BÜYÜK BİR FETİH
BÜYÜK BİR FATİH
Sümeyra ÇELİK
Takvimler yapraklarını, aylar isimlerini değiştirir ve insan büyür. Dünya seferinde geçirdiği süreyle ilişkilendirilerek kişinin büyüdüğüne hükmedilir. Böylece büyüklük, biraz nicelik biraz tecrübe biraz da saygınlık anlamı kazanır. Bu yazının konusu büyük kelimesini sayıların esaretinden kurtarmak yahut nicel sonuçlara bağlanan şeylerin anlamsızlığını ispat etmek değildir. Ancak büyüklüğün arka sıralarda kalan anlamına tarihî örnekliklerle bir projeksiyon tutmak niyetindedir.
Bazı kişilerin davranışları bazılarının düşünceleri bazılarının da ahlakı büyüktür. Bazı olayların ise tamamı. Tarihin kırılma noktası yaşadığı İstanbul’un fethi de mezkûr büyüklüklerin hepsini içerir mahiyettedir. Büyük bir övgü, büyük bir komutan ve büyük bir fetihtir.
Sayılardan ve rakamlardan azade olan büyüklük bahsine gelirsek sadece yirmi bir yaşında çağın akışını iyi, doğru ve güzele doğru değiştiren bir büyük, tarih sahnesinde belirir. Esasında onun yaşı daha tek haneli rakamlardayken bile büyüktür. Çocukluğun o engin dünyasında büyük hayalleri olan bir şehzade, küçük yaşlarda devlet ricaline dâhil olmuş bir siyasetçidir. Babası Sultan II. Murat tahttan çekilip devleti eline bıraktığında henüz on iki yaşında tecrübesiz bir oğuldur. Yaşının küçüklüğü içeride ve dışarıda pek çok kimseyi sevindirmiş olsa da Sultan II. Mehmet büyük işlerin adamı olmayı en başından beri uhdesinde barındırır. İsyanlar, savaşlar ve entrikalar arasında geçen birkaç yıl içinde ikinci kez tahta çıktığında ise yaşı on dokuzdur. İç buhranlar, siyasi çalkantılar ve dört bir yanı düşmanla çevrili olarak devraldığı saltanatını birkaç yıl gibi kısa bir sürede İstanbul’un fethiyle taçlandırır. Mehmet Çelebi Sultan’ın fetih hayallerini çocukluğuna kadar götürenler de vardır. Belki de yaşının küçüklüğü büyük fetihlere kapı açan iştiyakının sebebidir. Gençliğin en verimli ve cesur demlerinde büyük hayallerinin peşinde koşar. Rakamlardan kurtardığı hesaplarıyla büyük işler başarır. Zamanında genç padişahın mutlak iktidarını sağlayacak tek şeyin fetih olduğu herkesin malumudur. Meşveret meclislerinde taraftarlar ve aleyhtarlarla süren savaşlar ise fethin arkasındaki tablonun karmaşıklığını yansıtır. Bu meclislerde yaşanan karşıtlık, elli üç günlük kuşatma esnasında dahi hararetinden hiçbir şey kaybetmeyecektir.
Dünya tarihine yön veren olaylar listesinde İstanbul’un fethi ilk sıralarda yer alır. Fethin gerçekleştiğine inanamayanların yaşadığı büyük şok hesaba dâhil edilirse hadisenin ehemmiyeti aşikâr olur. Siyasi, kültürel, sosyal ve coğrafi olarak pek çok sonuçlar doğuran bu fetih dinî anlamda da müstesna bir konuma sahiptir. “Tanrısal bir mühür” olarak görülen İstanbul’un fethine II. Mehmet’in sıra dışı kişiliği de dâhildir. Sultan Mehmet, Tuna’ya kadar uzayan devletin topraklarını yekpare hâle getirmeye sevdalı bir lider, dâhi, bilgin, hükümran, genç bir komutan ve çağının önünde biridir.
