ÇEVRE BİZE
NE SÖYLER?

Dr. Mehmet EKİM
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı


اَوَلَمْ يَرَ الَّذٖينَ كَفَرُٓوا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقاً فَفَتَقْنَاهُمَاؕ وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَٓاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّؕ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ

“İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?”
(Enbiyâ, 21/30)

Dünyadan ahirete doğru yolculuk hâlinde olan insanın hayat serüveni doğumuyla başlayarak fiziki ve ruhi gelişimiyle birlikte çevresini ve dünyayı keşfederek devam ediyor. Özü sınanma olan bu yolculuk esnasında insanın belki en hazır bulduğu yer, içinde yaşadığı dünya ve kendisini kuşatan çevresi oluyor. Sınanma yolculuğunda sağlam bir dünya ve çevre tasavvuruna ihtiyaç vardır. İnsanın hayat boyu etrafında konuşlandırılmış hâlde bulunan kâinat ve çevre üzerinde tefekkür etmek, iman ve itidale dayanan sağlam bir çevre tasavvurunun inşasında önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü insan, içinde yaşadığı dünyanın ve iç dünyasının huzuru için bu tasavvuru oluşturmak zorundadır.
Günümüzde genel hatlarıyla çevre dediğimiz yer ve göklerin oluşumuyla ilgili Yüce Rabb’imiz (c.c.) şöyle buyurur: “İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?” (Enbiyâ, 21/30) Ayette açıkça belirtildiği üzere nasıl yaratıldığının yanı sıra asıl soru yerin ve göklerin yaratılışında sonsuz kudret sahibi Allah’a iman etmenin delili olarak ortaya konulmaktadır. Ayrıca yeryüzünün en büyük nimeti olan su vesilesiyle insana, toprağa, canlı cansız bütün varlıklara hayat verilmesine dikkat çekilmektedir.
Tarih boyunca insanoğlu, yer ve gökler üzerine daima düşünegelmiştir. Göklerin ve yerin oluşumuyla ilgili her çağın kendine göre birtakım açıklamaları olmuştur, bundan sonra da olmaya devam edecektir. Böylece insan kâinatın yaratılışı üzerinde düşünmeye aralıksız devam edecektir. Kaldı ki bu, İslam’ın da tavsiyesidir. Allah (c.c.), insanın devamlı surette çevresine ibret nazarıyla bakmasını ve oradan iman hakikatlerine erişmesini ister. Birçok ayet, yerin ve göklerin nasıl yaratıldığına, nasıl ayakta durduğuna, yıldızların ve denizlerin varlığına, yerden çıkarılan madenlere, topraktan elde edilen sayısız bitki ve meyveye, çeşit çeşit hayvana dikkat çeker. Bütün bunların hepsinin temelinde tevhid akidesi yatar. Çünkü tevhidin ihlal edildiği yerde bozulma başlar. Bundan dolayı çevre ve tabiata karşı sağlıklı bir tasavvurun temelinde tevhid olmalıdır.
Modern dönemlerde afetler ve hastalıklarla sık sık karşılaşan insanın bu tür sınamaları başarıyla geçebilmesi için dünyayı tanımaya ihtiyacı vardır. Bu tanıma, hem afetlere karşı daha bilinçli hâle gelmeye hem de yeryüzünde insanın hizmetine sunulan sayısız nimetten istifade etmede mutedil bir yaklaşım geliştirmeye yardımcı olacaktır. Çevrenin hoyratça kullanılması gereken bir ham madde yığını olarak görülmesi, iman penceresinden bakılması gereken çevrenin yok edilmesi anlamına gelir. Oysaki çevreyi etkileyen insan gibi insandan etkilenen çevre de aynı yaratıcının idaresindeki varlıklardır. Bundan dolayı insan da kâinat gibi Allah’ın iradesine teslim olarak insaf ve itidal ehli olmalı, yaratılan her şeye ibret, şefkat ve şükür gözüyle bakmalıdır.
