BÜREYDE B. HUSAYB
MERV’DE İSLAM’IN SANCAKTARI
Enbiya YILDIRIM
Allah Resulü’nün sevgili arkadaşlarının hayatlarını okuduğumuzda, İslam’ın insanlara ulaşması için çok uzak bölgelere gittiklerini görürüz. Gittikleri beldelerde gösterdikleri çabayı, çektikleri sıkıntıyı okuyunca da gözlerimiz buğulanır. Bu durum, her birinin gönül dünyamızdaki yerini daha da pekiştirir. Büreyde b. Husayb da onlardan biridir.
Peygamber Efendimiz ile karşılaşması
Büreyde, Mekke ile Medine arasında ama Medine’ye daha yakın bir yerde yerleşik olan Eslem kabilesinin Sehmoğulları kolundandı. Allah Resulü ile yolunun kesişme kıssası çok çarpıcıdır:
Hz. Peygamber, Hz. Ebubekir ile birlikte Mekke’den ayrılıp Medine’ye doğru hicret edince onu katletmeye karar veren Mekkelilerin azgın liderleri, onu ellerinden kaçırmış olmanın verdiği öfkeyle tam anlamıyla deliye dönmüşlerdi. Çünkü giderse gittiği yerde güçlenerek ileride Mekke’yi ellerinden almasından korkuyorlardı. Bu nedenle şehirden gitmesi onlar için yeterli değildi. Katledilirse sorunları bitecek ve kurulu düzenleri işlemeye devam edecekti. Bunu bildiklerinden dolayı her tarafa hızlıca haber salarak Son Elçi’yi diri veya ölü olarak getirecek kimseye büyük mükâfat olarak yüz deve vadettiler. Devasa ödül pek çok kabileyi Resulullah’ı yakalamak için harekete geçirdi. Bu nedenle bölgelerinden geçen yabancılara kim olduklarını sormaya başladılar.
Allah Resulü ve Hz. Ebubekir hicret sırasında yol güzergâhı üzerindeki Büreyde’nin kabilesinin bölgesine de uğradılar ve burada istirahate çekildiler. Bunu öğrenen Büreyde ve beraberindeki yetmiş kadar kabile mensubu Hz. Peygamber’in yanına geldi. Resulullah ile ilk kez karşılaşıyorlardı. İlk önce Hz. Peygamber ona adını sordu. O da Büreyde deyince Allah’ın Elçisi Hz. Ebubekir’e, “Durumumuz sükûnete ve huzura erdi.” buyurdu. Ardından, “Kimlerdensin?” diye sordu. “Eslem kabilesinden.” diye cevapladı. Hz. Peygamber bu sefer Hz. Ebubekir’e, “O hâlde selametteyiz.” buyurdu. Sonra “Eslem’in hangi kolundansınız?” diye sordu. O da “Sehm” kolundan deyince Hz. Peygamber bu kez, “Ebubekir! Senin payın çıktı.” buyurdu. (İbnü’l-Esir, Üsdü’l-ğâbe, I, 367.) Görüldüğü üzere Hz. Peygamber, Büreyde ile yaptığı konuşmada nezaketli ve hayra yorumlayan bir üslup kullandı. Zira “Büreyde” kelimesi “sükûnet ve serinlik”, “Eslem” kelimesi “selamet”, “sehm” de “pay” anlamına gelmekteydi. Hz. Peygamber bu kelimelerin güzel anlamları üzerinden onlarla sıcak bir iletişim kurmuş oldu.
Sonrasında Büreyde Hz. Peygamber’e kim olduğunu sordu. Allah Resulü de şöyle buyurdu: “Ben Allah’ın Resulü, Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah’ın oğlu Muhammed’im.” (Nureddin Halebi, es-Sîretu’l-Halebiyye, II, 71.) Ardından Büreyde ve arkadaşları oturmakta olan Resulullah ve Hz. Ebubekir’e eşlik ettiler. Peygamberimiz de kendilerini ve davalarını onlara anlattı. Onlara İslam’ı tebliğ etti. Sorularına cevaplar verdi. Anlatılanın doğrudan fıtratlarına hitap ettiğini anlayan heyetin tamamı oracıkta İslam’ı kabul etti ve Allah Resulü’nün ardında hep birlikte yatsı namazını kıldılar. (İbnü’l-Esir, Üsdü’l-ğâbe, I, 367.) Sevgili Peygamberimiz, Büreyde’ye Kur’an’dan bazı ayetleri de öğretti ve içtenliği ile yardımseverliğini takdir ederek şöyle buyurdu: “Büreyde, halkı için iyi bir adam ve onların gururudur.” (İbn Asâkir, Târîhu Dımaşk, LXXI, 379.) Büreyde de ileride o günlerden bahsederken şöyle diyecektir: “Allah’a hamdolsun. Sehm kabilesi zorla değil isteyerek Müslüman oldu.”
