunlara temas etmek, dijital dünyayı topyekûn reddetme anlamı taşımıyor; aksine temkin ve tedbir teklif ediyor.