CAMİ VE KADIN

Prof. Dr. Huriye MARTI

Medine’de bir sonbahar…

Kutlu bir misafirin telaşındaydı insanlar.

Rahmet Peygamberi geliyordu,

Tükeniyordu hicreti yüklenen çileli yollar.

Medineliler,

Kadınlar, erkekler,

Yaşlılar, çocuklar, gençler…

Onun son Peygamber olduğuna iman eden gönüller…

Akın akın ziyaretine gelip sadakat yemini eden diller…

İman ettiler.

İman; dününü, bugününü, yarınını düşünmek demekti.

İslam’ı öğrenip kendini yenilemek gerekti!

Alışkanlıklar ıslah edilecek, zihniyetler değişecekti.

Doğrulara devam ederken yanlışlardan vazgeçilecekti.

Bu sonbahar Medine’de,

Yepyeni hayatlar inşa edilecekti.

Mescid-i Nebevi inşa edildi bir taraftan da.

İnşa faaliyetine katıldı yürekler, harç kardı kürekler.

Tövbe etti diller, kerpiç taşıdı eller.

Vahiy ile arındı zihinler.

Hurma dallarıyla gölgelendi zeminler.

Hayatların inşası Mescid’in inşasıyla buluştu,

Münevver şehrin sembolü

Mescid-i Nebevi oldu.

Mescit davet

Mescit ibadet

Mescit meşveret

Mescitten yayıldı hayata İslam

Sohbet sohbet…

İşte bu mescitte başladı kadın ile cami arasındaki ilişki.

Şimdi eğitim vaktiydi!

Allah Resulünü duymalıydı herkes

Onu örnek almalı, onu izlemeli, onu dinlemeliydi.

Sormadan, öğrenmeden pekişir mi iman?

Tebliğden mahrum kalırsa kemale erebilir mi insan?

Kadın olsun, erkek olsun

İlimle hemhâl olmalıydı her Müslüman.

Bir tarafta “kendini helâk edercesine” çabalayan bir Peygamber

Bir tarafta “başlarına bir kuş konmuş gibi” hürmet ve muhabbetle onu dinleyen sahâbe.

“Dinleme ve dönüşme” seferberliğinde

Aynı kaynaktan beslenmekte

Mahalleler, sokaklar, evler ve eşler.

İşte bu yüzden

“Allah’ın kadın kullarının Allah’ın mescitlerine gelmelerine engel olmayın.”

Buyurmuştu Peygamber.

Kul Allah’ın,

Mescit Allah’ın!

Aralarına girmeye kim cüret eder!

Medine nurlu

Medine artık daha huzurlu

Mescidin buluşturan, kaynaştıran, barıştıran gücüyle

Bir toplum artık daha şuurlu…

Elbette herkes mescide gelmeliydi,

Anne, baba, çocuk

Habeşli Bilâl’in yanık ezanına icabet etmeliydi.

Bütün aile

Aynı tekbirin coşkusunu, aynı kıraatin huzurunu, aynı nasihatin etkisini

Ruhunda hissetmeliydi…

Tek saf,

Tek yürek olabilmeliydi!

Oysa,

Aradan geçen asırlar boyunca,

Kadınları ve yavrularını mescitten uzaklaştırmak,

Bu bütünlük şuurunu ne çok zedeledi…

Âişeleri, Zeynebleri, Fâtımaları mescitten ayırmamıştı Peygamberimiz.

Arkasında namaz kılma şerefinden,

Sohbetini dinleme zevkinden

Onları mahrum etmemişti.

“Bir çocuk ağlayınca cemaatin arasında,

Annesini düşünür

Namazı kısa tutarım” demişti.

Anne orada olmalıydı!

Zihnini ve gönlünü mescitte terbiye etmeliydi.

İyiyi, doğruyu, hakikati öğrenmeli,

Evladına da öğretmeliydi.

Çünkü

Kadına verilen emek, bir nesle verilen emekti…

Oysa,

Aradan geçen asırlar boyunca,

Kadını vaazdan, hutbeden mahrum bırakmak,

Aileyi mescitle buluşmaktan alıkoymak,

Onu cehaletin kucağına,

Hurafe ve bâtıl inanışların kör kuyusuna

Nasıl da terk etti…

Hayat bütün tonlarıyla akardı Peygamber Mescidinde

İbadetler, ziyaretler,

Sorular, şikâyetler,

Dualar, cenazeler,

Davalar, törenler…

Velhasıl, şehrin hayatı mescitte düğümlenirdi.

O hâlde Peygamber,

“Hanımlarınız mescide gitmek için sizden izin istediğinde onlara izin verin.” derken

Kadını bu ortamda var olmaya davet etmişti…

Davete uydu kadınlar,

Alacakaranlıkta bile örtülerine bürünüp mescidin yolunu tuttular!

Cumaları hutbeye kulak verip

Bayram namazlarında tekbire uydular.

Cami âdâbını Peygamberimizden öğrenip

Onun emriyle

Onun ardında secdeye vardılar.

Eşleri ve çocuklarıyla

Ailece Allah’ın evine misafir oldular.

Ya sonra?

Zaman geçti.

Algılar değişti.

Olumsuz yargılar arttı.

Resulüllah’ın sünnetini tatlı bir hatıra gibi yâd eden diller,

Koyduğu yasaklar yüzünden sünnetle çelişti.

Kadınlar camiden uzak kalınca

Çocuklar da saflardan el etek çekti…

O “Gelin!” demişti,

Bir ses “Ama huzurumuzu bozuyorlar!” dedi.

O “İzin verin!” demişti,

Bir başkası “Ama gürültü yapıyorlar!” dedi.

Pervasızca kural koyan diller,

“Hanımlar çocuklarınıza sahip çıkın!

Mümkünse onları da alıp mescitten çıkın!” diye seslendi.

Ve

Yaşlandı camiler,

Sesler kesildi…

Şimdi soralım kendimize:

Camide buluşmak için

Daha ne kadar beklesin aileler?

Aynı kubbe altında ibadet edebilmek için

Daha kaç ömür beklensin teravihler?

Fitne, fesat, ziyan derken

Daha kaç vakit

Gözyaşına ve cıvıltıya hasret kalsın camiler?

Düşünelim!

Hissedelim!

Fark edelim!

Hak verelim!

Bu ilkbahar,

Her sonbahar,

Medine’de cemaate devam eden kadınlar gibi

Camiyle buluşsun çocuklar, genç kızlar, kadınlar...