Çocuğun kim olduğu sorusu, cevaplamakta zorlandığımız sorulardan biri. Yetişkinlerden farklı bir doğası var onun ve bu doğanın ne olduğu, nasıl özellikler taşıdığı soruları üzerine bir külliyat oluşmuş durumda. Çocuk, metafizikle iç içe yaşıyor ve gözlerindeki ürperti, bizim gibi “akıllı uslu” insanlar tarafından -seneler içerisinde- ortadan kaldırılıyor.
Çocuğun kim olduğu sorusuna sanatçıların verdikleri cevaplar heyecan verici. “Bir insanı al, onu çöz çöz çocuk olsun.” diyen Sezai Karakoç, “Çocukluk gökyüzü gibidir, nereye gitsen gelir.” diyen Edip Cansever, “Bir kez yaşarız, çocukluğumuzda, gerisi anımsamadır.” diyen Louise Glück… İçimizde kaybolup giden çocukluk hazinesine işaret eder Karakoç. Çocukluğun -bilen için- hiç kaybolmayan bir hazine olduğuna işaret eden diğer şair Roland Barthes ise “Sadece çocukluğuma baktığımda zamanın geçip gidişine üzülmem, çünkü onda bulduğum, geri döndürülemeyen değil, ortadan kaldırılamayandır.” derken aynı şeye vurgu yapar. Çocukluk daima anımsanandır.
Edebiyatsa insana bilinmezden gelen ve bilinmeze giden yolculuğundaki gizemleri hatırlatma işidir. Bu hatırlatmanın iki boyutu vardır: Fizik ve metafizik. Edebiyat ancak ruhumuzda önceden var olan bir yaşantının bize anımsatılmasıdır. Bu anımsama, bu dünyadaki yaşantılarımıza denk gelir. Bir de dünya öncesi ve dünya sonrası hayatımızın -ruh yolculuğumuzun- anımsatılması söz konusudur. Kemal Sayar’ı analım: Kadim bilgeliklere göre, insanoğlu dünyaya gelirken unutuş suyundan içmiştir. O sebeple geçmişte dünya öncesinde olup bitenleri anımsamaz. Hâlbuki her gerçek karşılaşma, “güzel olan”la her yeniden karşılaşma bizde belirsiz bir ürperti yaratır. Çünkü unuttuğumuz o sahneleri anımsar gibi oluruz. Ali Şeriati’nin deyimiyle biz, cennetteki hayatımıza duyduğumuz özlem sonucunda edebî eserler üretiriz. Her sanat eseri bizim bilinmeze olan iştiyakımızı cevaplar.
O hâlde şunu söyleyelim: Çocukluk, sonsuz bir anımsama, edebiyat ise sonsuz bir anımsatmadır. Bakışımlı aynalarda çoğalan görüntüler gibi, sanat eserinde insan, insanda sanat eseri çoğalır. Edebiyat, insan ruhunun sınırsız evreninde, kelimelerin sınırlı imkânlarıyla yapılan bir gezidir. Ruhumuzun, hayatımızın ve dilimizin dokunulmamış alanlarını edebiyatın gramerine dâhil etmeye çalışırız. İşte o zaman illaki yolumuz çocukluğumuza çıkar. Çünkü “Bir kez yaşarız, çocukluğumuzda, gerisi anımsamadır.”