CAMİ ADABI
Mürtaza TRABZON
Manisa Dini İhtisas Merkezi Eğitim Görevlisi
Edep, güzel ahlakın ana şubesidir. “Edep” kelimesinin çoğulu “adap”tır. Hayatımızın her alanında olması gereken temel bir özellik: Oturma adabı, yemek adabı, konuşma adabı, alışveriş adabı, ilim adabı … Bunların her biri insanın sosyal hayatında mutluluğu, huzuru tesis içindir. Edep, insanın saygınlığını koruyan ve hareketlerinde ölçülü olmayı sağlayan kurallar manzumesidir. Ayrıca adaba riayet, müminin ahlaken kemalini artırırken bir yandan da sevap kazanmasına vesile olan davranışlardır.
Ehl-i irfân arasında aradım kıldım taleb
Her hüner makbûl ise de illâ edeb illâ edeb
Bu beyitte şair, ehl-i irfan meclisinde kabul gören en değerli hünerin hangisi olduğunu soruşturdum, her hünerin makbul olduğunu öğrendim ama edep hepsinden de üstünmüş, edep dairesinde yapılınca her hüner makbul olurmuş, demek istemiş. Edep hakkındaki bu kanaat, İslam toplumunun her zerresinde hayat bulmuş, bir mümin olarak huzur-u ilahide olduğumuz camilerimizde en güzel şekliyle kendini göstermiştir.
Eskiden yaşadığımız yerlerin duvarlarını hüsnühat levhaları ile süsleyen ve o levhaları okuyup anlayan bir toplum idik. Bu hat levhalarından birisi, “Edep ya Hû!” idi. Bu sözden, “Allah’ım bana edep ver!” şeklinde bir dua talebi, taşkınlık yapan insanlara “Edepli olmalısın!” anlamında bir mesaj anlaşılırdı. Günümüzde de sanat eseri olan böyle anlamlı levhalara hâlâ bazı iş yerlerinde ve evlerde rastlayabiliyoruz.
İlk mescitler
“Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâbe’dir.” (Âl-i İmran, 3/96.) Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği üzere yeryüzünde insanlar için yapılan ilk mabet “Kâbe”dir.
Ebu Zer (r.a.) anlatıyor: “Resulullah’a (s.a.s.) yeryüzünde inşa edilen ilk mescidin hangisi olduğunu sordum, ’Mescid-i Haram’ diye cevap buyurdu. ’Sonra hangisi?’ diye sordum, ’Mescid-i Aksa’ diye cevap buyurdu.” (Müslim, Mesacid, 520.)
Mescit, Arapçada “secde edilen yer”, cami ise “toplayan, bir araya getiren” anlamına gelmektedir. Allah Resulü (s.a.s.) mescitler arasında Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Aksa’nın özel konumda olduğuna ve bu mescitlerde ibadet etmenin faziletine işaret etmiştir. (İbn Mace, İkamet, 198.) Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi için, “Benim mescidimde (Mescid-i Nebevi’de) kılınan namazın fazileti bin namaza denktir, Mescid-i Haram’da kılınan namazın fazileti ise diğer mescitlerde kılınan yüz bin namaza denktir.” (İbn Mace, İkamet, 195.) buyurmuştur. Ayrıca Rahmet Peygamberi, sadece ibadet maksadıyla yolculuk yapılabilecek mescitleri zikrederken bu iki mescide ilaveten üçüncü sırada Mescid-i Aksa’yı da saymıştır.
Müslümanlar, Allah Resulü’nün (s.a.s.) Medine’deki uygulamasını takip ederek nesiller boyu edindikleri yeni yurtlarda camileri şehrin merkezine koyan bir planlama yapmışlardır. Allah Teâlâ’nın, Kur’an-ı Kerim’de ilk mabet olan Kâbe için “evim” buyurması, mekândan münezzeh olan Yüce Rabbimizin Kâbe’ye yüklediği itibar ve değer açısından çok manidardır. “Allah’ın evleri” olan mescitlerin, doğal olarak her temiz fıtrat için cazibe merkezi olacağına inanan Müslüman toplumlar, farklı kültür ve medeniyetlerin ürünü olan çok değerli mimari ve sanatsal özellikleri barındıran muhteşem camilerle yeryüzünü ihya etmişlerdir.
Caminin önemi
Camiler İslam’ın sembolü, Müslümanların bir bölgedeki varlık ve hâkimiyetlerinin en belirgin alametidir. Camiler Müslümanların omuz omuza saf tutarak topluca ibadet ettikleri ve Allah için secdeye vardıkları yerlerdir. Koruyucu ve birleştirici rolünün yanı sıra camilerimiz, Müslümanların birlik ve beraberliklerinin göstergesidir. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.s.), Müslümanların bulundukları yerlerde mescit yapmalarını teşvik için “Her kim Allah için bir mescit bina ederse Allah ona cennette bu mescidin benzeri (bir köşk) bina eder.” buyurmuş ve “Allah katında en sevimli mekânların mescitler” olduğunu haber vermiştir.
