DAVETE ADANAN BİR ÖMÜR:
İBRAHİM TAŞDEMİR
Ahmet Mahmut ŞEN
Davet etmek; sözlükte “çağırmak, seslenmek” manalarına gelirken İslami literatürde “insanları hakikate ve Allah’ın dinini benimsemeye çağırmak” demektir. Kimi insanlar vardır ki yalnızca Allah’ın rızasını gözeterek hiç tanımadığı insanlara en değerli hazineleri olan vakitlerini tereddütsüzce ve bilabedel infak ederler. Karşılık beklemeden, görünür olma kaygısı taşımadan iyiliği hayatlarının merkezine alırlar. İşte bu adanmış gönüllerden biri de İzmir’in Selçuk ilçesindeki tarihî İsa Bey Camii İmam Hatibi ve şehit babası olan İbrahim Taşdemir’dir.
Manisa’da dünyaya gelen İbrahim Taşdemir, öğrenim hayatını Kütahya Simav’da tamamlar. 1985 yılında Gaziantep’te imam hatip olarak göreve başlar. Dört yıl süren bu görevin ardından Manisa’nın Salihli ilçesine atanır. Kazandığı ilahiyat fakültesini okuyabilmek için İzmir’in Urla ilçesine tayin olur. 2000-2004 tarihleri arasında Hollanda’da yurt dışı hizmetinde bulunur. Yaklaşık on beş yıl Urla’da görev yaptıktan sonra 2015 yılında dünyanın en çok ziyaret edilen merkezlerinden biri olan Selçuk’a İsa Bey Camii’ne atanır.
Yurt dışındaki görevi sırasında, “açık kapı etkinlikleri” adını verdiği çalışmalar kapsamında Hollandalılara ve farklı milletlerden gelen yabancılara İslam’ı anlatmaya başlar. Bu süreçte, gayrimüslimlere hitap etmenin usul ve yöntemleri hususunda önemli bir tecrübe kazanır. Bu esnada hem bulunduğu ülkenin dilini hem de İngilizcesini geliştirir. Edindiği bu birikim ve deneyim, yıllar sonra İsa Bey Camii’nde yürüttüğü hizmetlerin temel taşlarından biri hâline gelecektir.
İzmir’in Selçuk ilçesi; Efes Antik Kenti, Şirince Rum köyü, Meryem Ana Kilisesi, Ayasuluk Kalesi’ndeki Aziz Yohannes Bazilikası ve St. Jean (Aziz Yahya) Kilisesi gibi tarihî ve kültürel zenginlikleriyle her yıl binlerce yabancı turisti kendine çeker. Bu bölgeye gelen turistlerin vazgeçilmez duraklarından birisi de Ayasuluk Kalesi’nin eteklerindeki Anadolu Beylikleri Dönemi’nde Aydınoğulları beylerinden İsa Bey tarafından 1375 yılında inşa ettirilen İsa Bey Camii’dir. Bu yoğun ziyaretçi akışını bir fırsat olarak değerlendiren İbrahim Taşdemir, imam hatiplik görevini yalnızca namaz vakitleriyle sınırlı görmez. Namaz vakitleri haricinde kalan tüm vaktini camiye gelen yerli ve yabancı turistlere hasreder. Özellikle yaz aylarında, turizm sezonunun yoğun olduğu dönemlerde neredeyse hiç izin kullanmadan günlerini davet ve irşat faaliyetleriyle geçirir; izinlerini ise daha sakin geçen kış aylarına bırakır.
Dünyanın farklı coğrafyalarından gelen turistlere çoğu zaman sınırlı bir süre içinde İslam’ı anlatmaya gayret eder. Zamanla farklı milletlerden gelen ziyaretçilerden telaffuzunu öğrendiği yaklaşık otuz dilde temel ifadelerle onları karşılar. İnsanların duruşlarından, davranışlarından ve tepkilerinden hangi ülkeden geldiklerini sezebilecek bir tecrübeye de sahip olan İbrahim Hoca, turistlere kendi dillerinde “Hoş geldiniz.”, “Nasılsınız?” gibi sözlerle hitap ederek onların ilgisini ve dikkatini çeker. Kolonya ve şeker ikram ederek Türk misafirperverliğini hissettirir; sıcak yaz günlerinde elinde su şişesi bulunmayanlara su ikram etmeyi ihmal etmez.
Bu ilk temasın ardından genellikle İngilizce devam eden diyaloglarda caminin mimari özelliklerini anlatır onlara. İlgisi ve yakınlığı iyice pekişen ziyaretçilere, camilerin hangi amaçla inşa edildiğini ve günde beş vakit namaz ibadetinin anlamını aktarır. Gün içerisinde beş defa okunan ezanın Müslümanları namaza davet eden bir çağrı olduğunu ifade eder ve ezandan kısa bir bölüm okur. Hayatlarında belki de ilk kez ezan sesiyle karşılaşan pek çok ziyaretçiye bu çağrının manasını açıklar. Namaz ibadeti, cuma namazı ve hutbe hakkında kısa bilgiler verir.
Kur’an hakkında da bilgilendirme yapar: Kur’an’ın nasıl bir kitap olduğu, hangi dönemde indirildiği, bugüne nasıl ulaştığı, insanlığa sunduğu mesaj ve hedefi, insanı hangi kötülüklerden sakındırmayı amaçladığı ve diğer kutsal metinlerden hangi yönleriyle ayrıldığı gibi başlıklar etrafında sohbetini derinleştirir. Gelenler şayet Hristiyan bir grup ise Kur’an’da Hz. İsa ve Hz. Meryem ile alakalı ayetlere değinir. Efes Antik Kenti’ne yakın bir yerde bulunan ve çokça ziyaret edilen Yedi Uyuyanlar diye bilinen Ashabı Kehf Mağarası’nı ziyaret edip etmediklerini sorar. Hristiyan oldukları için zulme uğrayan gençlerin mağaraya sığınıp üç yüz küsur yıl orada kaldıklarını ve bu hadise hakkında Kur’an’da Kehf isminde bir sure olduğunu aktarır. Kendi dinlerindeki hadiselerin Kur’an’da bulunduğunu öğrenen Hristiyan turistlerin ilgisi bu noktada daha da artar. Burayı ziyaret etmeden önce Kehf suresini okumalarını tavsiye eder.
Tüm bunların ardından cami raflarında bulunan ve Başkanlığımızca onlarca farklı dile tercüme edilmiş Kur’an-ı Kerim ve İslam’ı anlatan eserlerden istediklerini ücretsiz olarak alabileceklerini söyleyerek konuşmasını tamamlar.
İbrahim Hoca, zaman zaman yabancı turistlerin Müslüman olmalarına da vesile olur. Bir defasında camiyi ziyarete Meksikalı yaşlı bir kadın turist gelir. Kadının ezanı duyduğunda duygulandığını arkadaşlarından öğrenir. O anda ezan okumaya başlayan İbrahim Hoca, duygulanan Meksikalı kadının yapılan sohbet sonrası ihtida etmesine vesile olur.
İbrahim Taşdemir, birçok dili temel seviyede öğrenip dünyanın farklı coğrafyalarından gelenleri irşat eden İslam’ın sedası olur. İmkânların, içinde yaşanan mekânın ve karşılaşılan insanların birer tebliğ vesilesine dönüştürülebileceğini bize gösterir. O, Allah’ın rızasını kazanmak ve iyiliğin hâkim olması için tanımadığı insanlara en değerli hazinesi olan vaktini cömertçe infak ederek ömrünü İslam’ı anlatmaya adamış, samimi ve yüce gönüllü bir davet eridir.