ÇOCUKLARDA
OYUN ve
OYUNCAĞIN
ÖNEMİ
Emine ERGÜN
Psikolog

Oyun çocuğun en önemli uğraşıdır. Çocuk; çevresini, çevresindeki kişileri, insan ilişkilerini oyun yoluyla öğrenir ve bunlardan yola çıkarak kendi kişiliğinin temellerini atmaya çalışır. Empati kurar; bir grubun üyesi olma, başkalarının haklarına saygı duyma ve iletişim becerileri gelişir. Sosyalleşir. Çocuklar oyun yolu ile yalnızca hoş vakit geçirmekle kalmazlar; akranları ile beraber olurlar; paylaşma, yardımlaşma gibi pro-sosyal davranışları öğrenirler; hayal güçleri, dil ve konuşma becerileri gelişir.

Çocuk oyun oynamak için birden fazla kişiye ihtiyaç duymaz. Kendi başına da oyun oynayabilir. Bağımsız oyun dediğimiz bu oyun çeşidinde, bir oyuncak ya da bir ev eşyası ile farklı şekillerde dakikalarca oynayabilir. Burada dikkat edilmesi gereken, çocuğun oyununun şeklidir. Eğer oyuncak ile amacına uygun olarak oynuyorsa bir problem yoktur ama amacı dışında oynuyorsa o çocuğun davranışları dikkatle izlenmelidir. Çünkü oyuncaklar ile amacı dışında oynamak bazı gelişimsel ve davranışsal problemler için ön tanı niteliğindedir.

Paralel oyun olarak ifade edilen oyun şeklinde ise birden fazla çocuk aynı ortamda birbirinden farklı oyunlar oynamaktadır. Aileler genelde bu şekilde oynayan çocukları bir araya getirmek, beraber oynamalarını pekiştirmek adına çaba sarf ederler. Ama bu çaba boşunadır. Çünkü bu yaş çocukları benmerkezci oldukları için iş birliği içinde olmayı istemezler, her çocuk âdeta kendi cumhuriyetini ilan etmişcesine bağımsız olmayı ister. Onların bu isteğine saygı gösterilmeli, bunun, gelişimlerinin bir parçası olduğu kabul edilmelidir.

“Birlikte oyun” olarak tanımlanan oyun biçiminde çocuk, sosyal anlamda oyun oynamaya başlar. Çünkü artık başka çocuklar ile beraber oyun kurmakta, oyuncaklarını paylaşmaktadır. Bu dönemde oyun içinde kavgaların olması, sorunların çıkması doğaldır. Çocuk her sorun yaşadığında anne ya da babasına bunu iletecek, arkadaşını şikâyet edecektir. Böyle bir şikâyetle karşılaşan anne baba, çocuğu ya da arkadaşını azarlamamalı, onların oyununa ve oyun kurallarına müdahale etmemelidir. “Yaşadığınız sorunu kendiniz çözebilirsiniz, bu konuda ikinize de güveniyorum.” şeklinde bir açıklama yeterli olacaktır. Küçük yaşta kendi sorunlarını çözebilen bir çocuk, yetişkin olduğunda da karşılaştığı sorunların üstesinden gelmeyi başarabilecek, kimseye bağımlı olmayacaktır.

Oyunu ve oyun şekli, çocuğun kişiliği ile ilgili de ipuçları verir. Şiddet eğilimi olan, kardeşini kıskanan, iletişim problemleri yaşayan çocukların belirlenmesinde oyun terapisinin kullanılması bu nedenle önem taşımaktadır.

Çocukların gerek fiziksel gerekse sosyal ve bilişsel gelişimlerini desteklemek adına, bahçe oyunları oynamalarına da fırsat verilmelidir. Özellikle şehirde büyüyen çocukların bu yöndeki eksikleri park ve piknik alanlarına gidilerek giderilmeye çalışılmalıdır.

Çocukla Oyun Bir Keyiftir, Mesai Değil

Çocuklar yalnız oynamaktan pek hoşlanmazlar. Yanlarında ya bir arkadaş, akran ya da anne babalarını isterler. Çocuk için bu kadar önemli olan oyun, ailesi için de önemli olmalıdır. Çocuklar için anne babaları ile oyun oynamak çok büyük bir zevktir. Anne baba ne kadar basit olursa olsun çocuğunun oyununu önemsemeli, oyunun bir parçası olmak için istekli olmalıdır. Bu nedenle oyuna bir iş, bir zorunluluk, çocukla geçirilen zorunlu zaman gibi bakmamak gerekir. Bütün günü çocukla oynayarak geçirmek mümkün değildir ama kaliteli olarak geçirilen kısa zamanlar bile çocuklar için çok değerlidir. Bu nedenle nasıl ki çocuğa yemek yedirmek, onu yıkamak ve uyutmak için zaman ayrılıyorsa oyun oynamak için de zaman ayrılmalıdır.

Oyunu çocuğun gözünde didaktik (öğretici) bir hâle getirmemek gerekir. Amacımız; çocuğumuza bir şeyler öğretmek, onun bilgi ve becerisi hazinesini geliştirmek olduğu zaman oyun amacından uzaklaşmaya başlar. Çünkü bu durumda bizler, oyun süresince ve sonunda çocuğumuzu neleri öğrenmiş, neleri öğrenmemiş diye test etmeye başlarız. Önemli olan onun keyifli vakit geçirmesi değil, performansı olmaya başlar. Bu durumda çocuk da anne baba da sıkılır; oyun, oyun olmaktan çıkar.