Ardından Resulullah (s.a.s.) hicret yolculuğuna devam etti. Medine’ye girecekleri zaman Büreyde koşup arkalarından onlara yetişti. Peygamberimize şehre sancaksız girmelerinin uygun olmayacağını söyledi. Bunu der demez de sarığını çıkarıp bir mızrağın başına bağladı ve kafilenin önünde yürüdü. (İbn Hibbân, es-Sikât, III, 29.) Böylece İslam’ın ilk sancaktarı Büreyde oldu.
Medine günleri
Büreyde, Hz. Peygamber’den bir süre sonra gelip Medine’ye yerleşti. Öncesinde Bedir ve Uhud gazvelerine katılamadı ancak şehirde bulunduğu zaman diliminde Hz. Peygamber’le birlikte on altı gazveye iştirak etti. Allah Resulü hicret sırasında tanıdığı Büreyde’deki kabiliyeti fark etmişti. Bu nedenle Medine’ye gelmesinden sonra Beni Mustalik Gazvesi öncesinde onu karşı tarafın hazırlıklarıyla ilgili bilgi toplamak üzere görevlendirdi. O da düşman tarafına giderek sanki onlarla birlikte hareket edecekmiş gibi davranıp yaptıkları tüm hazırlıkları inceden inceye öğrendi. Getirdiği kıymetli bilgiler Müslümanların hazırlıklarının şekillenmesine büyük katkı sağladı. Hemen işe giriştiler ve ardından da müşriklerin üzerine gidildi. Karşı tarafın tam anlamıyla hezimete uğratıldığı harbin ardından Peygamberimiz ona yeni bir görev verdi: Ele geçirilen esirlerin gözetimi onun sorumluluğunda olacaktı.
Hudeybiye yolunda
Hz. Büreyde, Mekke ile Medine arasındaki yolları çok iyi biliyordu. Müslümanlar umre için Medine’den yola çıktıklarında onlara rehberlik etti. Böylece Mekkelilerin göndermiş oldukları keşif güçlerinin Müslümanları takip etmesini engelledi. Bu yolculuk sırasında Hudeybiye denilen yerde, Büreyde’nin de içinde yer aldığı müminler Hz. Peygamber’e bağlılık yemini etti ve katılanlar Yüce Rabbimiz tarafından övüldü. (Fetih, 48/18.) Bu biat, daha sonraları Rıdvan Biati diye meşhur olmuştur. Aynı yerde bir güzel gelişme daha oldu: Mekkeli müşriklerin Medine İslam Devleti’ni resmen tanıdıklarını gösteren anlaşma metni imzalandı. Buna da şahitlik eden Büreyde’nin hayatına bir güzellik daha eklenmiş oldu.
Hz. Büreyde, Hayber’in fethinde de bulundu. Daha sonraları bu gazveden bahsederken surlarda açılan bir gedikten içeri daldığını ve üzerindeki kırmızı elbise nedeniyle herkesin kendisini gösterip işaret ettiğini fakat bu durumun tevazuya aykırı olması nedeniyle giydiği elbiseye çok üzüldüğünü ve Müslüman olduktan sonra bundan daha büyük bir hatasını hatırlamadığını söyleyecektir. (Zehebi, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, II, 470.)
Mekke’nin fethi sırasında kabilesi olan Eslem’in iki sancağından birini taşıyan da o idi.
Bunun ardından Peygamberimiz tarafından kendi kabilesi ile Gıfar kabilelerine zekât görevlisi olarak gönderildi. Bizanslılara karşı düzenlenen Tebük Seferi için Hz. Peygamber bütün kabilelerden kendi durumlarına göre silah ve insan yardımı istedi. Çünkü karşılarında büyük bir imparatorluk vardı. Bu bağlamda Büreyde’ye de kendi kabilesini sefere hazırlamasını istedi. Allah Resulü vefat etmeden önce de Suriye tarafına gönderilmek üzere bir ordu hazırlattı. Komutanlığını da Üsame b. Zeyd’e verdi. Büreyde de ordunun sancağını taşımakla görevlendirildi. Tüm bunların yanında o, Peygamberimizin vahiy kâtiplerindendi.
İslam’a sunmuş olduğu hizmetlere ve Hz. Peygamber’in verdiği vazifelere bakılacak olduğunda Allah Resulü’nün, yetenekli sahabisini ne derece sevdiği ve itimat ettiği hemen anlaşılacaktır.
Resulullah sonrası
Hz. Ömer, iyi tanıdığı bu yetenekli sahabiyi bazı bölgelerde kumandan olarak görevlendirdi. Büreyde (r.a.), Güney Irak’ın fethedilmesinden sonra da yeni kurulan Basra şehrine taşındı. Burada davet çalışmalarını sürdürdü. Hz. Osman döneminde de içinde kaynayan cihat ateşinin peşinden gitmek üzere Basra’dan ayrılıp Horasan’ın fethine katıldı. Buradaki seferlerinden birinde Ceyhun Nehri’ne bakarak huzur bulduğu cihadın önemini anlatmak için şöyle dedi: “Atlarla atları kovalamaktan başka hayat yoktur.”
