CİHAN BAĞI: TEKİRDAĞ
Dudu ALKAN
İnsan bazen hayatı akışına bırakmalı, cebelleşmemeli, yoksa tüm güzellikleri kaçırıyor. Böyle durumlarda bir rota değiştirmeli, yola koyulmalı. Haydi, zamanı hızlandırmadan, insanı yavaşlatarak gezmeye başlayalım mı? Siz yazıyı okurken yanınıza bir bardak çay alın, ruhumuzun derinliklerine doğru inerek bir yolculuk yapalım. Bu ay sizlerle Rumeli topraklarımızın sarı gelinine gidelim. Kültürel zenginliği, mavi ve yeşili iç içe geçmiş doğal güzellikleri ile kendine hayran bırakan, fetihler ufku; Tekirdağ. İki adım gerisinde eski taht şehri Edirne’ye iki adım ilerisinde ise payitaht İstanbul’a varılıyor. Bu şehir sokakları denize çıkan mutlu insanların şehri, yılda bir iki kez yağan karın soğuğunu günlerce çekenlerin şehri.
Trakya dediğimiz bölge Müslüman Türk kültürünün Balkanlar’da yoğrulduğu önemli bir coğrafyadır. İstanbul iline 130 km mesafede bulunması nedeniyle özellikle İstanbulluların sık sık gittiği bu şehir, Osmanlı döneminde de önemli bir sayfiye yeri olmuş. Son derece hareketli bir şehir merkezi karşılıyor sizi. En çok rağbet edilen yer de Süleymanpaşa’da bulunan eski liman bölgesi. Bu alanda bolca çay bahçeleri, kafeleri görmek mümkün.
Valilik binasının karşısında bu şehirde doğan ünlü vatan şairimiz Namık Kemal’in müze evi yer alır. Eğer vaktiniz varsa şairimizin doğduğu ev örnek alınarak müze hâline getirilen bu yeri ziyaret edebilirsiniz.
Barbaros Caddesi üzerinde eski bir Türk evi olan Rakoczi müzesi karşımıza çıkıyor. Bu ev son yıllarını Tekirdağ’da geçiren Macar prensi II. Rakoczi’nin anılarına izafeten Macar Hükümetince müze olarak düzenlenmiş. 17. yüzyıldaki Türk mimarisini çok güzel yansıttığı için vaktiniz varsa uğrayın derim. Süleymanpaşa’da sokaklarda tarihî birçok Osmanlı evi de görebilirsiniz.
Rüstem Paşa Külliyesi
Köklerin peşinden gitmeli, köklerinin izini devam ettirmeli insan. Biz de bu izleri takip ettiğimizde merkezde Rüstem Paşa Külliyesi ile karşılaşırız. Evliya Çelebi’nin de rahmetle andığı Rüstem Paşa’nın izini sürerek Anadolu’da ve Rumeli’de bir hayli yer dolaşabiliriz. Paşa, yaşadığı dönemde olduğu gibi bugün de kâh hayırla kâh ironiyle ama daha çok arkasında bıraktığı imaretler kadar şahlarla yarışacak büyüklükteki servetiyle anılıyor. Rüstem Paşa tarafından 1553 yılında Mimar Sinan’a, denize hâkim bir alana yaptırılan bu güzel eser bugün de şehrin gözbebeği konumundadır. Evliya Çelebi, Tekirdağ camilerini anlatırken, “Bunlardan çarşı içinde kalabalık cemaate sahip Rüstem Paşa Camii, yüksek, sanatlı ve şirin bir minaresi var.” diye söz ediyor.
Kare planlı cami, kesme küfeki taşından yapılmıştır. Tek şerefeli minaresi caminin sağındadır. Giriş kapısı ceviz ağacı üzerine fildişi kakmalıdır. Kapı ve pencere kanatları geometrik motiflerle bezenmiştir. Caminin kıble kapısı üzerinde şu tarih yazılıdır:
Rüstem Düstur-ı a’zam Hak rızasın kasd idüb
Bu makamı eyledi manendi gülzar-ı na’im
Safha-i maha Utarid yazdı bu tarihini
Ecrini aden eylesün bu cami’in lütf-ı kadim.
Bahçedeki yuvarlak beş sütunlu mermer şadırvan 1841 yılında Sultan Abdülmecit zamanında yapılmıştır. Bu caminin sebilinde akan suyu övgüyle anlatır Evliya Çelebi. Bu güzel şadırvanın suları caminin havasını tamamlıyor.