Peki, bunları önlemek için neler yapabilirsiniz?

Çocuğunuz için yapılandırılmış oyun ortamları kurmayın. Salon, mutfak, hatta banyo oyun alanı olabilir

Çocuğunuz sizin kurduğunuz, belli hedefleri ve kazanımları olan oyunları oynamak istemez. Oyuna bir misyon yüklemeyin.

Her zaman çocuğunuz sizi oyuna çağırmasın, siz de onu oyun oynamak için davet edin. Bu çocukların daha çok hoşuna gider.

Oyun sırasında çocuğunuzun performans değerlendirmesini yapmayın. “Bunu yanlış yaptın, ben sana böyle mi öğrettim?” gibi ifadeler yerine “Bunu böyle yapsak sence nasıl olur? Bir de böyle yapmayı deneyelim mi?” gibi çocuğunuzun ufkunu açacak cümleleri seçmeye özen gösterin.

Amacımız mükemmel çocuğu yetiştirmek olmadığı için oyunda hırslarınızın esiri olmayın. Unutmayın siz kazandığınızda ya da kaybettiğinde nasıl davranıyorsanız çocuğunuz bu davranış şekillerini model alacaktır.

Her oyunda illaki bir oyuncak ya da materyal kullanmak zorunda değilsiniz. Yerde yuvarlanmaca, beden hareketleri yapma, ayna önünde aynı hareketleri yapma gibi pek çok oyun da çocukların çok hoşuna gider.

Oyun sırasında siz de keyif almaya çalışın. Çocuklar oyundan keyif alamayan yetişkinlerden hoşlanmazlar.

Anaokulundan verilen ödev kâğıtları, çocuğunuz için aldığınız kavram kitapları ile yapılan çalışmalar oyun değildir. Bunlar için harcadığınız zamanın dışında çocuğunuzla oyun oynamak için zaman ayırmanız gerekir.

Çocuğunuz başka çocuklarla oynarken onu gözlemleyin. Neler yapıyor, nasıl iletişim kuruyor, sorunlarını nasıl çözüyor? Çocuğunuzu tanımanın en iyi yolu budur.

Çocuğunuz başka çocuklarla oynarken yenilebilir, itilip kakılabilir, dışlanabilir. Bu davranışları kişiselleştirip üstünüze alınıp kendinizi ve çocuğunuzu savunmak için müdahale etmeyin. Bırakın çocuğunuz kendi sorunlarını kendisi çözsün.

Çocukların oyun ihtiyacı hiç bitmez. Zaman olarak size uymayan anlarda bunu talep ederse bu ihtiyacını görmezden gelmeyin. “Şu anda işim var, bu işimi bitireyim seninle oynayacağım.” şeklinde erteleme yapabilirsiniz. Ama verdiğiniz sözü de mutlaka tutun.

Oyuncağın Cinsiyeti Olur mu?

Anne baba adayları için çocuğun cinsiyeti çok önemlidir. Cinsiyeti belli olunca erkekse mavinin binbir tonu, kız ise pembenin farklı tonlarında odalar tasarlanır, kıyafetler alınır. Bu toplumsal bir olgudur. Cinsiyet ile renk arasında ciddi bir ilişki kurulur. Erkek çocuğa giydirilen kırmızı renk tehdit gibi görülür, kızın mavi giymesi sakıncalıdır. Aslında durum böyle değil tabii ki…

Çocuklarımızın cinsiyeti ile renkler arasında bu derecede bir ilişki kurmaya gerek yok. Her çocuk her rengi rahatlıkla giyebilir. Özellikle çocuk odalarında olması gereken renk, cinsiyete göre belirlenmemelidir. Çünkü yenidoğan bebeklerin en iyi gördüğü renk kırmızı, onları en çok rahatlatan renk ise turuncudur.

Renkler konusundaki benzer tepkiyi oyuncaklar konusunda da verebiliyoruz. Arabayla oynayan kız çocuk ya da bebekle oynayan erkek çocuk görünce beynimizden vurulmuşa dönüyoruz. Oysa oyuncağın cinsiyeti olmaz. Her çocuk istediği ve merak ettiği her oyuncak ile oynayabilir. Kız çocukların evcilik oynaması ne kadar doğal ise o evcilik içinde erkek çocuğun olması da o kadar doğaldır. Her oyuncağın çocuk gelişimine katkısı farklıdır. Bebekle oynayan erkek çocuk, belki de kardeşi olduğunda annesinin en iyi yardımcısı, ilerde çocuk sahibi olduğunda da iyi bir baba olacaktır.

Aileler sağlıklı oyuncak denildiği zaman daha çok fiziksel zararlarını düşünür. Sivri olmasın, küçük parçaları olmasın, çabuk bozulmasın vb. Oysa sağlıksız oyuncak denildiği zaman fiziksel ve ruhsal olarak ayırt etmek gerekir. Ruhsal olarak sağlıksız olanlar, çocuğun yaşına ve gelişim dönemine uygun olmayan, çocuğun yanlış gelişimine neden olabilecek oyuncaklardır. Bu nedenle oyuncak seçiminde oyuncak kutuları üzerinde yazan yaş aralığına dikkat edilmeli, yaşa ve gelişime göre oyuncak alınmalı, silah, tabanca türü şeyler oyuncak olarak eve alınmamalıdır. Oyuncakların cinsiyetinden çok bu özelliklerine dikkat edilmelidir.