ÇEVRE
AHLAKI VE
KOMŞULUK İLİŞKİLERİ
Dr. Kâmil YAŞAROĞLU
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Sosyal çevrenin önemli unsurlarından birini komşuluk ilişkileri oluşturmaktadır. Her ne kadar birbirlerine yakın mekânlarda ikamet eden kişiler komşu olarak isimlendirilse de aralarında iş yeri, arazi vb. yönlerden yakınlık bulunanlar da komşu olarak kabul edilmektedir. Bazı İslam âlimleri komşuluk tanımını oldukça genişletir ve bu kavrama birlikte yolculuk yapılan kişiyi, okul arkadaşlarını ya da herhangi bir mecliste kısa süre de olsa kendisiyle sohbet edilen kişileri de dâhil ederler.
İslam dini, komşuluk hukukunun gereği olan sorumlulukları din, etnik köken ve sosyal statü ayrımı olmaksızın her bireye eşit derecede yüklemiştir. Zira konu ile ilgili ayet ve hadislerde bu yönde herhangi bir sınırlama getirilmemiştir. Kur’an-ı Kerim’de Allah’a imanı emreden ve şirki yasaklayan ifadelerin hemen arkasından sıralanan ahlak emirleri arasında, ana babaya iyi davranmaktan sonra komşuya iyilik yer almaktadır (Nisa, 4/36). Hz. Peygamber de hadislerinde komşuluğun önemine ve komşu haklarına temas etmiş; Allah katında en hayırlı komşunun, komşularına en çok iyilik eden kimse olduğunu (Tirmizi, Birr, 28) bildirmiş, “Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse komşusuna eziyet etmesin.” (Buhari, Rikak, 23) buyurmuştur. Son hadisin vurguladığı mesaj dikkate alındığında komşuya gerek maddi gerekse manevi bakımdan zarar verilmemesi gerektiği; dolayısıyla hem ekolojik hem de sosyal çevre bakımından haklarına riayet edilmesinin önemi net olarak anlaşılmaktadır.
Modern hukukta komşuluk ile ilgili hükümlere kat mülkiyeti, gürültü ve çevre mevzuatı çerçevesinde yer verilmekte olup ihlal durumunda idari yaptırımlar ve tazmin gündeme gelebilmektedir. İslam’da komşu hakları genel olarak kul hakları veya insan hakları denilen haklar çerçevesinde ele alınır; bu haklarla ilgili emir ve yasaklar komşuluk ilişkilerini de bağlar. İslam hukukunda komşuluk, çevre ahlakının çekirdek alanını oluşturmakta; komşuya verilen çevresel zarar, hukuki bir ihlal olmasının yanı sıra uhrevi sorumluluğu da doğurmaktadır.
Çevre ahlakı açısından komşuların birbirlerine karşı en önemli görevi, rahatsızlık ve zarar vermekten kaçınmaktır. Bu konuda öne çıkan çevre ihlalleri; görüntü, gürültü/ses ve koku kirliliği şeklinde ifade edilebilir. Çevreye verilen bu zararlar özellikle toplu yapılardaki ortak alanların kullanımı açısından dikkat çekmektedir. Ortak alanlar, komşuluk hukukunun kamusal yüzünü temsil eder. Toplu yapılarda yaşayan bireyler, ortak alanları eşit şekilde kullanma hakkına sahiptir. Ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, komşuları rahatsız etmemek, başkalarının haklarını çiğnememek, bu alanlarda görüntü ve koku kirliliğine yol açacak derecede çevreye zarar vermekten kaçınmak gerekir. Söz gelimi açık ya da kapalı ortak alanlara kişisel eşya koymak, keyfî tasarrufta bulunmak, başkalarını dışlayacak şekilde kullanmak, çöp vb. bırakmak görüntü ve koku kirliliğine yol açan çevresel zararlardandır. Aynı şekilde su, aydınlatma, yakıt vb. ortak harcamalarda israfa sebep olmak; otopark ve bahçe kullanımında temizlik ve düzene riayet etmemek hem çevre hukuku hem de çevre ahlakı bakımından komşuları olumsuz etkileyen davranışlardandır.
Ortak alanların dışında, komşuların kendi mülklerinde ortaya çıkıp çevre zararlarına sebep olan bazı hususlar da söz konusudur. Komşular arasında hoş görülebilecek sınırı aşan duman, toz ve koku çıkartarak çevreye rahatsızlık vermek, halı vb. silkelemek, tatillerde ve gece saatlerinde onarım ve temizlik yapmak, yüksek sesle müzik dinlemek, televizyon izlemek veya telefonla görüşmek, evcil hayvanların komşuları rahatsız edecek kadar kötü koku yayması ve aşırı derecede gürültüye sebep olması bu hususlar arasında zikredilebilir.
İster kent içi yerleşim bölgelerinde isterse kırsal kesimde ve tarım alanlarında olsun çevre zararlarından etkilenen tüm taşınmaz sakinleri için komşuluk hakları söz konusudur. Söz gelimi bir fabrikanın bacasından çıkan duman ve zehirli gazların insan sağlığına zarar vermesi ve bahçelere dikilmiş ağaç ve çiçeklerin kuruyup solmalarına neden olması ya da bir iş yerinin zehirli sularının denize ulaşması durumunda, etkilenen kişilerin yakın ya da uzak komşu olup olmadıkları dikkate alınmamaktadır.
Mensup olduğumuz medeniyetin tarihine baktığımızda bina inşa ederken, ağaç dikerken komşunun güneşini, manzarasını ya da rüzgârını kesmemeye; evin pencerelerinin mahremiyet bilinci çerçevesinde konumlandırıldığına; evde bir hasta olduğuna işaret etmek üzere pencereye sarı çiçek koymak suretiyle komşuların evin civarından geçerken alçak sesle konuşarak hastaya rahatsızlık vermemeye özen gösterildiğine; dolayısıyla çevre ahlakı duyarlılığına dair pek çok örnekle karşılaşmak mümkündür.
Komşuluk ilişkilerinde maddi/ekolojik çevrenin yanı sıra insanların birbiriyle kurduğu sosyal/kültürel ilişkilerin niteliklerini ifade eden sosyal çevrenin de etkisi söz konusudur. Nitekim mahalle hayatındaki komşuluklarda “göz hakkı” şeklinde ifade edilen hususa dikkat edilmiş ve özellikle kokusunun yayılma ihtimali olan yiyeceklerin ulu orta pişirilmemesine özen gösterilmiştir. Hastalık ve sıkıntı zamanlarında komşuların yanında olmak, komşulardan birinin cenazesi olduğunda kederini paylaşmak, komşuya karşı yumuşak huylu olmak, hata ve kusurlarına karşı hoşgörülü yaklaşmak, çatışmacı bir tavır sergilemekten kaçınmak, komşusunun dedikodusunu yapmamak ve yapılmasına izin vermemek sosyal çevreye olumlu katkı sağlayan davranışlar arasında yer alır.