İnsan ömrü bir nefes alış kadar kısada olsa geride bırakılan eserlerle asırlara sığacak kadar uzundur aslında. Rüstem Paşa Külliyesi; cami, medrese, bedesten, kervansaray, hamam, imaret ve kütüphaneden oluşmaktadır. Âdeta şehrin kalbi olarak görülen bu külliyenin doğusundaki kütüphane, hamam, medrese yıkık bir hâldedir. Batısında bulunan 6 kubbeli bedesten dikdörtgen planlı bir yapıdır. Taş ve tuğla karışımından inşa edilmiş, 1965 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. Osmanlı’nın şehircilik anlayışında bedestenler önemli bir yer tutmuştur. Ticari hayatın merkezi burası olmuş, alışverişin nabzı bedestenlerde atmıştır. Hâliyle çarşılar da bedestenlerin etrafına kurulmuş. Çevresindeki çarşılar varlıklarını ve ticari potansiyellerini hâlâ sürdürmekle birlikte bir süredir büyük alışveriş merkezleri kadar rağbet görmüyor ama siz yine de uğrayıp yorgunluk kahvenizi burada için, duvarlarına bakıp geçmişte yaşadığı şaşalı günlerini hayal edin.
Orta Cami
Tekirdağ Valiliğinin hemen önünde, Orta Cami mahallesindedir. Eski Cami ile Rüstem Paşa Cami arasında kaldığı için Orta Cami adı verilmiş. 1855 yılında Kürkçü Sinan Bey tarafından yapılan bu cami yıkılınca hayırsever vatandaşlar tarafından eski yerine, kesme taştan ve tek şerefeli olarak yeniden inşa ettirilmiş. Yapının ana mekânına, sundurmalı bir taç kapıdan girilir. Dikdörtgen planlı ana yapının üç yanı kadınlar mahfili ile çevrilidir. Caminin ön kısmında bulunan sekizgen şadırvan, perde motifleriyle bezelidir.
Eski Cami
Ertuğrul Mahallesinde 1830 yılında Zahire Nazırı Ahmet Ağa tarafından yaptırılan bu caminin 1912 yılında yıkılan minaresi Cumhuriyet Dönemi’nde yeniden inşa ettirilmiş. Minaresi kesme taştan ve tek şerefelidir.
İnsan insanı yolda tanırmış, bu nedenle yol arkadaşlığı mühimdir, göçebe ruhlarımız fazla telaşe gelmez, biraz yavaşlamak durmak lazım. Dar zamanlara sıkıştırmamak lazım tüm güzellikleri. Şehirler en iyi yürüyerek keşfedilir ve şehre gitmeden önce mutlaka okumalar yapılmalı, seyahat defterine notlar alınmalıdır. Mümkünse şehrin geceki hâli de görülmelidir.
Ben gezdiğim her yerde iki çift kelam edip şivesini, töresini öğrenmek için halkla sohbet ederim. O şehrin havası, suyu kadar önemlidir. İnsan tabiatı gereği sosyal bir varlıktır. Kulağınıza çalınan “Nabüüün beyaa, iyiyim be yaa, sen nabüün, abe kızanlar nasıl?” cümleleri yüreğinizi ısıtır. Ülkemizin sahici konuşmaları olan bu cümleler gezi hatıralarınızdaki yerini alsın.
Tekirdağ’ın her ilçesi apayrı güzel. En büyük ilçe olan Çorlu, sanayisi ile ön plana çıkmış. Çorlu’nun kalesinin tarihi 6. yüzyıla, Bizanslılara kadar iner. Ama maalesef bugün geriye pek bir şey kalmamış. Merkezindeki Süleymaniye Camii, bölgenin en eski yapılarındandır. Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan bu cami; mermer mihrabı, minberi ve mahvili ile oldukça üstün bir sanatsal işçiliğe sahiptir. 500 yıldır içinde namaz kılınan bu cami sizi alır, geçmişe götürür.
Güney sahilinde ise Marmara Ereğlisi var. Köpüklü dalgalarının vurduğu engin sahillerinde turizm oldukça canlıdır. Perintos Antik Kenti geçmişin izlerine uzanmak isteyenleri bekliyor. Burada biraz deniz havası alın, zira bir anlık duygu ömür boyu süren duygu kadar değerlidir.