İstanbul’un doğu ve batısına hâkim olan genç padişah, peygamber kavlinin peşinden gidip işaret edilen şerefe ulaşmak ister. İstanbul’u fethedecek komutan ve askeri öven sözlerin mazhargâhı olmak için kolları sıvar. Fetih için ilk kazmayı vurduğu Rumeli Hisarı’nın yapımı sadece birkaç ay sürmüştür. Yeni Çağ’ın kapıları ise Sultan’ın özel yapımı topunun surda açtığı bir gedik ile açılır. Yirmi sekiz kuşatma gören İstanbul’un alınamamasına gerekçe gösterilen Bizans’ın sağlam surları II. Mehmet ile şöhretini kaybeder. Dönemin en muhkem surları sadece elli üç gün muhasaraya dayanabilir. Surların en zayıf halkasını oluşturan Haliç yönünün denizden ulaşımı engellemek için zincirlerle kapatılması da işe yaramaz. Bu durumun Sultan’ı kısıtlayıcı bir tarafı olmaz. Gemileri karadan yürüterek bütün zamanların efsane komutanı olma sıfatının haklı sahibi olur. Sultan Mehmet yirmi bir yaşında fethe zihnini, gönlünü ve bedenini adamış bir padişah olarak İstanbul’un fatihi olur. Artık büyük bir fethin büyük fatihidir. 29 Mayıs 1453’te Doğu Roma İmparatorluğunun yüzlerce yıllık başkenti fethedilir ve Müslüman Türk askeri, peygamber övgüsüne nail olur. Fetihten sonra genç sultanın dünya üzerindeki mutlak hâkimiyetini imparator Kostantin’in şu satırları teyit eder niteliktedir: “Eğer bu şehrin senin olması Tanrı’nın iradesi ise buna karşı çıkacak kimse nerededir? En adil, en büyük yargıç ikimizi birden yargılama kürsüsünün önüne çıkarıncaya kadar mutluluk içinde saltanat sür.” (Saffet Dağdeviren, “İstanbul’un Fethi Üzerine...” Anatolia: Turizm Araştırmaları Dergisi, c.2, s.2, 1991.)
İstanbul’un fethi dünyada artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlatır büyüklüktedir. Sanattan ekonomiye siyasetten sosyal hayata kadar bütün dengeleri değiştirir. Bir devri sonlandıran bu müstesna fetih; kitaplara, şiirlere, efsanelere ve birçok sanat dalına başrolden girer. Tasvirler ve anlatılar fetihle şenlenir. Fetihnameler bu büyük zaferin taşıyıcısı olur. Edebî bir tür olarak anılan fetihnameler aynı zamanda tarihe kaynaklık eder. Nişancı denilen resmî görevlilerce kaleme alınan fetihnamelerde fetih seferinin başından sonuna kadar yaşananlar anlatılır, fetih ruhunu canlı tutar. İstanbul’un fethini yirmi birinci yüzyılda anlatan şiirler de âdeta bu fetihnamelerin peşi sıra gelir. Böylece gazavatnameler, fetihnameler, kahramanlık hikâyeleri, şiirler vs. ile büyük fetih, edebî olarak da nesilden nesile aktarılır.
Asırlar sonra dahi fethin coşkusuna işaret eden Canım İstanbul şiirinde Necip Fazıl Kısakürek Fatih Sultan Mehmet’i şöyle anar:
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik
Bulutta şaha kalkmış Fatih’ten kalma kır at
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat
Fethin tasvirlerini en güzel anlatan dizelerden bir diğeri de Orhan Seyfi Orhon’un İstanbul’un Fethi adlı şiiridir. Adım adım bizi surların dibine kadar götüren mısralarında şöyle der:
Mevsim mayısın sonları, yaz başlamış artık,
Gittikçe açılmakta, dağılmakta karanlık.
Her şey hareketsiz, ağaran tan yeri sessiz,
Kalmış gibi şehrin sarılan bağrı nefessiz...
Bir korkulu rüyayı yataklarda sayıklar,
Dalgın uyuyanlar beraber uyanıklar...
Bir saltanatın son gününün korkusudur bu!
“-Türkler hareketsiz duruyor, bir pusudur bu!”
Kostantin ümitsiz, saray erkânı telaşta
Surlarda Bizans askeri, Jüstinyani başta!
Çarpmakta bugün bir yeni korkuyla yürekler,
Zağnos Paşa bir yanda hücum emrini bekler.
Fetih ufkunu günümüze taşıyan satırlarıyla Arif Nihat Asya, Fetih Marşı ile bizi yeniden o günlere getirir ve mesaj yüklü fetihten herkesin heybesini dolduracak şu dizeleri yazar:
Yürü: Hâlâ, ne diye oyunda oynaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!
Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden…
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...