CIVA KİRLİLİĞİ
Şule TÜZÜN
Cıva kirliliği, hem insan sağlığı hem de çevre için küresel tehdit oluşturan önemli bir sorundur. Doğal bir element olmasına rağmen insan faaliyetleri sonucunda çevreye yayılan cıva, çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından halk sağlığı için endişe verici on kimyasal madde arasında sayılan cıva, insan sağlığına zararlı en toksik üçüncü element olarak kabul edilmektedir.
Cıvanın Kaynakları ve Çevresel Döngüsü
Cıva, yer kabuğunda doğal olarak bulunsa da çevredeki miktarının yaklaşık yarısı insan kaynaklı aktivitelerden kaynaklanmaktadır. Bu insan kaynaklı emisyonların yıllık 2220 ton civarında olduğu ve 2010 yılına göre % 20'lik bir artış gösterdiği tahmin edilmektedir. Başlıca insan kaynaklı cıva emisyonları arasında kömürle çalışan termik santraller, ısınma amaçlı kömür kullanımı, atık yakma tesisleri ve metal madenciliği gibi endüstriyel süreçler yer almaktadır. Ayrıca petrol rafinerileri, çimento üretimi ve dental amalgam kullanımı gibi farklı alanlar da cıva maruziyetine neden olabilmektedir.
Cıva, çevreye salındıktan sonra hava, su ve toprakta doğal bir döngüye girer. Metalik cıva buharlaşarak atmosfere yayılabilir, rüzgârlarla uzun mesafelere taşınabilir hatta küresel ölçekte yayılım gösterebilir. Atmosferdeki metalik cıva oksitlenerek inorganik cıvaya dönüşür, yağmurlarla toprağa ve su kaynaklarına karışır. Toprak ve sudaki mikroskobik canlılar, bu inorganik cıvayı daha zehirli bir form olan metil cıvaya dönüştürür. Metil cıva, sucul ekosistemlerde birikerek balıklar ve diğer deniz ürünleri yoluyla besin zincirinin en üst halkalarına yani insanlara ulaşır. Bu döngü nedeniyle cıva, ekosistemler ve insan sağlığı için küresel bir risk hâline gelmiştir.
İnsan Sağlığı Üzerindeki Etkileri
Cıva maruziyetinin sağlık üzerindeki etkileri cıvanın türüne, maruz kalınan doza, kişinin yaşına ve maruz kalma süresine göre değişir. Cıva, özellikle sinir sisteminde ve böbreklerde toksik etkilere neden olmaktadır. Anne karnındaki fetüsler, cıvaya karşı en hassas grubu oluşturur. Annenin maruziyeti sonucunda plasenta yoluyla bebeğe geçen cıva, çocuğun düşünme, hafıza, dil, dikkat ve motor becerilerinde bozukluklara yol açabilir. Amerika Birleşik Devletleri’nde anne karnındaki cıva maruziyeti nedeniyle her yıl 75.000 çocuğun öğrenme güçlüğü yaşadığı tahmin edilmektedir.
Cıvanın üç ana formu bulunmaktadır: elementel (metalik) cıva, inorganik cıva ve organik cıva (metil cıva).
Metalik (Elementel) Cıva: Günlük hayatımızda termometre, termostat, barometre, florasan lamba, akış ölçerler, tansiyon aleti, piller ve nemölçerler gibi birçok yerde bulunur. Oda sıcaklığında sıvı hâlde bulunur, buharlaştığında kokusuz ancak oldukça zehirli bir gaz yayar. Bu buharın solunması, zehirlenmenin en yaygın nedenidir ve solunan cıva buharının % 80’i akciğerlerden kana karışarak özellikle sinir sisteminde birikir. Cıva zehirlenmesi; titreme, sinirlilik, uykusuzluk ve kas zayıflığı gibi belirtilerle kendini gösterir. Yüksek doz maruziyet ise böbrek yetmezliğine ve ölüme yol açabilir. Havadan daha ağır olan cıva buharı yere çöktüğü için özellikle küçük çocuklar için ekstra bir risk taşır.
Metil Cıva: Metalik cıva, okside olarak inorganik formlara dönüşebilir ve bu formlar yağmurlarla toprağa, suya karışabilir. Metil cıva, toprak ve sudaki mikroskobik organizmalar tarafından metalik cıvanın dönüşümüyle oluşturulmaktadır. Bu nedenle çevresel ortamdaki metalik cıva arttıkça metil cıva da artar. En güçlü nörotoksinlerden biri olan metil cıva, genellikle besinler, özellikle de balık ve deniz ürünleri yoluyla vücuda alınır. Bu tür maruziyetler; periferik görme kaybı, el ve ayaklarda uyuşma, koordinasyon bozukluğu ve kas güçsüzlüğü gibi nörolojik sorunlara neden olabilir.
İnorganik Cıva: Deri rengini açıcı özellikteki sabun ve kremlerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Dental amalgam genellikle % 50 oranında inorganik cıva içerir. “Çiğneme, yemek yeme, diş fırçalama ve sıcak içecek tüketimi ile daha kolayca artan” bir biçimde cıva maruz kalımına neden olduğu belirtilmektedir. Bu bileşiklere maruziyet, mide-bağırsak sistemini, sinir sistemini ve böbrekleri etkileyebilir. Deri döküntüleri, hafıza kaybı ve böbrek hasarı gibi sorunlara yol açabilir.