Sıcakkanlı, sevecen insanları ile peynirin hasının yapıldığı Malkara ilçesine uzanalım. Önce Mora fatihi Turhan Bey’in oğlu olan Gazi Ömer Bey tarafından 1493/94 yılında yaptırılmış Gazi Ömer Bey Camii’ne gidelim. Tamamen düzgün kesme taş malzemeden, bütün mekânın tek kubbe altında toplandığı merkezî planlı bir yapı olan bu eserin son cemaat yerini üç kubbe örtmüştür. Avlusundan içeri girdiğinizden itibaren sizi bir huzur diyarı karşılar.
Hacerzâde İbrahim Bey tarafından 1406 tarihinde yaptırılmış Hacerzâde İbrahim Bey Camii de uğradığı hasarlar neticesinde restore edilmiş ve tekrar ibadete açılmıştır. Yapı tamamen düzgün kesme taş malzemeden, tek kubbeli mescit planında inşa edilmiştir.
Yurdumuzun her yerinde sokak başlarında, çarşı içlerinde önce bir çeşme karşılar bizi. Malkara’da bulunan Baş Çeşme de bu eserlerden biridir. Mevcut kitabesinden anlaşıldığına göre miladi 1546 yılında Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Şarköy
1354 yılında Gazi Süleyman Paşa tarafından fethedilmiş bu güzel topraklar önceleri Şehirköy olarak adlandırılmış. Zeytin bahçeleri ve yeşil bağlarıyla Tekirdağ’ın en şirin ilçelerinden. Beşevler olarak bilinen beş tane tarihî ahşap evin art arda sıralandığı geleneksel mimarinin en güzel örneğini Şarköy merkezinde görebilirsiniz. Bir zamanlar samimi mahalle ilişkilerinin, kalabalık aile yaşantılarının da resmidir.
Burası yamaç paraşütü, doğa yürüyüşleri için fırsatlar oluşturacak konumdadır. Şarköy belki de her yer gibidir ama Tekirdağ’lıların gönlünde Şarköy sahili dünyanın en güzel yeridir.
Uçmakdere 1924 yılındaki mübadelede Selanik’ten gelen göçmenlerin oluşturduğu, Tekirdağ’a 35 km uzaklıkta bulunan eski bir Rum köyüdür. Eşsiz bir vadide yer alan köy, eski evleri ve sahiliyle görülmeye değer niteliktedir. Köy girişinde sizi tarihî çınar ağacı karşılar. Buradan mutlaka ıhlamur, kekik, adaçayı almanızı öneririm.
Tekirdağ Mutfağı
Farklı kültürlerden insanların bir arada bulunması ve ürün çeşitliliği sonucunda oldukça zengin bir mutfak kültürü oluşmuş yörede. Tekirdağ köftesi bir diğer ismi Hacı Köylü köftesi bunların en başında gelir. Oluklu ızgarada pişen dumanı üzerinde bir porsiyon köfteyi yemeden dönmeyin. Buraya tekrar gelmek için iyi bir bahanedir Tekirdağ köftesi. Geleneksel üretim tekniği ile üretilen Malkara peynirleri, Saray manda yoğurdu, Hayrabolu tatlısı ve peynir helvası en gözde ikramlar.
Tarım
Şehir bereketli Trakya düzlüklerinde, oldukça zengin tarım alanlarının tam kıyısında bulunuyor. Tarih boyunca yapılan tarım Trakya için ortak kültür olmuş. Ayçiçek tarlaları yol boyu sarı çiçekli entari giymiş bir çocuk gibi süzülür. Ayçiçeği konusunda Türkiye’nin kalbidir. Apayrı bir güzelliğe sahip olan üzüm bağları ile ülkemizin üzüm üretiminde önemli bir yere sahiptir. Tarih, coğrafya ve huzur şehri olan Tekirdağ İstanbul’dan çokça göç almaya başlamış. Bu tersine göç ülkemizin tarım arazilerinin iskâna açılması sorununu beraberinde getiriyor.
Tekirdağ Balkanlar’ın Trakya’da bir özetidir. Rumeli denilen topraklarla bütünlüğü var bu gündöndü memleketinin. Evliya Çelebi “İskele şehir” derken boşa söylememiş, burada denizin neşesi her yere sirayet etmiş. Siz de yola revan olup bu neşeden nasibinizi alın. Uçarı yürekle bir ıslık çalın, umutlarınızı büyütün.