ÇOCUK NİMETİNİN ŞÜKRÜ: AKÎKA

Dr. Öğretim Üyesi Ayşe Gültekin
Uşak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

عَقَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْحَسَنِ بِشَاةٍ وَقَالَ

‏ "‏ يَا فَاطِمَةُ احْلِقِي رَأْسَهُ وَتَصَدَّقِي بِزِنَةِ شَعْرِهِ فِضَّةً ‏"‏ ‏

“Resulüllah (s.a.s), torunu Hasan için akîka olarak bir koyun kurban etti ve kızına ‘ Ey Fâtıma, onun başını tıraş et ve saçının ağırlığı kadar gümüşü sadaka olarak ver.’ buyurdu.”

(Tirmizî, Edâhî, 19)

Dünyaya gelen her bebek geleceğe dair umutlarımızı yeşertir. Hz. Âdem’den itibaren devam eden döngü bozulmamıştır. Birileri vefat edip arkalarında büyük üzüntüler, acılar bıraksalar da onların boşluğu dünyaya gözlerini açan yeni bebeklerle doldurulmuş, acılar sevinçlere dönüşmüştür. Bizler bu dünyada kalıcı olmadığımız gibi acılarımız kederlerimiz de kalıcı değildir. Yeni doğan, kokusuyla, masumiyetiyle yaşam döngüsünün devam ettiğini müjdeleyerek içimizi sevgiyle doldurur, ona duyduğumuz merhamet içimizi titretir. Onu bağrımıza basıp severken Cenab-ı Hakk’ın kudretini bir kere daha müşahede eder, âcizliğimizin bir kere daha farkına varırız. Bir damla su, rahme tutunup embriyoya, embriyo bir çiğnem ete dönüşmüş, bir çiğnem etten iskelet sistemi oluşmuş, sonra da bu kemikler etle kaplanmış, biçim verenlerin en güzeli olan Allah embriyoyu anne karnında dokuz ay boyunca hâlden hâle çevirerek bambaşka bir varlık hâline getirmiştir (Mü’minûn, 23/14; Hacc, 22/5).

Terbiye edip yetiştireceğimiz, iyi, güzel ahlaklı bir kul olması için ömrümüzü adayacağımız, neslimizi devam ettirecek, amel defterimizi öldükten sonra bile açık bırakacak bir çocuğumuzun olması aziz ve celil olan Allah’a şükür sebebimizdir. Göz aydınlığı, gönül sevinci olsun diye dualar ettiğimiz (Furkan, 25/74) yavrumuza kavuştuğumuzda bize düşen Allah’a şükretmek, sevincimizi eşimizle dostumuzla paylaşmak ve fakir fukarayı sevindirmektir. Cenab-ı Hakk’a şükrümüzü ifade edeceğimiz âdetlerimizden birisi de akîkadır. Arap dilinde yeni doğan çocuğun başındaki saça verilen isim olan “akîka”, çocuk için kesilen kurbana da isim olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s) anne babaya karşı gelmek, itaatsiz olmak manasına gelen “ukûk” kelimesiyle aynı kökten geldiği için “akîka” isminden hoşlanmayıp bu kurbana itaat ve ibadet anlamına gelen “nüsük” kelimesinden türetilen “nesîke” adını verse de bu konuda gelen rivayetler Allah Resulü’nün Arapların yaygın kullanımından hareketle akîka kelimesini de kullandığını göstermektedir. (Malik, Muvatta’, 500; Akîka, 1; Ebû Dâvûd, Edâhî, 21)

Akîka aslında Cahiliyye Dönemi uygulamalarından birisidir. İslam, cahiliye âdetlerinin İslam’a aykırı olanlarını tamamen ortadan kaldırmış, ıslah edilmesi gereken âdetlerde yeni bir düzenlemeye gitmiş, bazı âdetleri ise aynen bırakmıştır. Araplar Cahiliyye Dönemi’nde sadece erkek çocuklar için akîka kurbanı keserlerdi. Kurban kanının önüne yün veya bez parçası tutarak kana bularlar ve çocuğun başı traş edildiğinde bu kanlı bez parçasını başının üzerine koyarlardı (Ebû Dâvûd, Edâhî, 21). Hz. Peygamber (s.a.s) akîka kurbanını sadece erkek çocuklar için kesilen bir kurban olmaktan çıkarmıştı. Babasının annesi diye künyelendirilen Hz. Peygamber’in son kızı Fatıma’nın çocukları; Hasan, Hüseyin, Zeynep ve Ümmü Gülsüm’ün saçlarını tıraş edip ağırlığınca gümüşü sadaka olarak dağıtmıştı (Malik, Muvatta’, 500; Akîka, 1). Peygamberimizin bu uygulaması, kız çocuğuna sahip olmanın kınanacak bir şey değil sevinilecek bir durum olduğunu ortaya koymuştur. Hz. Peygamber kurban ve saç kesme âdetini devam ettirmekle beraber kurbanın kanının çocuğun başına sürülmesini yasaklamıştır (Buhârî, Akîka, 2; Nesâî, Akîka, 1). Torunları Hasan ve Hüseyin için birer veya ikişer kurban kesen Hz. Peygamber (Ebû Dâvûd, Edâhî, 21; Nesâî, Akîka, 3) torunu Hasan için kestiği kurbandan sonra kızı Hz. Fatıma’ya “Fatıma, onun başını tıraş et ve saçının ağırlığınca gümüşü sadaka olarak ver.” buyurmuştur (Tirmizî, Edâhî, 19). Dolayısıyla Allah Resulü’nün bu hadis-i şerifleri, toplumun dezavantajlı kesimlerinin ihtiyaçlarını karşılama konusunda hiçbir fırsatı kaçırmadığını göstermektedir. Kesilen kurbanla hazırlanan sofralarda bir taraftan zengin olsun fakir olsun akrabalar, eş dost ağırlanarak aile bağları güçlendirilmekte, diğer taraftan kurbanın bir kısmı dağıtılarak bebeğin saçı ağırlığınca altın veya gümüş sadaka verilerek fakirler de bu sevince ortak edilmektedir.

Tabiatın boşluk kabul etmediği hepimizin malumudur. Arap örfüymüş, kökeni cahiliye uygulamasına dayanıyormuş bahanesiyle asırlardır uygulanan akîka kurbanından vazgeçen günümüz insanının bu boşluğu lüks ve şatafatın kol gezdiği, Amerika’dan ithal baby showerlarla, cinsiyet öğrenme partileriyle doldurmaya çalışması son derece düşündürücüdür. Türedi âdetler, her türlü aşırılığın kol gezdiği partiler Müslüman’a yakışmaz. Maddi imkânı olup akîka kurbanı kesmeye gücü yeten Müslümanlar torunları için akîka kurbanı kesip saçlarının ağırlığınca gümüş tasadduk edilmesini isteyen Hz. Peygamber’i örnek almalı, şükür ve sevinç içinde kendilerine emanet olarak verilen evlatlarını bağırlarına basmalıdırlar.