Türkiye’deki Durum
Türkiye’de cıva kirliliği konusunda geniş kapsamlı ve sistematik bir değerlendirme yapmak zordur. Ancak ülkedeki bazı cıva kaynaklarına dikkat çekilmektedir.
Kömür ve Termik Santraller: Türkiye’de kömür tüketimi artış göstermekte ve bunun büyük bir kısmı termik santrallerde kullanılmaktadır. Bu durum, cıva kirliliğinin temel kaynağı olarak kömürü ve özellikle de termik santralleri gündeme getirmektedir.
Çimento Üretimi ve Madencilik: Çimento üretimi, önemli cıva emisyonu kaynaklarından biridir ve Türkiye; bu alanda Avrupa’da ilk, dünyada ise beşinci sırada yer almaktadır. Ayrıca, Türkiye’de doğrudan cıva madenciliği yapılmamasına rağmen altın madenciliğinde cıva kullanımının kirliliği artırdığı belirtilmektedir.
Balıklarda Cıva: Gıda zinciri aracılığıyla cıva maruziyeti, halk sağlığı için en büyük risklerden biri olarak görülmektedir. Ülkemizde balık tüketiminin dünya ortalamasının altında olması ve daha çok küçük balık türlerinin tercih edilmesi bu riski genel olarak düşürebilir. Ancak Karadeniz ve iç sular gibi bölgelerdeki balıklarda cıva düzeylerinin düzenli olarak izlenmesi gerekmektedir. Özellikle konserve ton balığı sektöründeki büyüme de bu konuda değerlendirme yapma ihtiyacını doğurmaktadır.
Minamata Felaketi: Cıva Zehirlenmesinin Yıkıcı Yüzü
Japonya’nın Minamata kasabası, büyük bir cıva felaketine maruz kalarak cıvanın zararlarının anlaşılması için bir dönüm noktası olmuştur. Balıkçılıkla geçimini sağlayan bu sahil kasabasında, 1932’den itibaren faaliyet gösteren bir fabrika, endüstriyel atık sularını yaklaşık 36 yıl boyunca Minamata Körfezi ve Nehri’ne boşalttı. Bu atık sular, üretimde kullanılan cıvanın daha zehirli bir formu olan metil cıva içeriyordu. Atıklar nedeniyle deniz ekosistemi kirlendi ve balık popülasyonu azaldı. Bir süre sonra balık tüketen kedilerde titreme ve ölüm vakaları görülmeye başlandı. İnsanlarda ise ilk hastalık vakası 1956’da tespit edildi ve bilinmeyen bir sinir sistemi hastalığı salgına dönüştü. Hastalığa, bölgedeki balık ve kabuklu deniz ürünlerini tüketen insanların merkezî sinir sisteminde ciddi hasara yol açan metil cıva zehirlenmesi neden olmuştu. Bu hastalığa “Minamata hastalığı” adı verildi.
Fabrika yöneticileri, atıklarla hastalık arasında bir bağlantı olduğunu uzun süre reddetti. Hatta atık sulardaki metil cıva zehirlenmesini gösteren kendi araştırmalarını bile halktan gizlemeye çalıştılar. Japon hükümeti ise ancak 1968 yılında hastalığa fabrikanın atıklarının neden olduğunu resmen kabul etti. O zamana kadar felaketten etkilenenlerin sayısı 30.000 kişiye ulaşmıştı.
Minamata Sözleşmesi: Cıva ile Küresel Mücadele
Minamata felaketi, cıvanın insan sağlığına ve çevreye verebileceği zararları küresel gündeme taşıdı. Bu olaydan sonra cıvanın olumsuz etkilerini bertaraf etmeye yönelik çalışmalar hızlandı. Ancak bu konuda küresel ölçekte bir düzenleme yapılması 21. yüzyılı buldu.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) bünyesinde başlayan müzakereler sonucunda, 2013 yılında Minamata Sözleşmesi imzalandı. 2017’de yürürlüğe giren bu sözleşme, cıvanın üretiminden ticaretine ve atık yönetimine kadar geniş bir yelpazede düzenlemeler getirmiştir. Sözleşme aynı zamanda, küçük ölçekli altın madenciliği gibi yerel sorunları da ele almaktadır.
Türkiye de 2022 yılında bu sözleşmeye taraf oldu. Minamata Sözleşmesi, cıva kirliliğine karşı mücadelede uluslararası çevre hukukunda yenilikçi ve iş birliğine dayalı bir yaklaşım sergilemektedir.
Kaynak:
• Cavit Işık YAVUZ, “Çevresel Cıva Maruz Kalımı ve Sağlık Etkileri”, Turk J Public Health 2020;18(2).
• Ali Kerem KAYHAN, “Cıva Tehlikesi ile Mücadelede Küresel Uzlaşı: Minamata Sözleşmesi”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, c. 28, S 2, Aralık 2022.
• Esra ÇÖP, S. Ebru ÇENGEL KÜLTÜR, Emel ERDOĞAN BAKAR, “Metalik Civa Zehirlenmesi ve Nöropsikolojik Etkileri: Bir Olgu Sunumu”, Türk Psikiyatri Dergisi 2014;25(1):60-4