(Müslim, Zühd, 44; Mesacid, 288.)
Camilerimiz, İslam şehirlerinin kalbi hükmündedir ve kalplerimizdeki iman bizleri oraya cezbeder; bu cezbeye kapılanların, yani “kalbi mescitlere bağlı olanların” kıyamet günü arşın gölgesinde korunacağını Hz. Peygamber muştular (Müslim, Zekât, 91.) ve mescitlere ibadet maksadıyla devam eden kullarından Yüce Allah’ın çok hoşnut olduğunu da şu hadislerinde bildirmiştir: “Müslüman bir kimse mescitleri namaz ve zikir için kendine yer yurt edindiğinde Allah onun bu durumuna, ailesinin gurbetten dönen kişiye sevindiği gibi sevinir.” (İbn Mace, Ebvabü’l-Mesacid, 19.)
Camileri temiz tutalım
İnananlar için en güzel örnek olan Allah Resulü (s.a.s.), hem hâl ve uygulamaları hem de sözleriyle ashabına cami adabını öğretmiştir. Camilerin temiz tutulmasını ve güzel kokularla kokulandırılmasını istemiştir. (Ebu Davud, Salat, 13.) Onun terbiyesinden geçen sahabe de Allah’ın evleri olan mescitleri temiz tutma konusunda oldukça titiz davranmış ve bizlere örnek olmuşlardır.
Öyleyse camilerimizin içini ve bahçesini temiz tutma, cami içinde ve çevresinde görülen bir çöpü alıp çöpe atma, tuvaletlerini kullandıktan sonra temiz bırakma mesuliyetini taşımalıyız. Caminin içinde çöpe atılması gereken bir şeyi fark ettiğinde onu alıp cebine koyarak ibadet sonunda çıkarken çöp kutusuna atan nice hassas Müslümanlara şahit olmuşuzdur. Ayrıca camiye yemek veya atıştırmalık getirildiyse temizliği korumak için içeride yenilmemesi gerekir.
Mescid-i Nebevi’nin temizlik işlerini yapan bir kadın sahabinin vefat ettiğini kendisine haber vermeyen ashabına sitemle Allah Resulü, “Vefatını bana haber vermeniz gerekmez miydi?”, “Bana onun kabrini gösterin.” buyurmuş ve kabrini ziyaret edip onun için cenaze namazı kılmıştır. Hz. Peygamber, bu davranışıyla çevresindekilere vefasını ve mescide hizmet edenlere verdiği değeri göstermiştir. (Buhari, Salat, 72.)
Camiye girerken ve camiden çıkarken
Camiye sağ ayakla adım atarak girmek ve çıkarken sol ayakla çıkmak Müslümanların ortak davranışlarındandır. Hz. Nebi’nin (s.a.s.), “Biriniz camiye girdiğinde, ’Allâhümmeftah lî ebvâbe rahmetik (Allah’ım, bana rahmetinin kapılarını aç!)’ çıktığında ise ’Allâhümme innî es’elüke min fadlik (Allah’ım, senden senin lütfunu istiyorum!)’ desin.” (Müslim, Müsafirîn, 68.) buyruğuna uyarak bu duaları söylemek, sünnete uygun bir uygulamadır. Ayrıca ayakkabılar düzenli şekilde ayakkabılığa konulmalı, gerekiyorsa caminin temizliğini korumak için poşete konularak içeri alınmalıdır.
Hz. Peygamber’in tavsiyesi üzerine camiye giren Müslüman, burayı selamlama mahiyetinde “tahiyyetü’l-mescit” namazı kılar: “Sizden biriniz mescide girdiğinde oturmadan iki rekât namaz kılsın.” (Müslim, Salatü’l-Müsafirîn, 69.) Turistik amaçlı seyahatlerde uğranılan beldede bir cami ziyaret edildiğinde iki rekât namaz kılınırsa sünnete riayet edilmiş olunur. Camiye girildiği vakit imam namaza başlamışsa cemaate uyulur.
Elbiseler temiz olmalıdır. Vücudun örtülmesi gereken yerleri açık olmamalı, erkekler dizin üzerinde kısa şort giymemeli, kadınlar da başörtüsü takarak cami adabına uygun elbiseler giymelidir.