Büreyde, 681 yılında vefat edene kadar Merv’de kaldı. Bu süre zarfında kendisini, insanların kazanılmasına ve İslami hizmetlere adadı. Vefat ettiğinde sahip olduğu dünyalık ise bir eşek semeriydi. Ölmeden önce de bir vasiyette bulundu ve mezarının başına iki hurma fidanı dikilmesini istedi. Yaşamı boyunca Hz. Peygamber’i örnek almış olan büyük sahabi, vasiyetinde de şu hadisi rehber edinmişti: Resulullah Medine bostanlarından birisine uğrar. Kabirlerinde azap gören iki insanın sesini işitince, “Bunlar azap görüyorlar, ancak büyük bir şeyden dolayı azap görmüyorlar. Fakat bu şeyler esasında büyüktür (önemlidir). Bunlardan birisi idrarından sakınmazdı. Diğeri ise koğuculuk yapardı.” buyurur. Hz. Peygamber sonra yaş bir hurma çubuğu isteyerek iki parçaya ayırır. Her birini bir kabrin üzerine koyar. Kendisine, “Ya Resulallah! Niçin böyle yaptınız?” denilince de şöyle buyurur: “Umulur ki bu dallar kuruyuncaya dek azapları hafifletilir.” (Buhari, 216.)
Kabri hizmetini sürdürüyor
Hz. Büreyde’nin kabri, bugünkü Türkmenistan’ın Merv şehrindedir. Aynı amaç için bölgeye gelen ve Horasan valiliği de yapan sahabi Hakem b. Amr el-Gıfari’ninkiyle yan yanadır. Müslümanlar her vesileyle ikisinin kabirlerini ziyaret etmekte ve Allah Resulü’nün sahabilerine ev sahipliği yaptıkları için kendilerini bahtiyar hissetmektedirler. Çok hoş bir
tanımlamayla da onları “İslam’ın ikiz bayraktarları” diye anmaktadırlar.
Büreyde’nin, Abdullah ve Süleyman adlarında ikiz oğulları vardı. Abdullah’ın babasıyla ilgili sözü Büreyde’nin hayatının özetidir: “Babam, kıyamet gününde doğudaki insanların önderi ve nurudur. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: ‘Ashabımdan herhangi bir kimse bir beldede vefat ederse o sahabi kıyamet günü onların önderi ve nurudur.’” (Buhari, et-Târîhu’l-Kebîr, II, 141.)
Tuttuğu yol
Büreyde, Sevgili Peygamberimizin vefatından sonra ashap arasında yaşanan siyasi sorunlar ile çatışmalarda herhangi bir tarafın yanında yer almadı. Daima Müslümanların hayrını istedi ve herkesin iyi tarafını öne çıkarmaya çalıştı. Böylece gelecek kuşakların, İslam’a büyük hizmetleri olan önceki insanlara nasıl bakmaları gerektiğini öğretti. Nitekim Sicistan’dayken biri onu Hz. Ali, Hz. Osman, Talha ve Zübeyr hakkında tahrik eder ve düşüncesini öğrenmeye çalışır. O ise kıbleye dönerek ellerini açar ve şöyle der: “Allah’ım! Osman’ı bağışla! Ali b. Ebu Talip’i bağışla! Talha b. Ubeydullah’ı bağışla! Zübeyr b. Avvam’ı bağışla!” Böyle dedikten sonra kendisini sıkıştıran kimseye sitemde bulunur.
Rivayet ettiği hadislerden
Büreyde, Resulullah’tan yüz altmış dört hadis rivayet etmiştir. Üç tanesi şunlardır:
1.Resulullah bir adamın şöyle dua ettiğini işitti: “Allah’ım! Senin Allah olduğuna, senden başka hakkıyla ibadete layık hiçbir ilah olmadığına, bir ve Samed olduğuna, doğmamış ve doğurmamış olduğuna, hiçbir benzerinin olmadığına şehadet ederek senden dilerim.” Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki! Bu adam Allah’a, onunla dua edildiğinde duaların kabul edildiği, onunla istenildiğinde isteklere kavuşulan İsm-i Azam’ıyla dua edip istekte bulundu.” (Ebu Davud, 1493.)
2.“Münafıklara ‘efendim’ demeyin. Çünkü onlar sizin sözünüzle efendiniz kabul edilecek olursa Rabbinizin gazabına sebep olursunuz.” (Müsned, 22939.)
3.“Emanete hıyanet eden, kadını kocası keza köleyi de efendisi aleyhine kışkırtan bizden değildir.” (Müsned, 22980.)