Allah (c.c.) insanın içinde yaşadığı çevrede yarattığı büyük nimetlerden biri sudur. Su, her şey için bir canlılık vesilesidir. Su olmadan hayat düşünülemez ve sürdürülemez. Suyun bu yönüne dikkat çeken muhakkik âlimlerden İbn Âbidîn (ö. 1307/1889), suyu “büyüyüp gelişen her canlının onunla hayat bulduğu ince ve akıcı cisim” diye tarif etmiştir. (İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, I, 179). Su, aynı zamanda çevrenin de hayat kaynağıdır. Allah (c.c.) kâinatın işleyişine eşsiz bir sistem yerleştirmiştir; günümüzde buna “su dolaşımı” denilmektedir. Dünyadan yükselen gaz ve buharlar yoğunlaşarak tekrar dünyaya dönmektedir. Buharlaşma ve tekrar yeryüzüne inme şeklinde devamlı surette işleyen bu doğal mekanizma ile su temizlenmekte ve yeryüzünde birçok şekilde insanların hizmetine sunulmaktadır. (Nâziât, 79/30, 31; Nûr, 24/43; Mü’minûn 23/18; Zümer 39/21)
Hz. Peygamber (s.a.s.) de çevrenin içerdiği unsurlara hayatında ayrı bir ehemmiyet vermiştir. Çevredeki ahengi bozan ve insanlara eziyet veren şeylerin insanların geçtiği yerden kaldırılmasının sadaka olacağını ifade etmiştir. (Buhari, Cihâd, 128) Özellikle su kaynaklarının bulunduğu yerlerin, yol ortalarının ve insanların istifade ettiği gölgeliklerin kirletilmemesi için uyarıda bulunmuştur. (Ebu Davud, Tahâret, 14) Çevreyi güzelleştiren şeylerden asla vazgeçilmemesini, çevreyi güzelleştirerek insanlara devamlı surette faydalı işler peşinde koşmanın gerekliliğini ifade etmek üzere şöyle buyurmuştur: “Birinizin elinde bir hurma fidanı varken kıyamet kopuyor olsa bile derhâl onu diksin!” (İbn Hanbel, Müsned, III, 184) Çevrenin dilsiz sakinleri hayvanlara karşı son derece merhametli olmuş, müminlere de merhametli olmalarını emretmiştir. Hayvanlardan zararlı olanlara karşı da dikkatli olunmasını söylemiştir.
Zerreden kürreye bütün varlıklar, Allah’ı zikir ve tesbih ettikleri (Hadîd, 57/1) için kıymetlidirler. Bitkiler ve ağaçlar Allah’a secde ettikleri (Rahmân, 55/6) için amaçsız varlıklar değillerdir. Hz. Peygamber (s.a.s.), hacıların telbiyelerine ağaçların eşlik ettiğini söylemiştir. (Tirmizi, Hac, 14) Bakıldığında cansız gibi görünseler de Allah’ın iradesine karşı tam bir teslimiyet içindedirler. Hz. Peygamber (s.a.s.) çevresindeki dağlara dahi özel muhabbet beslemiştir. Onun bu sevgisi, Tebük Gazvesi’nden dönerken Uhud Dağı’nı görünce “İşte bu Tâbe’dir (iyilik ve güzellik şehridir). Bu da Uhud’dur, öyle bir dağdır ki o bizi sever biz de onu severiz.” (Buhari, Meğâzî, 82) sözünde kendini gösterir. O, bütün yeryüzünün aslının temiz olduğuna da dikkat çekerek bütün yeryüzünde namaz kılınabileceğini ifade etmiştir. (Müslim, Mesâcid, 5) Bir nevi her bir karış toprak parçasını “ibadet mekânı” olarak görmüştür. İbadet mekânları manevi temizlenme yerleri olduğu gibi maddi olarak da temiz tutulan yerlerdir.
Hülasa bir yönüyle imanın, bir yönüyle de amelin konusu olan çevre bilinci sayesinde dünya daha yaşanılabilir bir dünya olacaktır. Yeryüzünde yaşayan insanların ve gelecek nesillerin çevreyi tahrip etmeden, kirletmeden Allah’ın yeryüzünde insan için yarattığı nimetlerden dengeli şekilde istifade etmesinin yolları bulunacaktır. Böylelikle insan da bütün bir kâinat gibi ebedî saadetin kapısını aralamak için Allah’ın iradesine teslim olacaktır.