Camiye girerken cep telefonları sessize alınır ve cami içinde gerekmedikçe telefonla meşgul olunmaz. Çocukların sesli ve müzikli oyuncaklarını camiye getirmemeleri daha uygun olacaktır. Çünkü bunlar dikkatleri dağıtabilir ve rahatsız edici olabilir. Camiye girerken karşılaşılan kimselere tebessüm ederek selam vermek Müslümanlar arasında güveni ve ülfeti yaymaya vesile olacaktır.
Cami içinde adap
Müslüman, camiye girdiği zaman Allah’a yakınlık hisseder, secdeye vardığında manevi bir atmosfere girerek O’na yakın olmanın manevi hazzını daha da derinden duyar.
Namazı beklemek için camide abdestli bulunanların, bu süre içinde âdeta namazdaymış gibi sevap kazanacakları, meleklerin onlara dua ettiği bir hadis-i şerifte beyan edilmektedir. (Buhari, Ezan, 30.) Camide zikir, istiğfar, Kur’an okuma ve namaz kılma gibi güzel ameller işlemek için gayret etmeli ve dedikodu yapmaktan sakınılmalıdır. Vaaz veya hutbe veriliyorsa vaize/hatibe bakarak can kulağıyla dinlemek gerekir. Camide diğer insanlara ve çocuklara dostça ve nazik bir şekilde davranılmalıdır. Kitaplıktan alınan kitabı veya tespih gibi araçları camiden ayrılırken yerlerine koymak ihmal edilmemesi gereken bir sorumluluktur.
Resulullah (s.a.s.), mescitte bulunduğu sürece Müslüman’ın ağırbaşlı ve sükûnetle hareket etmesini gerekli görmüş, bu sükûneti bozacak her türlü söz ve davranıştan ashabını menetmiştir. Cemaate yetişmek niyetiyle bile olsa cami içinde koşuşturmayı uygun görmemiş, “Yetişebildiğiniz kadarını imamla birlikte kılınız, yetişemediğiniz rekâtları da kendiniz tamamlayınız.” (Buhari, Ezan, 21; İbn Mace, Mesacid, 14.) buyurmuştur.
Mescitte ibadet ederken de ölçülü hareket edilmesi gerektiğini işaret eden Allah Resulü, kendisi itikâfta bulunduğu sırada bazı sahabenin yüksek sesle Kur’an okuduklarını işitince, “Dikkat edin! Hepiniz Rabbinize münacat ediyorsunuz. Birbirinizi rahatsız etmeyin! Kıraatte -ya da namazda- biriniz sesini diğerinden daha fazla yükseltmesin!” (Ebu Davud, Tatavvu, 25.) buyurarak onları uyarmıştır. Cami içinde biriyle konuşmak zorunda kalan kimse de mutlaka kısık sesle konuşmalıdır.
Camide uygun şekilde ve bir düzene göre oturmak hem adaba riayet etmek hem de sonradan gelen kardeşlerini düşünmektir. Peygamberimizin, “Saflarınızı düz tutunuz. Zira safların düzgün olması namazın tamam olmasını sağlayan hususlardan biridir.” (Müslim, Salat, 124.) buyruğu gereği, cemaatle namaz kılarken saflar düzgün ve sık tutulur. Allah Resulü, namaza başlamadan önce bazen bizzat cemaatin saflarını düzeltir ve omuzlarına dokunarak, “Düzgün durun, karışık durmayın ki kalpleriniz de karmakarışık olmasın! ” (Müslim, Salat, 122.) uyarısıyla Müslüman’ın, camide Allah’a kulluk amacıyla yakaladığı ruh birliğinin, düzgün saf tutarak şeklen de tezahür etmesinin gereğine vurgu yapmıştır. Hz. Peygamber (s.a.s.), mescide gelmek isteyen kadınlara mani olunmamasını istemiş, kadınların rahatsız olmamaları için mescidin bir kapısını onlara tahsis etmiştir. (Hadislerle İslâm, c. 2, s. 294.) Günümüzde de kadınlar için camilerde özel yerler ayrılmıştır.
Yorgun olan kimse namaz kılanlara engel olmayacak şekilde camide bir yerde dinlenebilir. Nitekim Allah Resulü bazı zamanlarda mescitte dinlenmiştir. (Ebu Davud, Taharet, 137.)
Camiyi seven, koruyan ve ibadet için camilere gelip giden kimse hesap gününde Allah’ın himayesinde olur. Yüce dinimizin şiârlarından olan camilerimiz, mimarisiyle ve maneviyatıyla bütün insanlığı kurtuluşa çağıran, onları bağrına basan ve darüsselama (esenlik yurduna) davet eden bir dost gibidir. Hakk’ın evine samimiyetle ve adap ile varılmalıdır.